GEZİN (II)

Kendi doğal ritmi içinde, tabiatla uyumlu bir hayat süren Gezin; yaz aylarında artan nüfus hareketliliğiyle Akdeniz sahillerini aratmayan bir canlılığa kavuşur. Anadolu’nun tarım, hayvancılık ve arıcılıkla yaşayan bu sakin yerleşimi, Hazar Gölü havzasının zengin ekosistemiyle birlikte düşünüldüğünde yalnızca canlı bir hayat alanı değil; aynı zamanda korunması gereken hassas verimli ve bereketli bir bölgedir.

Ancak son dönemde Gezin, ani ve dikkat çekici bir dönüşümün merkezine yerleştirilmiştir. Bölgenin bir maden lojistik hattının odağı hâline getirilmek istenmesi; çevre, bilim ve toplum açısından ciddi tartışmaları ve endişeleri beraberinde getirmiştir.

Önceki yazımızda bu konuya kısaca değinmiş ve olumlu tepkiler almıştık. Bu tepkiler bize umut vermişti. Ne var ki Gezin Tren İstasyonu çevresinde asırlık ağaçların kesilmesi, ardından iş makinelerinin bölgeye yerleşmesi ve şantiye kurulması, umutlarımızı ciddi biçimde sarstı. Yine de “çıkmayan candan umut kesilmez” diyerek bir kez daha yazma ihtiyacı duyduk. Bu kez biraz daha teknik, biraz daha açık bir dille…

Yazının sonunda göreceğiniz fotoğraflar, burada tesis kurmaya karar verenlerin ne kadar kararlı olduğunu göstermektedir. Dileğimiz odur ki aynı kararlılığı; toprağını, çileğini, fasulyesini, kirazını, gevenini, Hazar Gölü’nü ve yaşadığı coğrafyayı seven bölgenin insanları da haklı olarak gösterebilsin.

Çünkü bu topraklar yalnızca harita üzerindeki boş alanlar değildir. İnsanların geçim kaynağıdır, çocukluğudur, hafızasıdır, istikbalidir. Elbette hiç kimse istediği yeri dilediği gibi kullanma hakkına sahip değildir. Anlaşılan bir oldu bitti ile karşı karşıya bırakılan insanlar hala yaşadıkları şaşkınlıklarını atlatabilmiş değillerdir.

Peki bu projeyi planlayanlar, hayatını burada sürdüren geçimini bu topraklardan sağlayan insanlara danıştı mı? Arıcılara danıştılar mı onları ikna ettiler mi?

İşte tam da bu nedenle, bu girişimin doğurabileceği sonuçları yeniden dile getirme gereği duyuyoruz.

Maden ilçesi sınırları içinde bulunan ve yüksek tenörlü bakır rezervleriyle bilinen sahada zenginleştirme faaliyetleri yürütülmektedir. Bu süreçte kullanılan flotasyon yöntemi, bakır minerallerinin çeşitli kimyasallarla ayrıştırılması esasına dayanır. Sanayi açısından verimli bir yöntemdir. Ancak kullanılan kimyasallar ve ortaya çıkan ince atık partikülleri nedeniyle son derece dikkatli yönetilmesi gerekir. Aksi hâlde çevre ve insan sağlığı açısından ciddi tehlikeler ortaya çıkabilir.

Asıl tartışılması gereken konu ise üretimden çok taşımadır.

Ortaya çıkan konsantre cevherin neden Maden veya Ergani gibi mevcut demiryolu bağlantıları yerine Gezin Tren İstasyonu üzerinden taşınmak istendiği ciddi bir soru işaretidir. Yıllardır cevher taşımacılığında kullanılan Maden Tren İstasyonu dururken, Gezin gibi ekolojik açıdan hassas bir bölgenin yeni bir lojistik merkez hâline getirilmek istenmesi kamuoyuna açık biçimde anlatılmalıdır.

Üstelik Gezin, cevher sahasına daha uzak bir noktadadır. Hem ekonomik açıdan hem de çevre riskleri bakımından bu tercihin anlaşılır bir tarafı bulunmadığı ortadadır.

Gezin İstasyonu ve çevresi, Hazar Gölü havzasına yakınlığı nedeniyle son derece hassas bir bölgede yer almaktadır. Burası yalnızca bir istasyon çevresi değildir. Sulak alanlara, tarım arazilerine ve doğal hayat koridorlarına komşu bir geçiş alanıdır.

Bu tür bölgelerde ağır metal içerebilecek ince tozların rüzgârla yayılması ya da yağışlarla toprağa ve suya karışması; yıllarca sürebilecek çevre sonuçları doğuracaktır. Toprak zarar görür, su kirlenir, ekosistem bozulur. Yaz aylarında bölgenin sarı sıcaklarından kaçarak bir nebze serinlenmek için Hazar gölü kıyılarını mesken tutanların sağlıkları da risk altına girer. Bu riskin yalnızca toprağa ve insana aynı zamanda değil Hazar Gölünün suyunu ve içindeki canlı hayatı tehdit edeceğini görmek zor değildir.

Kaybedilen dengeyi yeniden kurmak ise çoğu zaman da mümkün olmaz.

Flotasyon sonrası oluşan konsantre malzeme, mikron boyutunda ince partiküller içerir. Yükleme ve taşıma sırasında oluşabilecek toz yayılımı yalnızca çalışanlar için değil; bölgede yaşayan insanlar, tarım alanları ve tabii hayat için de ciddi bir tehdittir.

Bermaz Ovası, Dicle yatağı ve çevresindeki üretim alanları; Gezin çileği, fasulye, kiraz, sebze üretimi ve arıcılık faaliyetleriyle bölge ekonomisinin temelini oluşturmaktadır. Özellikle arıcılık açısından büyük önem taşıyan geven bitkisi, bu doğal döngünün önemli parçalarından biridir.

Bu bütünlük içinde meydana gelebilecek herhangi bir çevre tahribatı yalnızca tabiatı değil, insanların geçimini de doğrudan etkileyecektir. Çünkü burada mesele sadece birkaç ağacın kesilmesi değildir. Bir hayat biçiminin yavaş yavaş yok edilmesidir.

Üstelik risk yalnızca Gezin’le sınırlı değildir. Dicle Havzası gibi geniş bir su toplama alanına yakın bölgelerde meydana gelebilecek bir sızıntı veya kaza; etkisini çok daha geniş bir coğrafyada gösterebilir. Su kaynakları zarar görebilir, tarımsal üretim olumsuz etkilenebilir ve ekolojik zincirde telafisi zor kırılmalar ortaya çıkacağını herkes bilir.

Karayolu taşımacılığı tercih edildiğinde ise ağır tonajlı araçların oluşturacağı trafik yükü, kaza riski ve toz emisyonu ayrıca önemli bir sorun hâline gelecektir. Demiryolu taşımacılığı elbette daha güvenli bir yöntem olabilir. Ancak mesele yalnızca hangi araçla taşıma yapılacağı değildir. Asıl mesele, hangi bölgenin bu yükü taşıyacağıdır.

Çünkü her yer aynı değildir.

Bazı yerler ekonomik hesaplarla ölçülemeyecek kadar değerlidir.

Bütün bu teknik, çevresel ve toplumsal gerçeklerle birlikte değerlendirildiğinde mesele artık yalnızca bir lojistik tercih olmaktan çıkmaktadır. Bu konu; çevre etkisi, havza yönetimi, tarımsal sürdürülebilirlik ve gelecek kuşakların canlıların hayat (fauna ve flora) hakkı çerçevesinde ele alınması gereken ciddi bir planlama meselesidir.

Maden kaynaklarının ekonomiye kazandırılması elbette önemlidir. Ancak yer üstündeki hayatı yok ederek yer altındaki zenginliği çıkarmaya çalışmak, kalkınma değil; geri dönüşü zor bir kayıp üretmektir.

Bermaz Ovası, Gezin İstasyonu ve Hazar Gölü; kısa vadeli hesaplarla harcanabilecek sıradan alanlar değildir. Bunlar korunması gereken doğal hafızalardır.

Bugün alınacak yanlış bir kararın bedelini yalnızca bugünün insanı değil, yarının çocukları da ödeyecektir. Toprak kaybedildiğinde hiç bir zenginliğin kimseye bir faydası olmaz

Aklın yolu gerçekten birdir.