BİLGİ SAHİBİ OLMADAN FİKİR SAHİBİ OLMAK

Toplumların kaderini belirleyen en önemli unsur, devlet yönetiminde bulunan kişilerin bilgiye, liyakate ve hakikate ne derece bağlı oldukları ile paraleldir. Çünkü devlet adına söylenen her söz, yalnızca bir kanaat açıklaması değildir; milyonlarca insanın hafızasını, devletin itibarını ve geleceğe bırakılacak tarihî kayıtları da şekillendirir.
İsrâ Suresi, 36. Ayet ne diyor? "Bilmediğin şeyin peşine düşme." İnsan bilmeyebilir, bu ayıp değildir. Ayıp olan, bilmediğini bildiğini zannetmek; araştırmadan konuşmak, doğruluğunu teyit etmeden hüküm vermektir. Hele ki bu kişi sıradan bir vatandaş değil de seçilmiş bir vekil ya da devleti temsil eden bir bakansa… Devlet makamları, kanaat üretme yerleri değil; bilgiye, belgeye ve hakikate dayanarak konuşma sorumluluğu taşıyan kurumlardır.
Son yıllarda ne yazık ki bunun tam tersine şahit oluyoruz. Mikrofonu eline alan birçok makam sahibi, konuşmadan önce araştırmayı, bilgi toplamayı ve geçmişi doğru okumayı ikinci plana itiyor. Bunun yerine, alkış getirecek cümleler kurmayı, siyasi taraftarları veya kendisini o makama getireni memnun edecek ifadeler kullanmayı tercih ediyor. Oysa alkışın, sırt sıvazlamanın ömrü kısa; gerçeğin ömrü ise nesiller boyudur. Bir devlet adamı konuşurken sadece bugünü değil, yarını da düşünmek zorundadır; zira söylediği her söz, kayıt altına alınır, arşivlere girer ve tarih tarafından değerlendirilir. Tarih ise duyguların ifadesine değil, belgelere bakar.
Siyasetin en büyük hastalıklarından biri de bugünkü başarıyı anlatabilmek için dünü olduğundan daha kötü göstermeye çalışmaktır. Oysa gerçek başarı, geçmişi karalayarak değil; mevcut icraatları ortaya koyarak ispat edilir. Elbette her dönemin eksikleri, yanlışları ve ihmalleri olmuştur. Ancak geçmişi bütünüyle başarısız, bugünü ise kusursuz göstermek; tarihî gerçeklere de milletin hafızasına da haksızlıktır.
Millet, yaşadıklarını unutmaz. Bugün yetmiş-seksen yaşındaki insanlar, dünün Türkiye'sini de bugünün Türkiye'sini de yaşamış insanlardır. Hafızaları henüz silinmemiştir. Bu sebeple geçmişe dair söylenecek her söz, toplumun ortak hafızasında mutlaka karşılığını bulacaktır. Devlet yönetiminde en değerli sermaye paradan da, makamdan da önce güvendir. Güven ise doğrularla ve doğrulukla inşa edilir. Bir defa gerçeğe aykırı konuşan bir yönetici, daha sonra doğruyu söylese bile toplumun bir kesimini ikna etmekte zorlanır. Çünkü güven cam gibidir; kırıldı mı eski hâline gelmez.
Atalarımız, "Söz gümüşse, sükût altındır." demiştir. Bazen konuşmamak, eksik bilgiyle konuşmaktan çok daha değerlidir. Devlet adamlığı; çok konuşmak değil, yerinde konuşmaktır. Devlet adamlığı; her konuda fikir yürütmek değil, her konuda doğru bilgiye ulaşmak, ulaştığı doğru bilgileri de vatandaşlara iletmektir. Devlet adamlığı; propaganda yapmak değil, milletin karşısına hakikatle çıkabilmektir.

Bugün toplum olarak en büyük sıkıntılarımızdan biri de "bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olanların" çoğalmasıdır. Sosyal medyada bunun örneklerini her gün görüyoruz. Acı olan bu hastalığın zaman zaman devlet yönetimine kadar sirayet etmesidir. Oysa yönetenlerin örnek olması gerekir. Çünkü yönetici konuşursa milyonlar dinler. Yönetici hata yaparsa milyonlar etkilenir. Yönetici gerçeği eğip bükerse toplumda doğruluk duygusu zedelenir. Gerçekten de bilgi eksikliği, çoğu zaman yanlış hükümlerin, haksız ithamların ve isabetsiz değerlendirmelerin temel sebebidir. Bugün Türkiye'nin ihtiyacı olan şey; slogan atan yöneticiler değil, araştıran yöneticilerdir. Ezbere konuşan değil, belge ile konuşan yöneticilerdir. Taraftarını memnun etmeye çalışan değil, milletine karşı doğruyu söylemekten çekinmeyen yöneticilerdir. Çünkü devlet ciddiyet ister. Devlet vakar ister. Devlet, hakikate sadakat ister. Makamlar gelip geçicidir. Alkışlar diner. Siyaset değişir. Fakat tarihe düşülen yanlış notlar, yıllarca silinmeden kalır. Onun için her makam sahibinin kendisine şu soruyu sorması gerekir: "Söyleyeceğim bu söz, bilgiye mi dayanıyor; yoksa sadece hoş görünme arzusuna mı?" Eğer cevap birincisi ise konuşmalıdır. Değilse susmak, hem kendisi hem de temsil ettiği devlet makamı için daha isabetli olacaktır. Çünkü bilgi, devlet yönetiminin pusulası, hakikat ise devlet adamının en büyük sermayesidir.

Hadi Önal/ 08 Temmuz 2026/ İstanbul