Eman kültürü, genel olrak İslâmî bir gelenek olarak bilinmekle birlikte İslâmiyet öncesi Türklerde bu geleneğin olduğunu biliyoruz.
Türklerde eman kültürü, Türk tarihinde içtimaî açıdan güveni ifade eden ve devlet geleneğinin temel unsurlarını oluşturan bir amil olmuştur.
"Eman" kelimesi köken olarak "güvence, emniyet, merhamet, güven ve koruma" anlamlarına gelir ve Türk kültüründe birine bir topluluğa veya bir devlete "eman vermek" (can ve mal güvenliğini, varlığını garanti altına almak), şeref, haysiyet ve namus borcu addedilir.
Eman kültürü, eman dileyenin güvence altına alınması olduğuna göre bir eman dileyen ve eman veren vardır.
Özellikle savaşlarda eman dileyene el kaldırılmaz, kılıç çekilmez. Eman dileyen, eman verenin koruması altına girer. Malına, namusuna ve canına dokunulmaz.
Eman, savaşlar dışında, zulüm gören insanların ve toplulukların; başka insanların, başka toplumların veya devletlerin himayesini istemesidir.
Bunun tarihteki örneği olarak çeşitli toplumların (mesela Yahudilerin) Osmanlı Devletinden sığınma talep etmeleri ve bu talebin kabul edilerek onlara verilen "eman" sayesinde can güvenliklerinin sağlanması gösterilebilir.
Türk “Eman Kültürü” yalnızca savaşlar veya zulüm görenlerle ilgili değildir. Türk milleti kendi içinde de bu kültürü uygulamaktadır. Mesela misafir ev sahibinin koruması altına girmiş, aman almış demektir. Canı ve namusu ev sahibinin koruması altındadır.
Eman kültürünün Emanet ile de ilgisi vardır. Emanetin ehil olana verilmesi, iş veya malın güvenilir kimseye verilmesi esas kabul edilir. Türklerde emanete ihanet (Hıyanet) etmek zul addedilir ve kendi malından ve canından daha önem verilerek hassasiyet gösterilir.
Geçmişte ticaret yollarında Türk devletlerinin tüççara eman vermesi önem arz ediyordu. Bu sebeple tüccar can ve mal güvenliği garanti altına alınmış şekilde Türklerin hüküm sürdüğü bölgelerde veya hükmünün geçtiği yerlerde ticaretini rahat yapıyordu. Keza özçellikle Osmanlı Devleti fetteği yerin halkına bir emanname vererek onların diline, dinine, malına, namusuna dokunulmayacağına dair granti verilmiş oluyordu.
Türkiye Türk kültüründe; komşuluk ve misafirperverlik eman kültürüne dayalıdır. Keza bir takım deyimler, atasözleri ve çeşitli ifadeler eman kültürüne aittir. “"Allah'a emanet ol", “Emaneti koru”, “Emanet malın canı cebinde olur”, “Emanete ihanet etme”, “Ev sahibi yed-i emindir” ve daha bir çok ifade eman kültürüyle ilgilidir.
Eman kültürü alp, yiğit, delikanlı olmanın temel şartıdır. Eman kültürü, yalnızca Türk töresine ait bir kural değildir. Töreye göre eman; hayatın kendisinden daha kutsaldır. Emanın çiğnenmesi ölümden beter bir suç olarak görülür. Emandan dönmek verilen sözden dönmek anlamına gelir. Töre uygulamasında ağır bir yaptırım gerektirir.
Zaten Türk eman kültürü verilen sözü tutmak (Ant ve Yemin); kendine sığınanı koruma altına almak; yaşadığı beldeyi, vatanı ve toprağı hassasiyetle korunması gereken bir emanet olarak görmektir.
Türklerde cana, mala, vatana ve toprağa atfedilen bu değer, İslamiyet’le birlikte, elest bezminde Hak’k’ka verilen sözle de ilişkilendirilir. Bu sebeple, Türkler için dünya hayatı, Allah’ın verdiği emanetin korunarak zarar görmemiş halde öte dünyaya götürülmesi anlamına gelir.
Şunu da ifade etmeliyim ki; Türkü sözlerindeki eman ve aman ifadelerinin ekserisi elest bezmiyle ilgili olup, Hak’k’tan eman dilemekle ilgilidir.
Harput; Horasan’dan taşınan kadim Türk kültürünün Türkiye topraklarındaki ilk durağı ve neşvü nema bulduğu yerdir. Bu yer, bu belde, bin yılların imbiğinden süzülen Türk kültürünün ve bu kültür içinde de eman kültürünün şahlandığı yerdir.
· Harput’ta misafir Allah’ın emanetidir ve eman verilen kimsedir.
· Harput’ta komşuluk mal ve canın emanet edilebileceği bir kurumsal kimliktir.
· Harput’ta yetim ve öksüz, koruma altına alınması ve hakkının yenmemesi gereken kimsedir.
· Harput’ta arka-taş ve dost, eman verilen ve alınan kimsedir.
· Harput’ta emanet candan ötedir.
· Harputlu yukarıda sayılan hususiyetleri şahsiyetinde bulundurandır.
Ne dersiniz değerli okuyucular? Ne kadar Türk, ne kadar Harputluyuz?