GEZİN (IV)

Gezin Tren İstasyonu üzerinden yapılması planlanan bakır konsantresi taşımacılığı, yalnızca bir lojistik tercih değil; çevresel riskleri, ulaşım güvenliğini ve bölgesel planlamayı doğrudan ilgilendiren önemli bir karardır.


Söz konusu bakır konsantresinin, maden sahasına daha yakın konumda bulunan Maden Tren İstasyonu yerine yaklaşık 30 kilometre uzaklıktaki Gezin Tren İstasyonu'na karayoluyla taşınması planlandığı anlaşılmaktadır. Bu durum, taşımanın yalnızca mesafe açısından değil, risk yönetimi bakımından da yeniden değerlendirilmesini zorunlu kılmaktadır. Çünkü karayolu taşımacılığı, özellikle ağır tonajlı yüklerde, demiryoluna kıyasla daha yüksek kaza riski taşımaktadır.


Nitekim uluslararası taşımacılık güvenliği verileri, tehlikeli madde sınıfına giren yüklerin karayoluyla taşınmasında risk oranının demiryoluna göre birkaç kat daha yüksek olduğunu göstermektedir. Bu fark, özellikle virajlı, eğimi yüksek ve yerleşim alanlarına yakın güzergâhlarda daha da belirgin hâle gelmektedir. Dicle Vadisi boyunca uzanan yol hattı da bu açıdan kritik bir güzergâh niteliği taşımaktadır.


Bu noktada temel soru açıktır: Maden sahasına daha yakın konumda bulunan, demiryolu altyapısı mevcut ve 1935 yılından bu yana yolcu ile yük taşımacılığına hizmet veren Maden Tren İstasyonu varken, neden daha uzak ve daha fazla risk barındıran Gezin Tren İstasyonu tercih edilmektedir?


Bu tercih yalnızca maliyet hesabıyla mı açıklanmaktadır, yoksa teknik ve operasyonel zorunluluklardan mı kaynaklanmaktadır? Kaldı ki günümüz koşullarında eksik olduğu düşünülen teknik altyapı ve donanım ihtiyaçları, Maden Tren İstasyonu için de karşılanabilir. Ayrıca Gezin Tren İstasyonu'nda yürütülen inşaat faaliyetlerinden anlaşıldığı üzere, taşımacılık için yeni bir altyapı hazırlığı yapılmaktadır. Eğer yeni yatırımlar söz konusuysa, benzer iyileştirmelerin Maden Tren İstasyonu'nda gerçekleştirilmesi neden değerlendirilmemektedir?


Emniyet tedbirlerinin eksiksiz biçimde alınacağını varsaysak bile; korunması hayati önem taşıyan Hazar Gölü, Gezin bölgesi, Bermaz Ovası ve Dicle Nehri havzası her zaman belirli bir risk altında olacaktır. Çünkü sıfır risk diye bir durum söz konusu değildir. Olası bir kaza veya sızıntının çevreye vereceği zararın telafisi ise çoğu zaman mümkün olmayacaktır. Bu nedenle söz konusu güzergâhın, geri dönüşü olmayan çevresel sonuçlar doğurma potansiyeli taşıdığı açıktır.


Kısa vadeli ekonomik kazanımlar uğruna doğal ve kültürel varlıklarımızı riske atmalı mıyız? Gelecek nesillere bırakmakla yükümlü olduğumuz bu değerlerin korunması, hepimizin ortak sorumluluğudur. Bu soruya yalnızca karar vericilerin değil, vicdan sahibi herkesin cevap vermesi gerekir.


Kamuoyunun beklentisi, bu tercihin gerekçelerinin şeffaf biçimde açıklanması ve çevresel riskler ile ulaşım güvenliği açısından en uygun seçeneğin bilimsel veriler ışığında değerlendirilmesidir.
Eğer bu bir maliyet tercihiyse, kısa vadeli ekonomik kazanç ile uzun vadeli çevresel risk arasındaki denge nasıl kurulmuştur? Eğer teknik bir zorunluluk varsa, bu zorunluluğun kamuoyuna açık ve şeffaf biçimde açıklanması gerekmez mi?


Gezin çevresi; Hazar Gölü havzası, Bermaz Ovası ekosistemi ve yerel su kaynakları açısından hassas bir bölgedir. Bu tür alanlarda yapılacak her ağır sanayi lojistiği, yalnızca taşıma güvenliği değil, ekosistem bütünlüğü açısından da değerlendirilmek zorundadır.
Sonuç olarak mesele, yalnızca “nereden taşındığı” değil; hangi risklerin göze alındığı, hangi teknik gerekçelerin bu tercihi zorunlu kıldığı ve hangi alternatiflerin neden devre dışı bırakıldığı sorularında düğümlenmektedir. Çünkü bazı tercihler, sadece bugünü değil, yarının geri dönüşü olmayan sonuçlarını da belirler.


Yöre halkının söz konusu bölgede yaptığı açıklamalar dikkate alınmalıdır. Halkın talepleri elbette önemlidir. Ancak yayımladıkları bildiride yer alan bazı ifadeler, geleceğe dair ciddi endişeler doğurmaktadır.


Bu noktada temel soru şudur: Yörede yaşayan insanların kaygılarına rağmen yapılan uygulamalar gerçekten doğru mudur? Süreçle ilgili tüm tarafların uzlaştığı bir mutabakat sağlanmış mıdır?
Ayrıca, endemik bitkilere ve bölgenin hassas ekosistemine verilebilecek olası zararlar düşünüldüğünde, ortaya çıkabilecek sonuçlar insanı derin bir endişeye sürüklemektedir. Sadece insan hayatı değil, bölgede bulunan bütün canlı hayatı ciddi bir tehdit altına girmektedir.