Elazığ’ın Maden ilçesi, yüzyıllardır bu coğrafyanın insanına iş kapısı, aş kapısı olmuş bir ilçemizdir. Cumhuriyet’in yabancı şirketlerden alarak devletleştirdiği bakır ve birleşiklerinin çıkarıldığı Maden, 1936 yılında “Birinci Beş Yıllık Sanayi Planı” çerçevesinde bir devlet kuruluşu olan Etibank’a devredilmiş, bu devirle birlikte 1937 tarihinde Ergani Bakır İzabe Fabrikası’nın temeli atılmış, fabrika 23 Mart 1939 tarihinde üretime geçmiştir. Fabrikada üretilen bakır, ülkemizin ihtiyacını karşıladığı gibi ihraç edilerek ülkeye ekonomi girdi sağlamıştır.
Maden, 1762 yılında yapılan kıdemli Maden Eminliği Sarayı -ki devamında hükümet konağı olarak kullanılan bina- yine 1899’da Sultan II. Abdülhamid tarafından yaptırılan Saat Kulesi, Cami Kebir’i yanı sıra Çitli Höyüğü ve Şeyh Muhammet Kattal Türbesi gibi kültürel varlıklarımızı barındıran ilçemizdir. Ayrıca Osmanlı döneminden kalma taş evleri, tarihi camileri, doğal alanlarıyla ile geçmişi yaşayan ve yaşatan Doğu’nun ender ilçelerinden biridir. Maden, 1854 yılında belediye teşkilatının, 1887 yılında Polis teşkilatını kurulduğu, 1888 yılında Ziraat Bankası’nın şube açtığı bir yerleşim yeridir. 1924-1927 yılları arasında il olan Maden’in bir dönem nüfusu 30.000 dolaylarına çıkmış; tenis kortları, sinema salonları, gazinolar, sosyal ve kültürel varlığı ile görenlere eyvallah, dedirtmiştir. 1970’li yıllarda 15 bin 516 nüfuslu Maden ilçesi, şimdilerde 3500 (üç bin beş yüz) kadar nüfusu ile hayata tutunmaya çalışmaktadır; ancak hâlâ hızla göç vermektedir. Göç sonucu harap ve bitap durumda kaderinin kendisine hazırladığı sonucu beklemektedir.
Peki, ne oldu da 1980’lere kadar iş ve aş dağıtan minyatür bir kent özelliği taşıyan Maden İlçesi bu hale geldi? Topraktan çıkarılan bakır madeni mi tükendi? Hayır! Tam aksine MTA tarafından yapılan araştırma sonucu mevcut maden rezervine ek toplam değeri 30 Milyar dolar bakır rezervi ile yeni bir cevher yatağı bulundu. Yani çıkartılacak olan cevher bir iken bin oldu. Öyleyse? Hemen söyleyeyim: sahipsizlik, aymazlık ve aidiyet duygusu noksanlığı... O sahipsizlik ve aidiyet duygusu noksanlığı ki hiçbir direnç göstermeksizin 1990’lı yıllarda başlayan özelleştirme çılgınlığına Maden’i de kurbanları arasına kattı.
1980’li yıllarda basiretsiz ve beceriksiz yöneticilerle zarar ettirilen Etibank’a bağlı Ergani Bakır İşletmesi, 1995 yılında Ber-Oner adlı madencilik şirketine kiralama usulüyle 10 yıllığına bırakıldı. Şirket 2005 yılı Mayıs ayına kadar burada üretilen bakır cevherini konsantre(yoğunlaştırma) yoluyla zenginleştirerek toz haline getirip ihraç etti. 2007 yılında ise Yıldızlar Holding, Ergani Bakır İşletmesini satın aldı. Çıkartılan cevher, yine zenginleştirme yoluyla toz haline getirdikten sonra kamyonlarla İskenderun Limanı’na, oradan da Çin, Japonya ve Finlandiya dâhil dünyanın birçok ülkesine ihraç edildi. Peki, toz haline getirilinceye kadar yapılan işlem sonucu oluşan hafriyat ve posa ne yapıldı? O posa ve hafriyat da Maden ilçesinin yüzüne kusuldu. İlçe çirkinleştirildi, yüzüne bakılmaz hale getirildi. Bu sorumsuzluğa karşı feryat eden Maden sevdalılarının sesleri de bir şekilde bastırıldı.
MTA, 2022 yılında Maden ilçesi Sağrılı köyü Kısabekir ve Seterli mevkilerinde Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en büyük maden rezervini buldu. Bakırın yanı sıra altın, çinko, kobalt ve birçok madeni de içerisinde barındıran bu rezerv, 30 milyar dolar değerindeydi. Sevinç sonsuzdu yüreği Maden için atanların. “Tamam”, dendi. Maden yine eski ihtişamına kavuşacak yine çevre il ve ilçelere aş ve aş olarak bu coğrafyanın insanının yüzünü güldürecek… Bulunan 30 milyar dolarlık rezerv, şerhsiz olarak 15 milyon dolar karşılığında ihale yoluyla Cengiz Holding’e satıldı. Devlet normal olarak satın alan bu firmaya “bu rezervi yerinde işleyeceksin”, diyebilirdi; demedi. Yine daha önceki şirketler gibi Cengiz Holding de bakır ve birleşenlerini yerinde kuracağı izabe istasyonlarında değerlendirmek yerine Samsun’a taşımaya karar verdi. Madenliler kadar bu ülke insanları da bu olanlar karşısında yine sessiz kaldılar.
Şirket, çıkardığı ve çeşitli merhalelerle arındırdığı maden ve cevherini taşımak için tren yolunu tercih etti ki-edebilir. Ancak bir zamanlar bakırın olduğu kadar Alacakaya’da çıkartılan kromun da sevk edildiği Maden tren istasyonu dururken depolama ve sevkiyat için Maden ilçesine 32 km. uzaklıktaki Gezin tren istasyonu tercih edildi. Doğrusu bu seçim, anlaşılması oldukça güç akıllara ziyan bir seçimdi.
Neden akıllara ziyan seçim? Çünkü Maden’in Kızıltepe köyü sınırları içerisinde bulunan Gezin tren istasyonu Doğu Anadolu’nun incisi, nazar boncuğu Hazara Gölü’ne 500 metre mesafedeydi. Üstelik depolama ve sevkiyat için seçilen bu alan 10’u Maden ilçesine 4’ü Sivrice ilçesine bağlı toplam 14 köyü içerisine alan 58.000 dekar alanı olan Bermaz ovasını da başlangıcındaydı. Hazar Gölü ve Bermaz ovası, 2 Şubat 1971 tarihli Uluslararası Ramsar Sözleşmesi çerçevesinde 28 Aralık 1993 tarih ve 3958 sayılı kanun dayanağında Türkiye Cumhuriyeti Çevre ve Şehircilik Bakanlığının 9 Nisan 2015 tarih ve 4078 sayılı olurları ile ''Ulusal Öneme Haiz Hazar Gölü Sulak Alanı'' olarak tescil edilmişti. Tescil edilen bu alanın toplamı: 288.460 dekardı. Alanın 78.8 kilometre karesi Hazar Göl’ünün su yüzeyi, 279.9 kilometre karesi de Hazar Gölü, göl havzasıydı. (Ek:1) Ayrıca bu alan, TC Çevre Şehircilik ve İklim Bakanlığı’nın 29 Ocak 2024 tarih ve 8629524 sayılı olurları ile Doğal Sit Nitelikli Koruma Alanı idi. (ek: 2)
4 Nisan 2014 tarihli ve 28962 sayılı Resmî Gazetede yayımlanan “Sulak Alanların Korunması Yönetmeliği” ne diyordu? Madde: 5 “Sulak alanların korunmasında aşağıdaki ilkelere uyulması zorunludur. Sulak alanların kirletilmemesi, doğal yapılarının ve ekolojik karakterlerinin korunması zorunludur. Her türlü arazi ve su kullanım planlamalarında, sulak alanların işlev ve değerlerinin korunması esastır.” Kanun böyle diyordu da seçilen bu alanda kanuna uyulmuş muydu? HAYIR! Hazar Gölü ve çevresini koruma altına alan bu kanun çerçevesinde bu alanın doğal yapısı korunuyor muydu? HAYIR!
Yönetmeliğin 7. Maddesi: “Sulak alanların doldurulması ve kurutulması yasaktır. Bu yolla arazi kazanılamaz. Bu hükme aykırı olarak arazi kazanılması halinde söz konusu alan faaliyet sahibince eski haline getirilir.'', diyordu; ayrıca 16. maddesinde moloz, hafriyat dökülmesi yasaktır. Buna rağmen Sulak Alan havzasındaki Gezin Tren İstasyonu'nda 19 Nisan 2026 tarihinden itibaren yaklaşık 5000 metreküp hafriyat kaldırılmış ve bu yaklaşık 5000 metreküp hafriyat yine Sulak Alan havzasında başka bir yere dökülmüş, hem hafriyat kaldırılan alana beton dökülerek Sulak Alan kurutulmuş mu? EVET!
Yönetmeliğin 19 ve 21. Maddeleri: “kuşların üreme dönemi dışında ekosistemi iyileştirmek maksadı ile silvikültürel bakım yapılabilir. Bunun dışında ağaç kesimi yapılamaz.'', denilmesine rağmen Sulak alan içerisinde olan Gezin Tren İstasyonu'nda 19 Nisan 2026 tarihinden itibaren 50 civarında yaşlı ağaç kesimi yapılmış mıdır? EVET! Kamu malı olan bu ağaçların kesildikten sonraki akıbeti…(???)
Yönetmeliğin 26. Maddesi: “Valilikler; mahalli çevre kurulları ve yerel sulak alan komisyonları vasıtasıyla yönetim planlarının uygulanmasını, sürekli ve etkin bir izlemenin yapılmasını sağlamak için gerekli tedbirleri alır ve düzenlemeleri yapar.”, denmesine rağmen bu husus ilgililerce göz önünde bulundurulmuş muydu? HAYIR!
Kanun bu kadar açık, net iken bir şirketin pervasızca giriştiği bu eyleme, hassas kişi dernek ve kuruluşlar, bu doğa katliamına karşı başından beri direnmişler mi? Başta Elazığ Kent Konseyi, Maden, Sivrice ve Hazar Gölünü Koruma dernekleri tarafından itiraz edilmiş, basın açıklaması yapılmış mı? EVET! Başta Hazar Gölü Koruma Derneği olmak üzere çeşitli sivil toplum örgütleri ve halk Gezin’de toplanıp yapılanların kanuna aykırı olduğunu bunun sonucunda Gerek Hazar Gölü ve çevresinin gerekse Bermaz ovasının yok olcağını seslerinin yettiği ölçüde haykırmışlar mı? EVET! Peki sonuç? Yok, yok, yok! Kulaklar sağır… Şimdilerde hayli mesafe kat eden bu kanunsuzluğa dur diyecek bir merci yok mu? YOK! Haydi diyelim ki Madenli olup da taşıma şirketi kuran ve bu taşıma şirketleri vasıtası ile parsadan ben de faydalanabilirim düşüncesi ile hareket eden taşeron firma sahipleri -ki bir gün mutlaka yaptıkları kötülüğün karası torunlarının alınlarında parlayacaktır- yaptıkları üç günlük kazanç için olanlara göz yumdu olacaklara ses çıkarmadı. Peki, ya Maden’in imkânları ile okuyan Hukuk fakültesini bitirerek avukat olan Maden’deki bu hukuksuzluğa dur diyebilecek Madenli bir hukukçu da mı yok?
Maden’in imkânları ile beslenen ve bugünlere erişen Türkiye’nin çeşitli illerine yayılmış Madenliler neden bu konuda seslerini yükseltmiyorlar. Ata yurtlarının hopan olması karşısında bu suskunluklarının altında yatan ne?
Bakın üç ayı aşkın bir süredir yazıyor ve tekrar ediyorum. Çeşitli merhalelerden geçirilerek ayrıştırılmış bakır madeninin bu sit alanı içerisinde bulunan istasyona taşınması depolanması ve sevkiyatı hem bölgenin doğal dokusunu bozacak hem de çevre sağlığı açısından ciddi riskleri beraberinde getirecektir. Kimyasallarla ayrıştırılmış bakır ve bileşenleri istasyona taşınırken, depolanırken, yüklenirken meydana gelecek sızıntılar, yağmur sularına karışacak yer altı suları ile de doğrudan veya dolaylı Hazar gölüne ulaşacaktır. Bu karışım, suda çözünerek besin zincirine dâhil olacak sonuçta ve zaman içerisinde Hazar Gölü'nde endemik (dünyada sadece burada yaşayan) Hazar Siraz Balığı olmak üzere sazan diğer balık türlerini yok edecektir.
Taşıma, depolama ve sevkiyat esnasında savrulan maden tozları, havaya karışan uçucu zehirli gazlar ve sızıntılar, Hazar Gölünü yok ettiği gibi Hazar Gölü çevresindeki toprağın pH dengesini bozacak ve toprağı verimsizleştirecektir.
Kimyasallarla ayrıştırılmış madenlerin gerek hava yolu ile gerekse sızıntılarla su kaynaklarına karışması, ekosistemde geri dönüşü mümkün olmayan zincirleme bir reaksiyon başlatacaktır.
Bakır ayrıştırmada kullanılan asidik çözeltiler ve açığa çıkan serbest bakır iyonları suda çok hızlı çözülebilecek özelliktedir. Bu durum, solungaçlı canlılar için doğrudan öldürücü bir ortam yaratacaktır. Süreç şu şekilde ilerleyecek, zamanla sudaki mikroskobik bitkiler ve algler ağır metalleri bünyelerine alacak. Hazar Siraz Balığı gibi daha büyük avcı balıklar bu küçük canlıları yedikçe, bünyelerindeki ağır metal konsantrasyonu en yüksek seviyeye ulaşacaktır. Sonuçta balıkların üreme sistemlerini felç olacaktır.
İstasyonun hemen ilerisinde küçük ama verimli Bermaz ovası vardır. Çilek ve fasulyesi ile çevrede tanınan bu ovayı kuşatan dağlarda keven ve kekik yanı sıra çok çeşitli endemik bitki yetişmektedir. Maden ve bileşenlerinin taşınmasının yaratacağı yoğun kimyasal uçucular ve istasyondaki yükleme-boşaltma faaliyetleri esnasında havaya karışan zehir, Hazar Dağı'nın eteklerindeki endemik bitkileri de etkileyecektir. Arı ölümlerine sebep olacağı için arıcılık da tarihe karışacak, dolayısı ile bu bölgede arıcılık yaparak geçimlerini sağlayan vatandaşların da ekmek kapıları kapanacaktır. Bu bölgede yaşayan ve bu bölgede üretilen ürünleri tüketen insanlarda da akut ve kronik zehirlenme çoğalacaktır.
Maden taşıma, depolama ve sevkiyat faaliyetleri esnasında sızabilecek kimyasal bileşikler, suyun yüzeyini kaplayan alg tabakası oluşturacak, bu tabaka güneş ışığının derinlere ulaşmasını engellediği için göldeki oksijen tükenecek göl tabanında "ölü bölgeler" oluşacaktır. Zincirleme felaketler art arda yaşanacağından göldeki balıklarla beslenen göçmen kuşlar ve gölde yaşayan kuşlar da yiyecek bulamayacağı için bölgeyi terk edecek veya açlıktan öleceklerdir. Bir göl ekosisteminin çöküşü, sadece suyun altını değil, çevresindeki tüm yaşamı etkileyecektir. Elbette bütün bu oluşumlar, bir yıl, iki yıl içerisinde olmayacak, 5 yıl, 10 yıl, 20 yıl içerisinde olacaktır. 40 yıl sonra Hazar, göl olmaktan çıkacak, Hazar bataklığına dönüşecektir. Bütün bunları ben söylemiyorum, bilim söylüyor.
Kaldı ki Depolama yapılan bu alan Doğu Anadolu deprem fay hattı üzerindedir. Olası bir depremde doğacak felaketin boyutlarını düşünmek dahi insanın uykularını kaçırmak için yeterli değil mi?
Bilindiği üzere Hazar Gölü çevresi, Elazığ ve çevre iller için önemli bir yaz turizmi ve dinlenme alanıdır. Balık ölümlerinin yaşandığı, ağır metal sızıntısı riski olan bir göl, turistik cazibesini kaybedecek, bu çevrede yaşayan her kim olursa olsun oluşacak bu felaketten nasibin alacaktır. Vebal ve sorumluluk büyüktür.
Hadi ÖNAL/ 02 Ağustos 2026/ Elazığ