Mavi Hazine ve Sessizlik: Elazığ’ın Geleceği Nereye Akıyor?
Bazen insan tam bir hazinenin üzerinde durur da gözü uzaktaki parıltılara kayar. Elazığ, Fırat’ın omzunda, Dicle’nin eşiğinde duran kadim şehri olarak tam da bu tabloyu yansıtıyor. Keban, Karakaya ve Hazar gölleriyle çevrili bu "yarımada", Mezopotamya’ya açılan su kapısının kilit noktasıdır. Avrupa’nın can damarı Tuna Nehri’yle kıyaslandığında bile binlerce kilometrelik bu ekosistemin merkezinde olmak, şehre sıradan bir yerleşim yeri olmanın ötesinde bir "yaşam kaynağı" ve medeniyet nöbetçiliği misyonu yükler. Dünyanın su diplomasisini ve kuraklık risklerini tartıştığı bir çağda, bu devasa potansiyelin stratejik değerini anlamak ve korumak zorundayız. Çünkü su; tarımdır, enerjidir, güvenliktir ve her şeyden önemlisi gelecektir.
Ancak bu devasa mavi hazinenin üzerinde yaşarken kendi gerçeklerimize ne kadar hakimiz? Coğrafyamızın bu eşsiz kıymetini konuşurken, yanı başımızda büyüyen çevresel risklere karşı sergilenen kayıtsızlık, tablonun diğer yüzünü acı bir şekilde oluşturuyor. Nitelikli tarım havzalarımız, doğal SİT alanlarımız, Bermaz Ovası ve Hazar Gölü ekosistemi potansiyel tehlikelerle karşı karşıyayken, bölgenin bilimsel aklı ve rehberi olması gereken kurumların sessizliği dikkat çekiyor.
Bir yanda Hazar Gölü kıyısında türküler eşliğinde düzenlenen turizm etkinlikleri ve kültür mesajları varken, diğer yanda aynı bölgedeki Gezin Tren İstasyonu üzerinden yürütülen riskli konsantre bakır sevkiyatına dair tartışmalar aylardır büyüyor. Elbette kültürümüzü yaşatacağız, türkülerimizi söyleyeceğiz; ancak kamuoyunun akademiden ve şehir dinamiklerinden beklentisi sadece vitrin etkinlikleri değil, aynı zamanda bu toprakların geleceğine sahip çıkacak bilimsel duruş ve sorumluluktur. Fırat Üniversitesi gibi kurumların, riskli sevkiyatın yarattığı ekolojik tehdit karşısında sessiz kalması, bilimsel sorumluluk ilkesiyle çelişen bir durum olarak algılanıyor.
Hazar Gölü’nün ve Fırat-Dicle havzasının manzarası bugün belki hala güzel, ancak yarını ne olacak? Elazığ, dünyanın susuzluğunu ve geleceğini ilgilendiren büyük hikâyenin başladığı yerdir. Bu mavi hazineye sahip çıkmak, sadece kıyısında çay içmekle veya bestelerle övünmekle olmaz. Üzerinde yaşadığımız bu stratejik coğrafyanın değerini bilmek, suyunu, toprağını ve ekosistemini her türlü çevresel riskten kararlılıkla korumaktan geçer. Gelecek, coğrafyasının hem stratejik gücünü hem de ekolojik dengesini aynı kararlılıkla savunanların olacaktır.