GAKGOLARIN BAYRAM NOSTALJİSİ

Nerde O Eski Elazığ Bayramları: Bir Gönül Sızısı, Bir Avuç Hatıra
Bugün bayram… Takvimler yine o mübarek günü işaret ediyor ama insanın içinden bir ses usulca soruyor: “Bu bayramlar neden eskisi gibi kokmuyor?”
Aslında bayram aynı bayram; gökyüzü aynı, Harput’un rüzgarı aynı… Değişen biziz, değişen hayatın o telaşlı ritmi. Oysa çocukluğumuzun Elazığ’ında bayram, takvimden çok önce yüreklere düşen bir kor, günlerce süren bir bayram namazı hazırlığıydı.
Arife Günü Başlayan Seferberlik
Bayram Elazığ’a Arife’den gelirdi. Kapalı Çarşı’da iğne atsan yere düşmez; taze kavrulmuş kahve kokusu, şerbetli tatlıların baygın rayihası ve Orcik satıcılarının nidaları birbirine karışırdı. Evlerde ise hummalı bir seferberlik başlardı. Annelerimizin elde açtığı o incecik baklavalar fırına verilirken, mutfakta mutlaka bir Harput Köftesi tenceresi tüterdi. Biz çocuklar, o tepsiler dolusu sarmaların ve tatlıların tadına bakmak için fırsat kollar, daha sofraya gelmeden yarısını "tadına bakma" bahanesiyle eksiltirdik.
Başucunda Bekleyen Mutluluk
Bayram sabahı bambaşkaydı… Erken kalkılır, yeni alınmış bayramlıklar ve boyalı kunduralar başucunda hazır beklerdi. O yeni kıyafetlerin kokusu bile başlı başına bir mutluluktu. Babalar İzzetpaşa’da ya da mahalle camisinde namazı kılıp eve döndüğünde, asıl şenlik başlardı. Büyüklerin elleri öpülür, alınan harçlıklar sanki uçup gidecekmiş gibi avuç içinde sıkıca tutulurdu.
Kapısı Kilitlenmeyen Gönüller
O zamanlar sokaklar dolardı çünkü gerçek bir mahalle kültürü vardı. Kapılar kilitlenmez, gönüller ardına kadar açık tutulurdu. Sarayatik’ten Olgunlar’a, her ev bir duraktı. Şeker toplayan çocukların neşesi bayramın en gerçek senfonisiydi.
Elazığ insanının o meşhur samimiyeti, bayramlaşmayı bir formalite olmaktan çıkarır; göz göze gelince hissedilen bir sıcaklığa dönüştürürdü. "Gel otur" demek içtendi, "bir çay içmeden gitme" ısrarı samimiydi. Bir tas çorbayı, bir dilim peynirli ekmeği bölüşmenin tadı hiçbir lüks sofrada yoktu.
Şimdi Mesele Hatırlamakta...
Şimdi ise kapılar kapalı, ziyaretler seyrek, duygular bir ekranın içine sığdırılmış durumda. Mesajlar kısa, aramalar görüntülü ama dokunuşlar eksik. Ne sokaklarda o eski çocuk sesleri var, ne de kapı kapı dolaşan o saf heyecan...
Ama belki de mesele zaman değil; mesele hatırlamakta. Çünkü o bayramlar sadece geçmişte kalmış birer anı değil; paylaşmayı, saygıyı ve komşuluğu bizlere öğreten birer aynaydı.
Bugün yine bayram... Belki o eski Elazığ bayramlarını olduğu gibi geri getiremeyiz ama o ruhu yeniden canlandırmak bizim elimizde. Bir kapı çalarak, bir Gakgoş selamı vererek, bir çocuğu başını okşayıp sevindirerek o eski sıcaklığı yeniden harlayabiliriz.
Çünkü bayram dediğin; takvimde kırmızıyla işaretlenmiş bir gün değil, insanın içinde yaşattığı o kadim duygudur.
Bayramınız mübarek, gönlünüz hep çocukluğunuzdaki kadar şen olsun.