Devletin Sınavı: Gülistan Doku, Yetki Suistimali ve Hukukun Zaferi
Devlet; gücünü görkemli binalardan veya makamın heybetinden değil, sıradan bir vatandaşın başı sıkıştığında hissettiği sarsılmaz güven duygusundan alır. O güven zedelendiği an, hiyerarşinin tüm çarkları boşa dönmeye başlar. Gülistan Doku'nun trajik ölümü ve kayboluşu, bu güvenin nasıl parçalandığının en acı kanıtıdır.
Olayın detaylarına bakıldığında, sadece bir genç kızın akıbeti değil, devletin koruma mekanizmasının nasıl çöktüğü gözler önüne serilir. Vali, polis, korumalar ve mülki idarenin en tepe noktalarına kadar uzanan şüphe zinciri, kişisel bir suçtan çıkıp kamu vicdanını kanatan sistemsel bir sınava dönüşmüştür. İddialar, açığa almalar ve koruma polislerinin beyanları, devletin yetkisinin halkın güveni için değil, kişisel çıkarlar veya yakın çevrenin korunması için bir kalkan olarak kullanılıp kullanılmadığı sorusunu gündeme getirmiştir. Vatandaş artık kurumlara değil, vicdana güvenmek zorunda kalıyor; bu durum toplumsal huzuru tehdit eden en büyük risklerden biridir.
Tam da "Güç dengeleri gerçeğin önüne mi geçiyor?" sorusunun zihinleri kemirdiği, delillerin karartıldığı ve yetki suistimalleriyle sürecin tıkandığı anlarda, devletin asıl vakarını hatırlatan bir irade ortaya çıktı. Tunceli Cumhuriyet Başsavcısının sergilediği cesur ve tavizsiz tutum, dosyanın üzerindeki sis perdesini dağıtan en kritik eşik oldu. Baskılara, nüfuz alanlarına ve makamın gölgesine teslim olmadan yürütülen bu kararlı soruşturma; adalet mekanizmasının istenildiğinde nasıl bükülmez bir güce dönüşebileceğini kanıtladı. Ucu kime dokunursa dokunsun usulsüzlüklerin üzerine gidilmesi, karanlıkta kalmış yönleri gün yüzüne çıkardı.
Güç sahiplerinin unvanları ne olursa olsun, hukukun üstünlüğünden kuvvet alanlar gerçek adaleti temsil eder. Bir anne ve baba evladının izini sürerken çaldıkları her kapıda adalet ararlar. Tunceli'deki bu kararlı adli duruş olmasaydı, "Devletin içinde kime güveneceğiz?" sorusu yanıtsız kalacaktı. Ancak hukukun bağımsızlığını koruyan savcıların varlığı, makamı, sıfatı veya koruma ordusu ne olursa olsun kimsenin suç işleme özgürlüğüne sahip olamayacağını gösterdi.
Gülistan Doku dosyası artık sadece bir şehrin ya da bir ailenin meselesi değildir. Bu dosya; bir yanda yetkisini suistimal edenlerin yarattığı tahribatın, diğer yanda ise işini cesaretle yapan yargı mensuplarının hukuku ayakta tutma mücadelesinin sembolüdür. Gerçeklerin üzeri hangi güçle örtülmeye çalışılırsa çalışılsın, adaletin peşini bırakmayanların ve kamu vicdanının sayesinde hakikat eninde sonunda tecelli edecektir. Çünkü devleti devlet yapan, yetkiyi elinde tutanların imtiyazı değil, hukukun herkes üzerindeki mutlak hakimiyetidir.