CEHENNEM BAŞKALARIDIR

Jean-Paul Sartre’ın 1944 yılında yazdığı Gizli Oturum adlı tiyatro oyununda geçen "Cehennem başkalarıdır" sözü, felsefe tarihinin en çok yanlış anlaşılan ama en derin ifadelerinden biridir.Bu söz, ilk bakışta "İnsanlardan nefret ediyorum, herkes çok kötü" gibi basit bir insan sevmezlik olarak algılansa da, Sartre’ın varoluşçuluk felsefesinde tamamen farklı ve yapısal bir anlama sahiptir.Sartre bu sözle tam olarak şu üç temel dinamiği anlatır: Başkasının Bakışı ve "Nesneleşme"Sartre’a göre, yalnızken tamamen özgürüzdür. Kendimizi dilediğimiz gibi tanımlarız. Ancak hayatımıza "başkası" girdiğinde ve bize baktığında, onun gözünde özgür bir "özne" olmaktan çıkıp bir "nesne" haline geliriz.Örneğin Sokakta kendi kendinize şarkı söylerken çok mutlusunuzdur. Ansızın bir yabancının size baktığını fark ettiğiniz an, kendinizi onun gözünden görmeye başlarsınız. Artık siz "şarkı söyleyen özgür bir insan" değil, o yabancı için "sokakta garip sesler çıkaran bir nesne"sinizdir. Başkasının bakışı, sizin üzerinizde bir yargı ve hapishane yaratır. İkinci dinamik kendimizi sadece başkaları üzerinden tanımamızdır. Bizler kendimiz hakkındaki kararları (akıllı mıyım, güzel miyim, kıskanç mıyım, başarılı mıyım?) her zaman başkalarının bize yansıttığı aynaya bakarak veririz. Kendimizi tanımak için başkalarına muhtacızdır. Sartre tam da bu yüzden cehennemdedir: Kendimiz hakkındaki gerçeği, asla kontrol edemediğimiz "başkalarının zihnine" teslim etmek zorunda kalırız. Eğer başkalarıyla ilişkilerimiz çarpıksa, kendimizi algılama biçimimiz de kalıcı olarak zehirlenir.Üçüncü dinamik ise özgürlüğün kısıtlanmasıdır. Sartre felsefesinde insan "kendini yaratan" bir varlıktır. Ancak başkaları, bizi kendi kalıplarına sokmaya çalışır. Sizi geçmişinizle, bir hatanızla veya etiketleriyle (göçmen, kadın, başarısız vb.) damgalarlar. Başkalarının bu yargılayıcı bakışı, sizin değişme ve yeniden var olma özgürlüğünüzü elinizden alır.

Bu bilimsel anlatımdan sonra şöyle yorumlamak isterim ki;

Jean-Paul Sartre’ın “Cehennem başkalarıdır.” sözü, insan ruhunun uzun ve karanlık serencamını anlatır aslında. Bu söz yalnızca insanlardan uzak durma isteği değildir; insanın, başka insanların bakışı altında yavaş yavaş kendine yabancılaşmasının hikâyesidir.

İnsan doğası gereği özgür olmak ister. Kendi kararlarını vermek, kendi yolunu çizmek ister. Fakat başkalarının gözleri bazen görünmez bir tahakküm kurmak ister insanın üzerine. Bir bakış, bir yargı, küçücük bir söz… İnsan fark etmeden kendi benliğini onların ellerine bırakır. Sonra kendi iç sesi tavsamaya başlar. Artık ne gerçekten istediğini bilir ne de kim olduğunu.İşte Sartre’a göre cehennem tam burada başlar: İnsanın, başkalarının zihninde hapsedilmesiyle.

Bir insan sürekli yargılanınca zamanla içinde bir apati büyüyebilir. Çünkü devamlı açıklamak, kendini kabul ettirmeye çalışmak ruhu yorar. İnsan bazen mücadele etmekten değil, sürekli anlaşılmamaktan tükenir. Sonunda hissizleşir. Ne öfkesini tam yaşayabilir ne sevincini.

Bu yüzden bazı insanlar agresyan bir tavır geliştirir. Sertleşir, kırıcı olur, duvar örer. Çünkü ruhunu korumanın başka yolunu bulamaz. Oysa o agresif kabuğun altında çoğu zaman yalnızca incinmiş bir benlik vardır.

Sartre’ın düşüncesinde insan ilişkileri bila kayıtsız değildir; herkes birbirinin varlığını şekillendirir. İnsan insana hem ayna olur hem zindan. Birinin seni nasıl gördüğü, bazen senin kendini nasıl gördüğünden daha baskın hâle gelir.

Ve belki de en trajik olan şudur: İnsan çoğu zaman zincirlerini kendi elleriyle takar. Başkalarının sevgisini kaybetmemek için kendinden vazgeçer. Sonra gün gelir, aynaya baktığında yüzünü değil; toplumun ona çizdiği personeyi görür.

İşte Sartre’ın “cehennem” dediği yer, ateşten çukurlar değil; insanın kendi hakikatinden uzak düştüğü o görünmez karanlıktır.

İyi bayramlar…