Coğrafyamızın saklı köşelerinden biri olan Gezin, ilk bakışta insana huzur veren bir tablo gibi görünür. Yeşilin vadilere usulca yayıldığı, rüzgârın serinliğini Hazar Gölü’nün sularından alıp yamaçlara taşıdığı bu küçük yerleşim, aslında geçmiş ile bugünün iç içe geçtiği özel bir coğrafyadır. Ancak bu dingin manzaranın ardında giderek büyüyen sessiz bir değişim saklıdır.
Gezin’in asıl yerleşimi, göl kıyısından birkaç kilometre içeride, vadinin korunaklı kucağında kurulmuştur. Bu konum, geçmişte insanlara hem güvenli hem de bereketli bir hayat alanı sunmuştur. Cumhuriyetin ilk yıllarında bölgeden geçen demiryolu ve bu hat üzerindeki Gezin İstasyonu ise buraya ayrı bir kimlik kazandırmıştır. İstasyonun yapılmasıyla birlikte bazı köylüler burada evler inşa etmiş, buradan geçenler de Gezin’i yalnızca bu istasyondan ibaret sanmıştır. Asıl Gezin’i bilmeyenler, burayı Gezin olarak tanımıştır.
Oysa Gezin, Türkiye coğrafyasının önemli dönüm noktalarından biridir. Burayı değerli kılan yalnızca tren istasyonu değildir. Asıl büyük önemi, Dicle’nin doğuşuyla ilgilidir. Hazar Gölü’nün taşkın sularının Dicle’nin kaynaklarından biri olarak kabul edilmesi, Gezin’e coğrafi ve tarihî açıdan özel bir anlam kazandırmaktadır.
İstasyon binası, sadece bir ulaşım noktası değil; genç Cumhuriyet’in mimari anlayışını bugüne taşıyan, zamana direnen bir hatıra olmuştur.
Bölgeye dikkatle bakıldığında, tabiatın ve tarihin izleri birlikte okunur. Gölün taşkın zamanlarından kalma küçük menfezler, suyun yüzyıllardır çizdiği yolu fısıldar. Bu toprakların, Dicle Nehri’nin doğduğu coğrafyanın bir parçası olduğu hissi, insanı ister istemez daha derin düşüncelere sürükler. Antik çağlardan bugüne uzanan yerleşim izleri de bu sürekliliğin sessiz tanıklarıdır.
Bu nedenle Hazar Gölü ve çevresinin doğal sit alanı ilan edilmesi, sadece bürokratik bir karar değil; aynı zamanda geçmişe ve geleceğe karşı bir sorumluluktur. 2017 yılında alınan koruma ve kontrollü kullanım kararı, tabiatın dengesini korumaya yönelik önemli bir adımdır. Ancak kâğıt üzerinde alınan kararlar sahada karşılık bulmadığında anlamını hızla yitirir.
Gezin’de asıl değişim yaz aylarında kendini açıkça gösterir. Sıcakların bastırmasıyla birlikte vadilerden süzülen serinlik ve gölün ferahlatıcı etkisi insanları buraya çeker. Başlangıçta birkaç yazlık evle başlayan bu hareketlilik, zamanla kontrolsüz, izinsiz ve plansız bir yapılaşmaya dönüşmüştür. Üstelik bu yapıların çoğu gerekli imar izinleri alınmadan inşa edilmiştir. Yapıların kaçak olması, kıyıdan uzak alanlarda yapılması gerçeğini değiştirmemekte; kim nasıl bir izin alıyorsa yapılaşma artarak devam etmektedir.
Bir zamanlar tabiatın sesinin hâkim olduğu yamaçlarda artık betonun sessiz yükselişi hissedilmektedir. Plansız ve gelişi güzel şekilde Hazar Gölü’nün kıyılarına sıralanan yazlıkların atık suları ne yazık ki bu eşsiz göle karışarak geleceğe dair karanlık bir tablo oluşturmaktadır.
Yaz geldiğinde nüfus on binleri aşar. Ancak bu artışa karşılık altyapı, sağlık, asayiş, ulaşım ve çevre düzeni aynı hızda gelişmez. Plansız büyüme sadece günlük hayatı zorlaştırmakla kalmaz; aynı zamanda bölgenin en büyük değeri olan doğayı da geri dönüşü zor bir şekilde yıpratır. Bu plansız yapılaşmanın büyük bir çevre felaketine yol açabileceği, Hazar Gölü’nün su seviyesindeki düşüşten ve bir zamanlar sahip olduğu Mavi Bayrakların geri alınmasından kolaylıkla anlaşılmaktadır. Su seviyesindeki düşüşü yalnızca yağış azlığına bağlamak mümkün olsa da asıl nedenin göl üzerinde kurulu elektrik santralinin özelleştirilmesinden sonra ortaya çıktığını düşünmek zor değildir.
Daha da düşündürücü olan, bu değişimin çoğu zaman fark edilmeden, yavaş yavaş gerçekleşmesidir. Kısa vadeli kazançların peşinden koşan anlayış, uzun vadede telafisi mümkün olmayan kayıplara yol açmaktadır. Oysa bu coğrafya, sadece bugünün değil; geçmişin ve geleceğin de ortak mirasıdır.
Gezin bugün bir eşikte durmaktadır. Ya doğal güzelliğini ve tarihini koruyarak dengeli bir gelişim yolu seçecek ya da kontrolsüz büyümenin gölgesinde kimliğini yavaş yavaş kaybedecektir.
Torosların eteklerinde, yaklaşık 1300 metre rakımda yer alan bu yerleşim, hayatı anlamlı kılan benzersiz bir coğrafyanın parçasıdır. Verimli topraklarıyla bilinen Bermaz Ovası’nın başlangıcı burada hissedilir. Bu topraklar yalnızca üretimin değil, aynı zamanda hayatın sürekliliğinin de sessiz teminatıdır.
Gezin Tren İstasyonu binası, hemen yanı başındaki Hazar Gölü ve uzanan ova ile bir bütünün parçaları gibi durur. Tabiat, tarih ve insan emeğinin iç içe geçtiği bu manzara, adeta birbirinin mütemmim cüzü olan unsurların uyumunu gözler önüne serer.
Yaz aylarında Hazar Gölü kıyısını mesken tutan yazlıkçılar, gölün yaklaşık 30 kilometrelik sahil şeridi boyunca kümelenen tatil siteleriyle birlikte ciddi bir yoğunluk oluşturur. Bu yoğunluk çevre kirliliğini beraberinde getirirken, dünyada eşi benzeri az bulunan Hazar Gölü balıklarının hayatını da tehdit etmektedir. Bu durumun, bu canlılara hayat hakkı tanımayacak boyutlara ulaşabileceğini söylemek abartı olmayacaktır.
Zaman zaman bazı yayın organlarında dile getirilen uyarıların ise gereken yerlere ulaşmakta zorlandığı açıktır. Çoğu zaman insanlar sorumluluğu kolayca siyasilere havale eder. Siyasiler için bu tür konular kısa vadede dikkat çekici nutuklar üretmeye uygun olsa da kalıcı çözümler üretme noktasında aynı kararlılığın gösterilemediği görülmektedir. Sonrası ise çoğu zaman beklendiği gibi olur: konuşmalar yapılır, ancak somut adımlar unutulur gider.
Oysa Hazar Gölü ve çevresi için kapsamlı bir yönetmelik hazırlanması artık bir zorunluluktur. Bu düzenleme; Maden, Sivrice, Gezin ve Bermaz Vadisi’ni kapsamalı, hatta Dicle Nehri yatağı da bu bütüncül planlamaya dâhil edilmelidir. Çünkü Dicle Nehri’ni besleyen kaynakların önemli bir kısmı Hazar Gölünü içine alan dağlardan doğmaktadır.
Son zamanlarda bazı iş makinelerinin Gezin Tren İstasyonu civarında faaliyet göstermesi, bölge halkını ve vatanseverleri ciddi biçimde tedirgin etmektedir. Doğal güzelliklerimizi şahsi çıkarlar uğruna yok etmeyi göze alan bu anlayışın, bu topraklara büyük zarar vereceğini öngörmek zor değildir.
Yazlıkçıların istila ettiği kıyı şeridindeki kirliliğe şimdi bir de sanayi atıkları eklenirse, cennetten bir parça olan Hazar Gölü’nün ve çevresindeki sulak alanların sonu gelmez mi?
Büyük endişe yaratan bu gelişmeler karşısında bazı yetkililerin, madenin kapalı konteynerlerle taşınacağını ve çevreye zarar vermeyeceğini söylemeleri, endişeleri daha da artırmaktadır. Çünkü maden sahalarına daha yakın olan ve onlarca yıl taşımacılık yapılan Maden Tren İstasyonu yerine, daha uzak olan Gezin İstasyonu’nun tercih edilmesi nasıl açıklanabilir? Hazır taşıma platformları varken Gezgin’de ısrar edilmesinin bir nedeni mi var?
Bu gerçek göz ardı edilmeden atılacak her adım, toprağa saplanan her kepçe ve devrilen her ağaç; bugün için bazılarını kurtarabilir. Ancak bunun, geleceği karartacağı ve topraklarımızı kirleteceği gerçeğini unutmamalıyız.
Topraklarımıza sahip çıkmak bir vatan borcudur.