ASFALTA SABIR SINAVI

Bir korna sesiyle başlıyor çoğu zaman… Aslında “çekil” demekti belki ya da sadece küçük bir uyarı. Ama bugünlerde kornalar konuşmuyor, adeta bağırıyor. Ardından camlar açılıyor, kelimeler sertleşiyor, bedenler geriliyor. Türkiye’de son yıllarda “trafik kavgası” dediğimiz o çirkin sahneler, artık birer istisna değil; akşam haberlerinin, sosyal medya videolarının sıradan birer görüntüsü hâline geldi.
Sabah evden çıkıyoruz; zaten geç kalmışız, zaten yorgunuz. Yol kalabalık, herkes aceleci, kimsenin kimseye tahammülü yok. Bir bakış yetiyor kavga çıkmasına. Sonra bir bakmışız, iki araç durmuş; ortada sadece kör bir öfke var, akıl ise çoktan devre dışı kalmış. Peki, ne oldu bize? Direksiyon başına geçince neden birer "modern gladyatöre" dönüşüyoruz?
Aslında mesele sadece yol verme davası ya da trafik yoğunluğu değil. Mesele, kaybettiğimiz o kadim "sabır." Direksiyonun başına geçen, sanki hayatta biriken ne varsa orada dökmek ister gibi sürüyor. Patronuna kızgın olan, evde huzuru kaçan ya da geçim derdiyle boğuşan, tüm öfkesini hiç tanımadığı birinden çıkarmak istiyor. Direksiyon başında sadece aracımızı değil, birikmiş hayal kırıklıklarımızı da sürüyoruz.
Yavaş giden suçlu, hızlı giden düşman… Oysa herkesin derdi başka. Kiminin acelesi var, kiminin korkusu. Kimi ekmek teknesinin başında, kimi evine sağ salim varma derdinde. Bir de işin içine alkol ya da anlık bir cinnet hali girince; fren tutmuyor, dil durmuyor. Sonrası ise ya karakol ya hastane ya da bir ömür taşınacak o ağır pişmanlık.
“Eskiden böyle değildi” diyoruz ya, haklıyız. Şehirler büyüdü ama yollar dar geldi. İnsanlar kalabalıklaştı ama gönüller küçüldü. Şunu unuttuk: Trafikte karşımızdaki bir metal yığını değil, bir insan. O da bizim gibi yorgun, belki çaresiz, belki de sınırda. Bir saniyelik sabır, bazen bir ömrü kurtarır.
Trafik, toplumun aynasıdır. Orada gösterdiğimiz tahammül, aslında birbirimize ne kadar katlanabildiğimizin resmidir. Resmî rakamlar kazaları yazar ama sönen ocakları, yok olan huzuru ölçemez. Yolları sakinleştirmek istiyorsak, önce içimizdeki o gürültüyü susturmak zorundayız. Çünkü trafikte kaybolan şey sadece zaman değil; vicdanımız ve insanlığımızdır.