GEZİN SAHİPSİZ DEĞİL

Gezin meselesi, ilk bakışta bir “yükleme rampası” meselesi gibi gösterilmek isteniyor. Oysa fotoğraflara, haber metinlerine, Meclis soru önergelerine, bölge halkının itirazlarına ve koruma statülerine birlikte bakıldığında karşımızda sıradan bir lojistik tercih değil; Elazığ’ın suyunu, toprağını, tarımını, turizmini, arıcılığını, tarihî mirasını ve hukuk düzenini ilgilendiren ciddi bir kamu yararı meselesi duruyor.

Elazığ’ın Maden ilçesinden çıkarılan bakır cevherinin veya kimyasal süreçlerden geçmiş bakır konsantresinin, mevcut Maden Tren İstasyonu ve hattı dururken yaklaşık 20-25 kilometre uzaklıktaki Gezin Tren İstasyonu’na taşınmak istenmesi başlı başına izaha muhtaçtır. Nitekim TBMM’ye sunulan soru önergesinde de aynı nokta sorulmuş; Maden’de tren garı ve hattı mevcutken cevherin Gezin’e taşınması, burada depolanması ve yeniden trene yüklenmesinin hem çevresel hem ekonomik açıdan gerekçesinin ne olduğu sorgulanmıştır. Cumhuriyet’in haberinde de bu tercih, “akla ve mantığa uygun bir yaklaşım olmadığı” değerlendirmesiyle kamuoyuna taşınmıştır.

Burada mesele, madencilik faaliyetine kategorik olarak karşı çıkmak değildir. Elazığ üretime, istihdama, sanayiye ve katma değere elbette ihtiyaç duymaktadır. Ancak üretim başka şeydir; çevresel yükü ve riski koruma altındaki bir havzaya yıkmak başka şeydir. Eğer bir proje Elazığ’a gerçek istihdam sağlamıyor, yerel yan sanayiyi büyütmüyor, Maden ilçesini ayağa kaldırmıyor, elde edilen değeri şehirde tutmuyor; buna karşılık Hazar Gölü’nün yanı başına toz, ağır metal riski, kamyon trafiği, ağaç kesimi, betonlaşma ve hafriyat yükü bırakıyorsa, buna “yatırım” demeden önce iki kere düşünmek gerekir.

Hazar Gölü sıradan bir göl değildir. Tarım ve Orman Bakanlığı 15. Bölge Müdürlüğü verilerine göre Hazar Gölü Sulak Alanı, 09.04.2015 tarihli ve 4078 sayılı olurla “Ulusal Öneme Haiz Sulak Alan” olarak tescillenmiş; alanın 288.460 dekar olduğu, gölün 78,8 kilometrekare su yüzeyine ve 274,9 kilometrekarelik göl havzasına sahip bulunduğu belirtilmiştir. Ayrıca Hazar Gölü çevresinin farklı etapları, “Doğal Sit-Nitelikli Doğal Koruma Alanı” ve “Doğal Sit-Sürdürülebilir Koruma ve Kontrollü Kullanım Alanı” olarak tescil edilmiştir.

Sulak alana ilişkin hukukun dili açıktır. Sulak Alanların Korunması Yönetmeliği, sulak alanların doğal yapısının ve ekolojik karakterinin korunmasını zorunlu kılar; havzada yapılacak proje ve faaliyetlerde sulak alana etkinin dikkate alınacağını söyler. Aynı yönetmelik, sulak alanların doldurulmasını ve kurutulmasını yasaklar; aykırı arazi kazanımı halinde alanın faaliyet sahibince eski hale getirilmesini öngörür. Yönetmeliğin 16. maddesi, bu kapsamdaki alanlara katı atık, moloz, hafriyat ve proses atığı çamuru dökülmesini yasaklamaktadır. Hassas koruma bölgesi hükümlerinde ise kuşların üreme dönemi dışında ve ekosistemi iyileştirme amacı taşımayan ağaç kesimine izin verilmediği açıkça düzenlenmiştir.

Bu nedenle Gezin Tren İstasyonu çevresinde kamuoyuna yansıyan ağaç kesimi, hafriyat kaldırılması, hafriyatın yine havza içinde başka noktalara dökülmesi, geniş beton platform inşası ve maden/konsantre sevkiyatına dönük altyapı çalışmaları iddiaları yalnızca idari izin meselesi değildir. Bu iddialar doğruysa, burada çevre mevzuatının, sulak alan koruma rejiminin, doğal sit hukukunun ve gerekirse çevre suçlarına ilişkin ceza normlarının birlikte değerlendirilmesi gerekir. Çevre hukuku bakımından “önce yapalım, sonra bakarız” mantığı kabul edilemez. Çünkü çevrede zarar çoğu zaman meydana geldikten sonra telafi edilemez.

Gezin Tren İstasyonu’nun tarihî niteliği de ayrıca göz ardı edilemez. Diyarbakır Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu’nun 26.03.2026 tarihli kararında Gezin İstasyon Binası’nın TCDD mülkiyetinde, I. grup yapı olarak tescilli olduğu; korunma alanı sınırlarının güncellendiği ve bu sınırlar içinde yapılacak her türlü fiziki ve inşai uygulama öncesinde Koruma Bölge Kurulu’ndan izin alınması gerektiği açıkça belirtilmiştir. Aynı kurulun Mart 2026 toplantı gündeminde “Gezin İstasyon Binası Korunma Alanı İçerisinde Yol ve Yükleme-Boşaltma Sahası Yapımı Talebi”nin yer alması, sürecin kültür varlığı koruma boyutuyla da yakından incelenmesi gerektiğini göstermektedir.

Peki bu iş nasıl olmalıydı?

Önce şehir bilgilendirilmeliydi. Projenin kapasitesi, taşınacak maddenin kimyasal içeriği, günlük kamyon sayısı, konteyner trafiği, tozuma riski, sızıntı riski, acil durum planı, yangın ve kaza senaryoları, Hazar Gölü’ne ve Bermaz Ovası’na etkileri, arıcılığa ve tarımsal üretime muhtemel zararları açıkça ilan edilmeliydi. Bağımsız üniversite raporları, Çevre Mühendisleri Odası, Ziraat Mühendisleri Odası, Tabip Odası, Baro, Hazar Gölü çevre dernekleri, köy muhtarları ve bölge halkı sürece dahil edilmeliydi. ÇED süreci veya ÇED gerekli değildir kararı varsa kamuoyuna açıklanmalı; yoksa bu çalışma fiili durum yaratılarak sürdürülemezdi.

İkinci olarak, alternatif yer incelemesi yapılmalıydı. Maden’de mevcut demiryolu hattı ve istasyon varken Gezin’in seçilmesi teknik, ekonomik, çevresel ve hukuki olarak karşılaştırılmalıydı. Eğer Maden istasyonunun altyapısı eksikse, yapılması gereken Gezin’i riske atmak değil, Maden’in altyapısını güçlendirmekti. Çünkü doğru kalkınma, riski turizm ve tarım havzasına taşımak değil, riski kaynağında yönetmektir.

Üçüncü olarak, Elazığ ekonomisi bakımından yerel fayda hesabı yapılmalıydı. Bu şehir yıllardır madenin yükünü taşıyor ama madenin refahını yeterince göremiyor. Eğer bakır Elazığ’dan çıkıyor, kimyasal işlemden geçiyor, Samsun’a gidiyor; şehir ise sadece kamyon trafiği, toz, hafriyat ve çevresel riskle baş başa kalıyorsa, ortada adil bir kalkınma modeli yoktur. Elazığ’a düşen sadece çevresel maliyet olmamalıdır. Yerel istihdam garantisi, Maden ilçesinde kalıcı sanayi altyapısı, çevre teminat fonu, bağımsız denetim, acil müdahale merkezi, tarım ve turizm zararlarına karşı teminat ve şeffaf gelir paylaşımı olmadan “kamu yararı”ndan söz edilemez.

Dördüncü olarak, Elazığ’ın markaları korunmalıydı. Gezin, Bermaz Ovası, Hazar Gölü, çilek, fasulye, bağ-bahçe kültürü ve arıcılık aynı ekolojik bütünün parçalarıdır. Elazığ Geven Balı, Türk Patent ve Marka Kurumu nezdinde menşe adı olarak tescilli bir coğrafi işarettir. Bu sadece bir bal meselesi değildir; geven bitkisinin, arının, temiz suyun, temiz toprağın ve bozulmamış floramızın meselesidir. Bakır konsantresi sevkiyatında oluşabilecek en küçük tozuma dahi, halkın zihninde bu bölgenin “temiz ürün” algısını zedelemeye yeter.

Bu noktada görev yalnızca bölge halkına düşmez. Elazığ Valiliği, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği İl Müdürlüğü, Doğa Koruma ve Milli Parklar Bölge Müdürlüğü, Tarım ve Orman İl Müdürlüğü, İl Sağlık Müdürlüğü, TCDD, DSİ, Kültür Varlıklarını Koruma Kurulu ve belediyeler derhal sahada koordineli inceleme yapmalıdır. İzinler, raporlar, kurul kararları, ÇED belgeleri ve sulak alan görüşleri kamuoyuna açıklanmalıdır. Eksik izin veya mevzuata aykırı uygulama varsa çalışma durdurulmalı, alan mühürlenmeli, hafriyat ve betonlaşma yönünden eski hale getirme süreci başlatılmalıdır.

Elazığ Barosu’nun hukuki değerlendirme süreci başlatması kıymetlidir. Baro açıklamasında idari süreçlerin ve izin mekanizmalarının inceleneceği, ilgili kurumlardan bilgi ve belge isteneceği, hukuki rapor hazırlanacağı ve gerekirse yargısal/idari başvuru yollarının kullanılacağı belirtilmiştir. Ancak bu süreç yalnız kalmamalıdır. Kent Konseyi, meslek odaları, muhtarlar, siyasi partiler, milletvekilleri ve sivil toplum kuruluşları aynı masada buluşmalı; mesele parti rekabetine değil, Elazığ’ın ortak geleceğine bağlanmalıdır.

Milletvekillerine düşen görev de sadece soru önergesi vermek değildir. Verilen önergelerin cevabı takip edilmeli; Bakanlık cevapları kamuoyuna açıklanmalı; eksik, kaçamak veya yuvarlak cevaplar karşısında yeni denetim yolları işletilmelidir. İl genel meclisi, belediye meclisleri ve ilgili komisyonlar sahaya gitmeli; tutanak tutmalı; halkı dinlemeli; kurumları göreve çağırmalıdır. Bürokrasi ise “şikâyet olursa bakarız” anlayışından çıkmalı, resen harekete geçmelidir. Çünkü çevre hakkı, dilekçe verilince doğan bir hak değil, devletin kendiliğinden korumak zorunda olduğu anayasal bir haktır.

Gezin’de yapılması gereken bellidir: Çalışmalar derhal durdurulmalı, bütün izin ve raporlar açıklanmalı, bağımsız bilimsel inceleme yapılmalı, alternatif olarak Maden Tren İstasyonu ve mevcut demiryolu hattı esas alınmalı, Gezin’de oluşan tahribat varsa eski hale getirilmelidir. Aksi halde bugün “bir yükleme rampası” diye geçiştirilen mesele, yarın Hazar Gölü’nün, Bermaz Ovası’nın, Gezin’in ve Elazığ’ın ortak kaybı olarak karşımıza çıkacaktır.

Elazığ’ın kalkınmaya ihtiyacı var; fakat kalkınma, şehrin suyunu, toprağını, ormanını, arısını, çileğini ve tarihî istasyonunu feda ederek olmaz. Gerçek kalkınma, madenin değerini Elazığ’da tutan, riski bilimle yöneten, halkı muhatap alan, doğayı maliyet kalemi değil emanet bilen kalkınmadır.

Gezin’in sessiz çığlığı şudur:
Bu şehir üretime karşı değil; bu şehir akılsızlığa, hukuksuzluğa ve sahipsizliğe karşıdır.