Yüzyıl öncesinde güzelim yoksul ülkemiz, zengin olmayan, geçim sıkıntısı çeken ama dürüst, çalışkan, vatansever, güven veren, vicdanlı bir topluma sahipken, günümüzde vatan sevgisinden yoksun, sinsi, hain, hırslı, zalim, acımasız, adaletsiz ve de vicdansız insanların toplumun dokusuna işlediği görülüyor.
Konunun uzmanları tarafından insanın doğuştan gelen bazı olumlu ya da olumsuz özelliklerinin hemen açığa çıkmadığı ancak doğru şartlar yakalandığında ortaya çıkabileceği belirtiliyor. Aşırı hırslı ve tutkulu olma, haksızlık yapma, çıkarı için başkalarına acı çektirme vb. duyguların şekillenmesinde yetişme tarzının ve kişisel ahlaki tercihlerin de etkili olduğu ifade ediliyor.
Günümüzde uzun süre güvenilir, dürüst ve iyi insan imajı sergileyenlerin, gerçek yüzlerini sonradan gösterdiklerine tanıklık ediyoruz. Bu insanlar yüzlerindeki sahte tebessümün gölgesinde, duygularını bastırarak, yeri geldiğinde sosyal, dışa dönük, insan ilişkilerinde uyumlu, yardımsever, sakin ve sabırlı izlenim yansıtabiliyorlar. Ta ki iç dünyalarında gizledikleri, sinsi ve hain planlarına uygun şartları yakalayıncaya kadar… Hayatın her alanında bu karakterde insanlar olduğu gerçeği ile karşı karlıyayız. 6 Şubat depreminde halk, depremzedeye çadır satan Kızılay’a güvenmediği için, yardım paralarını, bir sanatçının Derneğine ödedi. Ne yazık ki yıllar sonra, bu sanatçının, milyarlarca lirayı iç eden, sinsi, hain ve yolsuz karakterli biri olduğu ortaya çıktı.
Hak, hukuk ve adaletin olmadığı toplumlarda, sinsi, hain, hırslı ve tutkulu insanların, doğuştan sahip oldukları iyi ile kötüyü ayırt etme ölçütü olan vicdanlarını, insanlıklarını ve utanma duygularını da yitirdikleri görülüyor. “Utanmıyorsan dilediğini yaparsın” deyişi bu gerçeği ortaya koyması açısından önemlidir. Yani utanmayanlar, ahlaki konularda koruyucu ve kurtarıcı bir özellik olan hayâdan yoksunlardır.
Mehmet Akif Ersoy ne güzel söylemiştir:
“ Hayâ sıyrılmış inmiş, öyle yüzsüzlük ki her yer de;
Ne çirkin yüzler örtermiş, meğer o incecik perde”.
Devletin, ülke ve toplum yararına, sorumluluk bilinciyle, adaletle, liyakatle, ciddiyetle, yasalara bağlı kalınarak, planlı, denetimli ve şeffaf şekilde yönetilmesi gerekir. Ne yazık ki ülkemizde, kaynakların ve gücün yönetme merkezi olan siyasette, bu güce ulaşmak için her yolu mubah gören, etik sınırları olmayan vicdansız insanlar kolayca yer bulabilmektedir. Öyle ki İktidara gelmek için, yolsuzluk, yoksulluk ve yasaklarla mücadele (3Y) sözü verenlerin iktidarları döneminde mücadele bir yana ülkede yolsuzluk, yoksulluk ve yasaklar zirve yaptı. Hak, hukuk ve adalet yürüyüşü yapanlar, 13 yıl hiç seçim kazanmadığı halde sinsi planlarla Butlan başkan oldu, seçilmiş başkanın yerine geçti.
Türkiye’de artık yargı bağımsız değil. Hükmeden güçler tarafından, yönetimde kalabilme hırs ve tutkuları ve çıkarları için yargı sopa olarak kullanılmaktadır. Hiç bir somut delile dayanmayan, ispatı olmayan, yalancı şahitlerin, “duydum” ya da “öyle söylediler “ içerikli yalan ve iftiralarına dayalı davalar açılmakta, suçsuz günahsız insanlar aylarca, yıllarca, ailelerine, çocuklarına hasret, hapishanelere kapatılmaktadırlar. Daha önce kimselerin bilmediği butlan yöntemi ile ülkenin birinci partisini, siyasi mühendislik ve entrikalarla hain ve vicdansızlara parçalatabiliyorlar.
Günümüz Türkiye’si o hale geldi ki tamamen yönetimden kaynaklanan, çok ağır sorunlar yaşanmaktadır. Diyanet’e, cemaatlere, yandaş vakıflara, gösterişli Nato zirvesine ve yabancı göçmenlere, ölçüsüz paralar harcanırken, ülkenin yüzde 60’ının açlık sınırının altında yaşadığı, memurun, esnafın, çiftçinin, işçinin, öğrencinin, işsiz gençlerin, emeklinin, “geçinemiyoruz!” diye feryat ettiği ülkemizde, toplum yaşam mücadelesi içinde!