BİR GECE DEĞİL BİR NESİL SARSILDI

24 Ocak gecesi…
Saatin kaç olduğu önemli değildi. Çünkü o an zaman, saniyelerle değil korkuyla ölçülüyordu. Duvarların dili olsa konuşurdu; çatılar titredi, kalpler daha çok… Kar vardı, ayaz vardı ama insanın içine işleyen soğuk, toprağın altından gelen o uğultuydu.
O gece sadece binalar sallanmadı. Umutlar, güven duygusu ve yarına dair planlar da yerinden oynadı.
Yıllar önce Elazığ’dan uzakta yaşarken ailem Yalova’daki depremler yüzünden sürekli “Dön” derdi. Döndüm. Ama hayat bana memleketimde üç büyük deprem yaşattı. Çünkü bu şehir depremi tanıyor. Asıl acı olan, bizim hâlâ hazırlıksız yakalanmamız.
Elazığ bir deprem şehridir. Bu bir korku cümlesi değil, bir gerçekliktir. Gerçekle yüzleşmeden hiçbir şehir güçlenmez. Deprem kader değildir. Kader gibi sunulan şey ihmaldir. Denetimsiz yapılar, görmezden gelinen riskler, ertelenen önlemler… İşte asıl yıkım bunlarla başlıyor.
Her depremden sonra aynı cümleleri kuruyoruz:
“Bir daha olmaz.”
“Allah beterinden korusun.”
Ama sonra yine aynı binalarda oturuyor, aynı hataları yapıyor, aynı suskunluğa sığınıyoruz.
Oysa kaybettiklerimiz bize susmamayı öğretti. Her enkazın altında sadece beton değil; yarım kalan hayaller, yetim kalan çocuklar, eksik kalan sofralar var.
Artık Elazığ için yeni bir dil kurmak zorundayız. Korku dili değil, bilinç dili… Yas dili değil, önlem dili… Kentsel dönüşüm bir tabela projesi değil, bir hayat kurtarma meselesidir. Toplanma alanları harita üzerinde değil, yaşamın içinde olmalıdır. Okullarda deprem tatbikatları göstermelik değil, refleks haline gelmelidir.
24 Ocak sadece bir tarih değildir. Bir uyarıdır. Bir hatırlatmadır. Bir sorudur:
Hazır mıyız?
Bu şehir çok acı gördü. Ama artık acıyla değil, akılla ayağa kalkmalıdır. Çünkü Elazığ’ın çocukları korkuyla büyümeyi değil, güvenle yaşamayı hak ediyor.
Unutmak bazen zamanın hediyesidir.
Ama bazı geceler vardır…
Unutulursa yeniden yaşanır.