BU ŞEHRİN NESİYİM!

Ben bu şehrin nesiyim?

Gecesi, gündüzü, kahrı, divanesiyim

Hecesi, nicesi, dert yüklü hanesiyim

Sesi, sözü, sohbeti, vicdanlarda banisiyim

El açan yüreklerin, Hak diyen çağrısıyım

Kelimesi kelimesine sevda dilekçesiyim

Sözüm odur havasının, suyunun yangınıyım

Her ikilemin, karanlık düşlerin sancısıyım

Mazlumların, masumların dert ortağı hancısıyım

Ey Şehir! Sana gönül verenlerin bendesiyim

Kelimesi kelimesine sevda dilekçesiyim

Ne yılan kusmuğu, sivri dillerin himayesiyim

Ne mahşere azığı olmayanların sermayesiyim

Huzur veren nimetin, gayretin de gayretiyim

Adil yüzlü erdemli şehrin, hamiyetin hamisiyim

Kelimesi kelimesine sevda dilekçesiyim

Ben bu şehrin nesiyim?

Hecesi, nicesi, hafızalarda ki mazisiyim

Sabrı, sükûtu, selameti, sadakatı, şahidi, gazisiyim

Kâğıdı, kalemi, hatırası, çile yolcusu yazısıyım

İlim, kültür, irfan, hikmet ırmağının sızısıyım

Kelimesi kelimesine sevda dilekçesiyim

Rahmetli Fethi Gemuhluoğlu’na ithaf ettiğimiz bir şiirimizde, âleme şöyle sesleniyoruz;

“Ben fakir, Ben hakir, Ben kimsesiz,

Bütün çığlıkların yurduyum!

Ben sabi, Ben sefil, Ben derbeder,

Bütün divanelerin yurduyum!

Ben masum, Ben mağdur, Ben çilekeş,

Bütün viranelerin yurduyum!

Ben kırık, Ben dökük, Ben yıkık,

Bütün gönüllerin yurduyum!

Bir gönül yapmaya geldim!

‘Bin ah! ’ İşittim

Ben ‘binlerin Ahı’yla,

Taht kuranların, masumların yurduyum”

Ahmet Cevat’ı bilirsiniz… O muhterem insan, “Çırpınırdın Karadeniz’in…” yazarıdır.

Azerbaycan’ın, “İstiklal Marşı…” bu güzel insan tarafından kaleme alınmıştır.

O bir yiğit insan, bir kahraman insandır. Stalin’in karşısında dik duran bir münevver insan.

Ahmet Cevat bir şiirinde haykırıyorlar;;

“Soranlara ben bu yurdun,/Anlatayım Nesiyem;

Ben çeynenen bir ülkenin/ “Hak!” kışkıran sesiyem”

Yürekten gelen bir sesle insanımıza, “Bir Olalım, Diri Olalım, İri Olalım!” diyoruz.

Bahtiyar Vahapzade, “Gülüstan Şiirinde…” bir acıyı dile getirirle;

“Ağalar bilmedi birdir bu toprak,

Tebriz de, Bakü de Azerbaycan’dır.

 Bir elin ruhunu, dilini ancak

Kâğıtlar üstünde bölmek asandır.”

Süleyman Rüstem, “Dilime Deyme Tebriz’im” şiirinde şöyle der;

Kadrini ayrılık çekenler biler,

Hicranda gözyaşı tökenler biler,

Ömründe karanlık çökenler biler,

Bağından gül-çiçek derdim, Tebriz’im.

Yine tezelendi derdim, Tebriz’im!”

Bu coğrafya insanıyla büyük acıları yaşadı. Artık, “tarih tekerrür etmesin” diyoruz.

Mehmet Emin Yurdakul, “Bırak Beni Haykırayım” şiirinde ne diyecekler;

“Bırak beni haykırayım, susarsam sen mâtem et;

Unutma ki şairleri haykırmayan bir millet,

Sevenleri toprak olmuş öksüz çocuk gibidir!”

Kale’m, ne ala bir yurttur içimde. Raks eder dizeler, âlem içimde!

İlham, gönle doğar rahle içimde, vuslat şarkısıyla söz eder imiş

Vicdan titre, âlem duysun sesini; huzurda, tesbih eder nefesini

Dünyaya ram eyleme hevesini, Mihnetini dert ile çeker imiş…

Bu şehir için, bu coğrafya için dertleneceğiz!

Taşına, toprağına, havasına, ‘yüreğine dokunacağız’

Bu bizim görevimiz… Yürekten beslenen sevdamızdır…