İMDAT! GÜZELLİKLERİMİZİ ÇALIYOR, HAZAR’IMIZI ÖLDÜRÜYORLAR!

Bir ülkenin geleceğini yok etmek için o ülkeyi bombalamanıza gerek yoktur. O ülkenin göllerini zehirlemeniz, ormanlarını kesmeniz, zeytinliklerine kıymanız, sulak ve verimli alanlarını yok etmeniz yeterlidir. Bugün Elazığ'ın gözbebeği, Doğu Anadolu'nun incisi Hazar Gölü ve verimli Bermaz ovası böylesi bir yok oluşla karşı karşıya.
Bilindiği üzere yüzyıllardır Elazığ’ın Maden ilçesinde bakır çıkartılıyor. Osmanlı'dan Cumhuriyet'e uzanan zaman diliminde Maden, bölge insanına iş ve aş kapısı olmuş; çıkartılan cevher yerinde işlenerek katma değer üretilmiştir. Bugün, aynı yerde çok daha büyük ölçekte maden çıkarılmaktadır. Peki, çıkarılan cevher bölge insanına iş ve aş olarak dönmüyor mu? Hayır! Hani ondan vaz geçtik, içerisinde altın, gümüş ve diğer değerli maddeler bulunan bakır ne yapılıyor? Çıkartıldığı yerde çeşitli kimyasal işlemlerle ayrıştırıldıktan sonra Hazar Gölü kıyısındaki Gezin Tren İstasyonu'na taşınarak burada depolanıp sevk edilmek isteniyor.
Sorulması gereken soru: “Neden, Hazar Gölü’nün kıyısı?” “Neden, kanunla koruma altındaki bu havza?”, ve “Neden, mevcut mevzuat yok sayılıyor?
Gezin Tren İstasyonu sıradan bir istasyon değildir. Burası, “Uluslararası Ramsar Sözleşmesi” kapsamında koruma altına alınan, "Ulusal Öneme Haiz Hazar Gölü Sulak Alandır." Devlet, özellikli olan bu sahayı koruma altına almış; Çevre ve Şehircilik Bakanlığı da 09 Nisan 2015 tarih ve 4078 sayılı olurlarıyla bu yeri “Ulusal Öneme Haiz Sulak Alan” olarak tescillenmiş ve sit alanı olarak ilan etmiştir. Bu ilanını da resmi gazetede yayınlamıştır. Peki, aynı devlet kendi çıkardığı yönetmeliğin ihlal edilmesine neden göz yumuyor?
Ne diyor yönetmelik? “Sulak alanların ekolojik karakteri korunur”, “Sulak alanlar kirletilmez”, “Doğal yapısı bozulamaz”, “Kuşların üreme alanlarına zarar verilemez”, “Hafriyat dökülemez”, “Sulak alan doldurulamaz”, “Kimyasal ürünler için depolama ve dolum tesisleri kurulamaz”, diyor. Peki, bugünlerde söz konusu olan "Ulusal Öneme Haiz Hazar Gölü Sulak Alanı” içerisinde neler oluyor? Onlarca yaşlı ağaç kesiliyor, binlerce metreküp hafriyat kaldırılıyor, çıkarılan hafriyat yine aynı havza içerisinde başka bölgeye dökülüyor, tonlarca betonla sulak alan kapatılıyor ve bütün bunlar göz göre göre yapılıyor.
Şimdi vatandaş olarak soruyoruz: “Koruma kararlarını alan devlet değil mi?”, “Bu kararların uygulanmasını sağlamakla yükümlü kurumlar nerede?” ,“Çevreyi korumakla görevli yetkililer neden sessiz?” ,“Kesilen ağaçların akıbeti nedir?”, “Sulak alan üzerinde yapılan çalışmalar hangi raporlara dayanmaktadır?” ve en önemlisi: “Kanunlar vatandaşın sağlığı, iyiliği, yaşaması için mi, yoksa bazı şirketlerin para kazanması için mi vardır? Bu soruların cevaplarını ilgili, yetkili, etkili ve etiketli tüm seçilmiş ve atanmışlardan bekliyoruz. Mesele yalnızca birkaç ağacın kesilmesi meselesi değildir. Mesele Maden ilçesinde çıkartılan kimyasallarla arındırılan bakır ve birleşiklerinin depolanma ve sevkiyatı da değildir. Mesele Hazar Gölü ve çevresinin yok edilme meselesidir. Mesele, gelecek nesillerin yaşam hakkının elinde alınması meselesidir.

Kimyasallarla ayrıştırılmış maden ürünlerinin taşınması, depolanması ve yüklenmesi sırasında meydana gelebilecek sızıntılar; toprağı, yeraltı sularını ve nihayetinde Hazar Gölü'nü ve çevresindeki tarım arazilerini yıllar içerisinde yok edeceği açıktır. Bilim bize bunu söylüyor, akıl bize bunun böyle olacağını gösteriyor. Bugün görülmeyen zarar, yarın ortaya çıkacaktır. Doğa, tahribatın hesabını hemen kesmez. Ama ileride; bir gün balık ölümleriyle, kaybolan kuş türleriyle, verimsizleşen topraklarla boşalan turizm tesisleriyle mutlaka keser. Ve O gün çocuklarımıza bırakacak temiz bir göl bulamadığımızda iş işten geçmiş olacaktır. Bakın oluşacak bu hazin tabloya paragözü ile bakmayan Elazığ Kent Konseyi, sivil toplum kuruluşları itiraz ediyor. Bölge halkı bütün algılara karşı ses yükselterek basın açıklamaları yapıyor. Dilekçeler veriliyor. Ancak sonuç…
İnsan ister istemez tekrar tekrar sormak zorunda kalıyor: Bu ülkenin kanunları kimin için var? Doğayı koruma kararları neden alınır? Sulak alanlar neden tescil edilir? Ramsar uluslararası sözleşme neden imzalandı? Eğer bütün bunlara rağmen doğa katledilecekse, o zaman koruma statülerinin anlamı nedir? Evet, bugün mesele Hazar Gölü'dür, Mesele Bermaz tarım havzasıdır, Mesele Hazar dağının tescilli keven balıdır. Eğer bu gidişe dur denilmezse yarın başka göllerin, başka tarım havzalarının, başka güzelliklerin yok edilmesinin önü alınmaz. Vatan, yalnızca sınırları korumak değildir. Vatan toprağı, suyu, havayı o toprak üzerinde yaşayan insanları da korumaktır. Soruyorum: Bu ülkenin verimli topraklarının çoraklaşması parayla, pulla ölçülür mü? “Doğa bize atalarımızdan kalan bir miras değil, çocuklarımıza bırakacağımız en büyük emanet değil mi?” Öyleyse neden bu suskunluk? Neden çocuklarımız için, torunlarımız için, yarınlarımız için ayağa kalkmıyoruz?
Şu hiçbir zaman unutulmamalı ki sessizlik büyüdükçe talan da büyüyecek, kıyım ve kanunsuzluk da başını alıp gidecektir. Bundan dolayıdır ki öncelikle yetkilileri göreve çağırıyoruz. Bilim insanlarını göreve davet ediyoruz. Çevreci kuruluşların feryadımıza cevap vermesini bekliyoruz. Ey milletin çıkarlarını korumak için seçtiğimiz vekiller, Allah aşkına siz neredesiniz? Neden iş işten geçmeden Hazar’ımızı koruma iradesini göstermiyorsunuz? Ey yeminle devletin hakkını koruyacağına ant içen bürokratlar, size sesleniyorum: kanunlar açık olmasına rağmen neden gereğini yapmıyorsunuz? Hazar Gölü yalnızca Elazığ'ın değildir. Hazar Gölü hepimizindir. Hepimizin olan bir değerin göz göre göre yok edilmesine sessiz kalmak, gelecek nesillere karşı işlenmiş en büyük suç, en büyük vebal değil mi?

Hadi ÖNAL/ 12 Haziran 2026/ Elazığ