BASKİL KAYISISI KİMİN GÖLGESİNDE KALDI

Bazı şehirlerin kaderi, toprağında yetişen ürünle yazılır. Kimi üzümüyle, kimi fıstığıyla, kimi inciriyle anılır. Baskil’in kaderi de kayısıyla yazılmıştır.

Ama gariptir; o kayısı dallarında Baskil’in güneşiyle kızarır, Fırat’ın rüzgârıyla olgunlaşır, üreticinin nasırlı eliyle toplanır; fakat pazara çıktığında çoğu zaman başka bir adın gölgesinde kalır.

Bugün sormamız gereken soru şudur:

Baskil kayısısı neden hâlâ kendi adıyla hak ettiği değeri alamıyor?

Bu soruya yalnızca duyguyla cevap veremeyiz. “Kayısı bizimdir” demek yetmez. Çünkü artık bir ürünün sahibi olmak, yalnızca onu üretmekle değil; onu belgelemekle, korumakla, markalaştırmakla ve hukuk düzeni içinde savunmakla mümkündür.

Malatya Kayısısı coğrafi işaret almıştır. Sadece Türkiye’de değil, Avrupa Birliği nezdinde de tescilli bir değerdir. Üstelik mevcut tescil sınırları içinde Baskil de yer almaktadır. Yani mesele, Baskil’in kayısı havzasının dışında bırakılması değildir. Asıl mesele, Baskil’in bu büyük havzanın içinde adı silikleşmiş, emeği görünmez kılınmış, markası geri planda kalmış bir üretim merkezi haline getirilmesidir.

İtirazımız tam da buradadır.

Baskil üretir, başkası pazarlar. Baskil yetiştirir, başkası marka değeri kazanır. Baskil’in çiftçisi bahçede donla, doluyla, kuraklıkla, maliyetle boğuşur; fakat ürünün hikâyesi yazılırken Baskil çoğu kez dipnot olarak kalır.

Oysa bir ilçenin emeği dipnot olamaz. Bir üretim kültürü paranteze alınamaz.

Bir coğrafyanın alın teri başka bir tabelanın altında eriyip gidemez.

Elbette şu gerçeği de açıkça söylemek gerekir: “Kayısının ilk çıkış yeri kesin olarak Baskil’dir” iddiası, tarihî ve bilimsel bakımdan güçlü şekilde ispatlanması gereken ağır bir iddiadır. Kayısının anavatanı konusunda Orta Asya’dan İran’a, Kafkasya’dan Anadolu’ya uzanan farklı tarihî görüşler vardır. Bu nedenle Baskil’in hak arayışını yalnızca “ilk bizde çıktı” söylemi üzerine kurmak doğru bir strateji değildir.

Ama Baskil’in asıl gücü zaten burada değildir.

Baskil’in gücü, kayısının ilk doğduğu yer olduğunu iddia etmekten çok, kayısının bu topraklarda nasıl farklılaştığını gösterebilmesindedir. Baskil’in güneşi, rakımı, toprağı, Fırat havzasının iklimi, kurutma geleneği, üretici tecrübesi ve ürün kalitesi ayrı bir dosyanın konusudur.

Hukuken de önemli olan budur.

Coğrafi işaret hukuku, “bu ürün dünyada ilk nerede doğdu?” sorusundan çok, “bu ürün bu coğrafyada hangi ayırt edici niteliği kazandı?” sorusuna cevap arar.

O halde Baskil’in yolu bellidir.

Önce hamasetten çıkıp dosyaya girmek gerekir. Duygusal sahiplenmenin yanına bilimsel veri konulmalıdır. Baskil kayısısının şeker oranı, kuru madde miktarı, aroma yapısı, renk özelliği, meyve

iriliği, kuruma kabiliyeti, raf ömrü, hasat dönemi, toprak ve iklim bağı ortaya konulmalıdır. Baskil’in farkı kürsü konuşmalarında değil; laboratuvar raporlarında, üretim kayıtlarında, ticari belgelerde ve tarihî arşivlerde ispatlanmalıdır.

Bu noktada hakkı teslim edilmesi gereken kurumsal çabalar da vardır. Elazığ Tarımsal Kalkınma Kooperatifi’nin, yani ETAK’ın Baskil kayısısını işleme, paketleme, analiz etme, markalaştırma ve katma değerli ürünlere dönüştürme yönündeki gayretleri önemlidir. Çünkü Baskil kayısısı sadece dalından koparılan bir meyve olarak değil; yağıyla, reçeliyle, marmeladıyla, hoşafıyla, sabunuyla, paketlenmiş ve kimliği belirgin bir ürün ailesi olarak da değer kazanabilir. Bu çaba, doğru yürütülürse coğrafi işaret mücadelesinin de ekonomik ayağını güçlendirecek niteliktedir.

Zira coğrafi işaret, yalnızca bir belge değildir.

Coğrafi işaret; üreticinin emeğini koruyan, tüketiciye güven veren, ürünü taklitten ayıran ve yöre ekonomisine değer katan bir kalkınma aracıdır. Bu nedenle Baskil kayısısı meselesi yalnızca bir tabela meselesi değildir. Bu mesele, üreticinin ürününe kendi adıyla değer biçtirme meselesidir.

İkinci olarak ürün adı doğru belirlenmelidir. Genel bir “Baskil Kayısısı” başvurusu, mevcut Malatya Kayısısı tesciliyle çakışabilir. Çünkü Baskil zaten o tescilin coğrafi sınırı içinde yer almaktadır. Bu nedenle daha akıllı, daha teknik ve daha savunulabilir bir yol izlenmelidir.

Baskil’in farkı taze tüketimdeyse “Baskil Taze Kayısısı”, sofralık kalitedeyse “Baskil Sofralık Kayısısı”, kurutmalık ve gün kurusu özelliğindeyse “Baskil Gün Kurusu Kayısısı” gibi daha belirgin, ayırt edici ve hukuken savunulabilir bir adlandırma düşünülmelidir.

Üçüncü olarak bu mesele kurumların ortak meselesi haline getirilmelidir. Baskil Belediyesi, Elazığ Belediyesi, Elazığ Ticaret ve Sanayi Odası, Baskil Ziraat Odası, İl Tarım ve Orman Müdürlüğü, Fırat Üniversitesi, Elazığ Tarımsal Kalkınma Kooperatifi ve üretici birlikleri aynı masaya oturmalıdır.

Bu iş, bir kişinin iyi niyetiyle değil, bir şehrin ortak aklıyla yürür. Coğrafi işaret başvurusu romantik bir dilekçeyle değil, güçlü bir teknik dosyayla kazanılır.

Dördüncü olarak Malatya ile kavga eden değil, Baskil’i görünür kılan bir dil kurulmalıdır. Çünkü mesele Malatya Kayısısı markasını yıkmak değildir. Mesele, Baskil’in o markanın gölgesinde kaybolmasına razı olmamaktır.

Baskil üreticisinin ürünü ambalajda, pazarda, ihracatta ve tanıtımda kendi adıyla görünür olmalıdır. “Baskil üretimi” ibaresi, yalnızca bir coğrafi bilgi değil, tüketici için kalite işareti haline getirilmelidir.

Bugün Baskil’in ihtiyacı yüksek sesli yakınma değil, yüksek nitelikli hazırlıktır. “Bize haksızlık yapılıyor” demek başlangıçtır; ama sonucu değiştirmez. Sonucu değiştirecek olan; hukuki strateji, bilimsel veri, kurumsal sahiplenme, üretici örgütlenmesi ve güçlü tanıtımdır.

Baskil kayısısı bir ilçenin tarımsal ürünü olmaktan fazlasıdır. O, Fırat havzasının bereketidir. O, bahçesini don vurduğunda yeniden ayağa kalkan üreticinin direncidir. O, yaz sıcağında dalından tek tek toplanan emeğin adıdır. O, Elazığ’ın tarımsal hafızasında silinmemesi gereken bir değerdir.

Bu nedenle mesele sadece coğrafi işaret meselesi değildir. Bu mesele, bir emeğin adıyla anılma hakkıdır.

Baskil kayısısı başkasının gölgesinde kalmamalıdır. Fakat bunun yolu öfke değil, akıldır. Tepki değil, harekettir. Şikâyet değil, stratejidir.

Baskil artık kendi kayısısının hikâyesini başkasının cümleleriyle değil, kendi adıyla yazmalıdır. Çünkü her ürünün bir adı vardır.

Ama bazı ürünlerin bir de hakkı vardır.

Baskil kayısısının hakkı da Baskil adıyla görünür olmaktır.