BİR GARİP BEDO

FORMA SAVAŞLARI

​Şimdi "Forma Savaşları" diye yazmaya başlayınca siz de kesin lig başladı ve futbolcular arasında formayı kapma savaşı başladı diye düşünmüşsüzdür. Mevzu futbolcuların formayı kapma savaşı değil işte. Asıl mevzumuz geçenlerde Elazığspor'un yeni sezonda giyeceği formaların tanıtım gecesinde yaşanan tatsız olay. ETSO Başkanına isimsiz forma verilmesi ve devleti dolandırma suçundan dolayı hapiste olan birine de forma verilmesi geceye damga vurdu. Bu konuyu hafta boyunca herkes yazdı, çizdi ve konu iyice yorumlandı.
​Benim yazacağım mevzu ise böyle bir forma olayını benim de yaşamam. Ben gidip ilgililerden adımın yazıldığı bir forma talep etmedim ama zarf attım ve isteğim havada kaldı. Kimseye de kızmadım. Bana da adımın yazıldığı bir forma verselerdi çok hoş olurdu ama olmadı işte.

​Hadi gelin konuyu biraz daha açam. Beni yakından takip eden ve yazılarımı okuyanlar, hatta TV'lerden izleyenlerin olaydan haberi olmuştur. Olay da şuydu: 2002 yılında şampiyon olup o zamanki adıyla 1. Lig'e ilk defa çıktığımız yıla ait adıma imzalanmış Elazığspor'umuzun bir formasını 23 yıl saklayıp 2025 yılında kent müzemize armağan ettim ve sonra da bir köşe yazımda o zamanki kaptanımız veya diğer yetkililerden futbolcularımızın imzaladığı yeni bir forma istemiştim ve parasını vermeyi bile teklif etmiştim ama ricamı kimse yerine getirmemişti. Yani anlayacağınız benim de o yıl bir forma savaşım olmuştu ve kaybetmiştim. Geçen hafta yaşanan forma olayı benim aklıma, başımdan geçen bu olayı getirince bir hatırlatma yazısı yazayım belki şimdi yetkililerden biri görüp getirebilir diye düşündüm.

Zülfü Bal benim adıma futbolcularımızın imzaladığı forma hediye edilmesi olayında devreye girmese iyi olur. Zira tutar isimsiz bir forma getirir ve ben de isimsiz, imzasız formayı kabul etmem! Zülfü Bal gardaş aman ha devreye girmeyesin.

*****

KABAK, KİLİSE, SÜNNET

Başlığı görünce kesin "Üçü ne alaka?" diye merak etmişsizdir. Ahan da sırayla yazim.
​KABAK: Yerli sebzeler çıkmaya başlayınca genelde ilk çıkanlardan biri de kabaktır. Yerli kabağın çıktığını duyunca canım da kabak kızartması isteyince sosyal medyadan bir zarf attım ve anında getirmek isteyenler tek tek düştü. Bunlardan biri de Karaçor Bölgesi Dernek Başkanı Raif Çelik hocam oldu. İşte onunla olan muhabbetim...
​Raif hocam hem dernek başkanı hem de imamdır. Laf kabaktan açılınca "Bedo abe, gidek Karaçor'da yiyek." dedi. Ben de "Olur hocam, en geç cumartesine kadar gidek." dedim. "Olmaz abe, ben cumartesine kadar çalışim, pazar günü gidek." dedi.
​KİLİSE: "Pazar günü gidek, Kilise'de yiyek." diye teklif edince, dedim bu hoca cumartesine kadar imamlık yapi, pazar günleri de acaba kiliseye gidip papazlık mı yapi? "Yav hocam, şimdi kabak için pazar günü kiliseye mi gideceğiz, sen boş zamanlarında papazlık da mı yapisin?" deyince döndü ne dedi bilisiz: "Bedo abe, Kilise bizim köyün adı ha."
​SÜNNET: Kabak ve Kilise muhabbeti bitince başladı sünnet mevzusunu anlatmaya.
​En küçük oğlu Bedirali'yi sünnet ettirmiş. Aramızda Bedirali'ye de "Küçük Bedo" lakabı takmışız. Oğlu Bedo'yu sünnet ettirmiş ve Kovancılar Belediye Başkanı Sn. Vahap Gök'ü arayıp "Başkanım, Bedo'yu sünnet ettirdik." demiş. Başkanımız da Bedo olarak beni bildiği için hayretle "Yav yazar Bedo'yu mu?" demiş. Bu olayı Raif hoca bana anlatınca dedim: "Gardaş, başkana diyemedin mi Bedo abe 60 yaşını devirmiş ha!"