Kendimizi süregelen savaş haberlerinin içinde buldukça, gelişmeler karşısında ister istemez sanki eski dünyamızın değiştiğini, farklı ve acımasız bir dünyada yaşadığımızı düşünüyorum. İnsanlığın bittiği, zihniyetlerin canavarlaştığı, ürkütücü ve korku verici karanlık bir dünya görüyorum.
İktisadi, siyasi ve silah gücene sahip olan devletler, diğer devletlere meydan okuyor. 2022’de Rusya Ukrayna’ya saldırı başlattı. Savaş hala devam ediyor. Ekim 2023’te saldırgan ve soykırımcı İsrail, ABD desteğinde Gazze’ye saldırdı. Gazze yakılıp, yıkıldı, harabeye döndü. 70 bine yakın insan katledildi. HAMAS liderleri tek tek yok edildi. Yetmedi, Suriye ve Lübnan önce roketler ve top mermileri ile yakılıp yıkıldı ardından askeri operasyon başlattı. Suriye’nin yeni yönetimi ve Kürtler ABD’nin kontrolü altına girdi.
ABD ve İsrail, kan dökmekten, barbarlıktan vazgeçmedi. İran’ı hedefe aldılar, Haziran 2025’te saldırdılar. Ortadoğu alev alev, insanlar sürekli ateş üstünde. İstihbarat örgütlerine hizmet eden, İsrail ya da İran asıllı muhbirlerin içinde olduğu tezgâhlarla başta İran’ın dini lideri olmak üzere İran’ın üst düzey kadrosu tek tek öldürüldü. Doğal gaz rafinerisi vuruldu, boru hatları ve enerji terminalleri hedefte. Her şeye rağmen İran halkı kenetlendi, vatanlarını sonuna kadar savunmaya kararlı. Beklenilenin ötesinde direnç gösteriyorlar.
Kendini dünyanın kralı gören Trump iyice manyaklaştı, çelişkili açıklamalar yapıyor. Başta NATO ülkeleri olmak üzere diğer devletlerden sürekli destek istiyor, sert ifadelerde bulunuyor. İngiltere’nin üslerini açması dışında, NATO ülkelerinden karşılık bulamadı.
ABD ve İsrail tarafından çevre ülkeler üzerinde stratejik oyunlar kuruluyor. Bilindiği gibi İran’dan Türkiye’ye atıldığı iddia edilen füzelerin, daha sonra İsrail’in hileli füzeleri olduğu basında yazıldı. ABD ve İsrail tarafından Türkiye savaşa çekilmeye çalışılıyor. Komşu ülkeleri birbirine düşman etmek, Müslümanı Müslümana kırdırmak girişimleri içindeler.
Öte yandan bilindiği gibi AKP iktidarı döneminde Türkiye sınırlarının güvenliği ciddi şekilde zafiyete uğradı. Önce Türkiye 2004 yılında yürürlüğe giren Ottawa Sözleşmesi’ne taraf oldu. Suriye’de sivil ayaklanmanın başlamasıyla birlikte Suriye sınırındaki mayınlar söküldü. Ardından Suriye’den Türkiye’ye kim oldukları bilinmeyen kitlesel göçler başladı. İran sınırındaki mayınlar da söküldü bu kez de ABD ile işbirliği nedeniyle hayatları tehlike altında olan binlerce Afganlı Türkiye’ye girdi. Sınırlarımız yolgeçen hanına döndü. Ülke sınırlarının kontrolsüzce geçilmesi ile Türkiye, ne idiğü belirsiz, güven vermeyen, tehlikeli pek çok yabancının mekânı oldu.
Hepsi bu kadar da değil! İç siyasette, Kürt sorununun siyasi ve demokratik yollarla çözümü ve PKK’nın silah bırakmasını sağlamak için bir açılım süreci başlatıldı. Türk-Kürt binlerce kişinin katiline kurucu önder denmeye başlandı. Katilin, umut hakkından yararlandırılmasından söz ediliyor. Artık PKK yanlıları mitinglerinde rahatça PKK bayraklarını taşımaya, teröristlerin dev posterlerini açmaya başladı. Parti toplantılarında Türk bayrağı açılmıyor. ABD Büyükelçisi Tom Barrack, “Türkiye ulusal devlet olmasın” diye açıklama yapıyor. Yani etnik kimliğe dayalı devlet sistemi öneriyor. Bu da yetmiyor, “Türkiye’deki bu açılım, 4 parça halinde olan Kürtleri bir araya getirecek” diyor. ABD ve İsrail sınırlarımızın dışındaki Kürtleri İran’da savaşa itmeye yönelik oyunlar kuruyor. Yani çözüm denilen süreç Türkiye’yi bölme planlarının parçası…
Savaş tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de petrol fiyatlarını etkiledi. Türkiye sadece ekonomik alanda değil her alanda etkilendi. Ne acı ki Türkiye, konunun uzmanlarının da belirttiği gibi içte ve dışta tehlike altında. Türkiye için en önemli şey öncelikle savaşın dışında kalmak ve açılım mevzusunu yeniden değerlendirmektir. Şimdilik savaşın dışında kalmak Türkiye’nin en büyük kazancı olacaktır…