ELAZIĞ’DA KARLA MÜCADELE Mİ ALGI ÇALIŞMASI MI?

Elazığ, 2025 yılının son günlerinden itibaren aralıklı ancak etkili kar yağışlarının etkisi altında kaldı. Bu şehir için kar yeni değil; sürpriz hiç değil. Buna rağmen yaşanan tablo, karla mücadelenin değil, algı yönetiminin önceliklendirildiğini açıkça ortaya koydu.

Belediyenin refleksi, sahada görünür ve hissedilir bir hizmet üretmek yerine, sosyal medya üzerinden “açık yollar” paylaşmak oldu. Oysa şehir sakinleri ekranlarda değil, evlerinin önünde, ara sokaklarında, hastaya ulaşamayan ambulanslarda gerçekliği yaşadı. Ana arterlerin kısmen açık tutulması, hizmetin tamamlandığı anlamına gelmez. Bir şehir, yalnızca vitrin caddelerinden ibaret değildir.

Meteorolojik veriler açık: Elazığ kar alan, kış şartlarını bilen bir şehir. 1950’li yıllarda 60–70 cm’leri geçen kar kalınlıkları görülmüş, buna rağmen şehir yaşamı bugünkü kadar kilitlenmemiştir. Çünkü mesele karın miktarı değil, hazırlığın niteliğidir. Bugün yaşanan sorunların temelinde; yetersiz operasyonel planlama, araç ve personelin doğru konumlandırılamaması, kriz anlarında çok amaçlı kullanım düşüncesinin olmaması yatmaktadır.

Oysa çözüm çok da karmaşık değil. Belediyenin her gün, her mahalleye giren onlarca çöp kamyonu var. Bu araçlar kışın da çalışıyor. Peki neden bu araçlar çok amaçlı düşünülmüyor? Dünyanın birçok kentinde uygulanan basit bir yöntem var: Çöp kamyonlarının önüne sök-tak kar küreme aparatları monte edilebiliyor. Kar yağışının yoğun olduğu günlerde bu aparat takılıyor, Eğitimli şoförler, çöp toplama güzergâhlarıyla eş zamanlı olarak ara sokakları açık tutuyor. Bu sayede: Yeni araç alımına gerek kalmıyor, Yakıt, zaman ve personel israfı önleniyor, Ambulans ve acil hizmet yolları önleyici şekilde açık tutuluyor. Bu kadar basit.

Elbette burada kritik bir soru ortaya çıkıyor: Bu çöp araçları belediyenin mi, yoksa kiralık mı? Eğer araçlar belediyeye tescilliyse; Bu teknik dönüşüm neden yapılmadı? Eğer kiralıksa; Belediye, temel kamu hizmetlerini neden özel şirketlerin araç kapasitesine bağımlı hale getirdi? Sözleşmelerde olağanüstü hava koşullarına yönelik neden esnek ve kamusal çözümler yok? Bu sorular cevapsız bırakıldıkça, yaşanan aksaklıklar “doğal afet” değil, yönetim tercihi olarak kayda geçecektir.

Bir belediyenin başarısı, paylaştığı drone görüntüleriyle değil; yaşlıya, hastaya, engelliye, dar sokakta yaşayan vatandaşa ulaşabildiği ölçüde değerlendirilir. Karla mücadele, paylaşılan “açık yol” haritalarıyla değil; ulaşılamayan tek bir araç vakası kalmayana kadar devam etmelidir.

Ülkemizde yıllardır tarih eğitiminin yetersizliğinden şikâyet ediyoruz. Ancak görünen o ki sorun yalnızca tarih bilgisiyle sınırlı değil. Keşke karar vericilerin bir kısmında asgari düzeyde coğrafya bilgisi de olsaydı. Çünkü Elazığ’ın; hangi rakımda olduğu, hangi iklim kuşağında yer aldığı, kış aylarında ne tür yağış rejimine sahip bulunduğu bilinmeden yapılan her plan, kâğıt üzerinde kalmaya mahkûmdur. Coğrafyayı bilmeyenler için kar “olağanüstü” bir afettir. Oysa bu şehirde yaşayanlar bilir: Kar, Elazığ için istisna değil, coğrafyanın doğal sonucudur. Sorun karın yağması değil; karın yağacağını bilmesi gerekenlerin bunu hesaba katmamasıdır.

Elazığ halkı mucize beklemiyor. Ne karın yağmamasını, ne de yaz ortasında asfalt ister gibi yol açılmasını… Sadece şunu istiyor: Bu şehirde kar yağacağı biliniyorsa, ona göre plan yapılsın. Algı değil, hizmet üretilsin. Çünkü kar doğaldır; ama hazırlıksızlık değil.