Tarih bazen bir kitapta, bazen bir müzede, bazen de bir insanın zihninde saklanır. Türkiye için bu hafızanın en güçlü temsilcilerinden biri kuşkusuz İlber Ortaylı’dır. Onu yalnızca bir tarih profesörü olarak tanımlamak, yaptığı işi eksik anlatmak olur. Çünkü Ortaylı, aslında bir medeniyet anlatıcısıdır.
1947 yılında Avusturya’nın Bregenz kentinde Kırım Tatarı bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelen İlber Ortaylı, hayatı boyunca sınırları aşan bir entelektüel yolculuğun temsilcisi oldu. Henüz çocuk yaşlarda başlayan merakı, onu Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi’nden Chicago Üniversitesi’ne, oradan da dünyanın en seçkin akademik kürsülerine taşıdı.
Ama onu farklı kılan yalnızca akademik başarıları değildi. İlber Ortaylı, tarihi tozlu raflardan indirip hayatın içine taşıyan bir isim oldu. Onun anlatımında tarih; sadece geçmişte yaşanmış olaylar değil, bugünü anlamanın ve geleceği kurmanın anahtarıdır.
10’dan fazla dil konuşabilen Ortaylı’nın zihni, adeta yaşayan bir arşiv gibidir. Viyana arşivlerinden İstanbul’daki sahaf dükkânlarına uzanan o büyük birikim; disiplinin, merakın ve bitmek bilmeyen öğrenme tutkusunun en somut kanıtıdır. Bu yüzden İlber Ortaylı denildiğinde akla sadece Osmanlı tarihi gelmez. Aynı zamanda dünyaya açık bir zihin, evrensel bir bakış ve gerçek bir dünya vatandaşlığı gelir.
Topkapı Sarayı Müzesi Başkanlığı döneminden televizyon programlarına kadar uzanan yolculuğunda, toplumun her kesimine tarih bilinci aşılamayı başarmıştır. Zaman zaman sert bulunan sözleri, aslında cehalete karşı açılmış bir savaşın ifadesidir. Çünkü onun gözünde tarih bilmemek, bir toplumun hafızasını kaybetmesi demektir.
Belki de bu yüzden yıllardır gençlere aynı cümleyi hatırlatır:
“Mektep bitirmekle adam olunmaz; gezeceksiniz, göreceksiniz ve en önemlisi çok okuyacaksınız.”
Bu söz, aslında bir hayat felsefesidir.
Bugün İlber Ortaylı’yı izlerken sadece bir tarihçi dinlemeyiz. Aynı zamanda bir düşünce disiplinini, bir merak kültürünü ve öğrenmenin hiç bitmeyen yolculuğunu izleriz. Çünkü o bize şunu hatırlatır:
Dünyayı görmeden, tarihinizi bilmeden kendi hikâyenizi yazamazsınız.
Belki de İlber Ortaylı’nın en büyük katkısı tam da budur. Bize geçmişi anlatırken aslında geleceğimizi düşünmeyi öğretir.