BARAJ KAPAKLARINDAN TEMİZ ENERJİYE

Suyun Gücü: Baraj Kapaklarından Temiz Enerjiye

Kıymetli TURAN Gazetesi okurları,

Son günlerde Türkiye’nin farklı bölgelerinde etkili olan aşırı yağışlar, barajlarımızı yeniden gündemin merkezine taşıdı. Kimi yerde dolusavak kapakları yıllar sonra açıldı, kimi yerde ise kontrollü su tahliyeleri başladı. İlk bakışta bu görüntüler sadece “baraj doldu, kapak açıldı” şeklinde değerlendirilebilir. Oysa mesele bundan çok daha büyüktür.

Çünkü su; doğru yönetildiğinde yalnızca bir doğal kaynak değil, aynı zamanda enerji güvenliğinin, tarımsal üretimin, içme suyu temininin ve taşkın kontrolünün temel unsurudur.

Hidroelektrik santraller de bu noktada özel bir yere sahiptir. Güneş ve rüzgâr gibi yenilenebilir kaynaklar temiz enerji dönüşümünün önemli parçalarıdır. Ancak hidroelektrik, ihtiyaç duyulduğunda hızlı devreye girebilmesi, şebekeyi dengelemesi ve yerli bir kaynak olması bakımından ayrı bir stratejik değere sahiptir. Kısacası hidroelektrik enerji, sadece elektrik üretmez; aynı zamanda sistemi ayakta tutan güvenilir bir denge unsurudur.

Bugün dünyada hidroelektrik üretimin 2060 yılına kadar önemli ölçüde artacağı öngörülmektedir. Fakat güneş ve rüzgâr yatırımları çok hızlı büyüdüğü için hidroelektriğin toplam üretimdeki payı oransal olarak azalacaktır. Bu durum hidroelektriğin önemini azaltmaz; tam tersine, değişen enerji sistemlerinde daha akıllı, daha esnek ve daha planlı kullanılmasını zorunlu kılar.

Ülkemizde son günlerde yaşanan yağışlar sonrası Keban, Özlüce, Pembelik, Seyrantepe, Yusufeli, Artvin, Borçka ve Muratlı gibi barajlarda su seviyelerinin yükselmesiyle kontrollü tahliyeler yapılması, bize önemli bir gerçeği tekrar hatırlattı: Barajlar yalnızca enerji tesisi değil, aynı zamanda can ve mal güvenliğini koruyan stratejik altyapılardır.

Dolusavaklardan akan suyu “boşa giden su” olarak görmek doğru değildir. Bu tahliyeler, baraj güvenliği ve taşkın riskinin azaltılması için yapılan mühendislik temelli işletme kararlarıdır. Önemli olan suyu afete dönüşmeden yönetebilmek, enerjiye dönüştürebilmek ve havza ölçeğinde doğru planlayabilmektir.

Elbette hidroelektrik projeler çevresel etkilerden bağımsız düşünülemez. Dere yatakları, balık geçitleri, ekosistem dengesi, sediman taşınımı ve yerel halkın beklentileri mutlaka dikkate alınmalıdır. Ancak bu durum hidroelektriğin değerini azaltmaz. Aksine, daha bilimsel, daha şeffaf ve daha sürdürülebilir bir su yönetimi anlayışına ihtiyaç olduğunu gösterir.

Bugün iklim değişikliği nedeniyle bir dönem kuraklığı, başka bir dönem aşırı yağışları konuşuyoruz. Bu nedenle suyu artık sadece “çok” ya da “az” diye değil; zamanı, yeri ve etkisiyle birlikte yönetmek zorundayız. Türkiye’nin enerji bağımsızlığı yolunda güneş, rüzgâr, jeotermal ve biyokütle kadar hidroelektrik de vazgeçilmezdir.

Son söz olarak şunu ifade etmek isterim:

Hidroelektrik enerji, yalnızca elektrik üreten bir kaynak değildir; suyu, güvenliği, tarımı ve enerji sistemini aynı anda yöneten stratejik bir güçtür.

Suyun gücünü heba etmeden, doğayla kavga etmeden, bilimin ve mühendisliğin rehberliğinde yönettiğimiz sürece daha temiz, daha güvenli ve daha bağımsız bir enerji geleceğine ulaşmamız mümkündür.

Esen kalınız…