Sevgili Turan Gazetesi Dostlarım; Merhaba. Yaşımın gereği olarak ülkemizin uzak-yakın tarihine tanıklık ettim. Çocukluğumdan itibaren yaşadıklarım, şahit olduklarım gözümün önüne geldiğinde, kendi kendime sorular soruyorum. Bazılarına cevap bulmakta çok zorlanıyorum. Bizim neslimiz; ülkemizin önemli kilometre taşlarına şahitlik etti. İşin doğrusu; mutlu geçen bir çocukluk, ilkokul-ortaokul ve lise öğrenimimizin arkasından geçen yıllarımızın ardından gelen ve yaşadığımız yılların ise, kısa süren mutlulukların dışında büyük bir kaos olduğunu düşünüyorum. Bu durumun; özellikle bizim gibi ülkelerde olmasının nedenlerini araştırıyorum. Dünya üzerindeki yaşayan milletlerin büyük bir çoğunluğunun da bu kaotik ortamda hayatlarını sürdürdüğünü görmekteyim. Yine bu durumun yöneticilerden mi yoksa yönetilenlerin bizzat kendilerinden mi kaynaklandığı hususunda ikilem yaşıyorum. Sonuçta bunun sistematik bir durum olduğunu düşünüyorum. İster demokrasi ile yönetilsin, isterse her ne gibi bir rejim olursa olsun, belli ülkelerin dışındaki ülkelerin tamamına yakını, o ülkede yaşayan insanların içinden çıkan yöneticiler tarafından yönetilmektedir. İstisna olan yerlerde ise aile hükümranlığı söz konusudur.
İki yol var; ya ülke meselelerini dert etmeyip yaşamaya bakacaksınız (polyannacılık oynamak) , ya da insani sorumluluk bilinci ile hareket edip bir şeylerin değişmesi için gayret göstereceksiniz. Ben hayatım boyunca bu ikinci yolu felsefe edinmeye gayret ettim. Belki de içinde yaşadığım çekirdek ailenin vermiş olduğu bilinç ve sonrasında kendi tercihimle mensubu olduğum camianın hayat kodları bu bilincin gelişmesine yardımcı olmuştur. Geldiğimiz noktada; geçmişte verdiğim kararlardan pişman olmadım ama özellikle son yıllardaki tecrübelerim, kırgınlıklarıma ve üzüntülerime vesile olmuştur.
‘’İnsan Olmak’’; evet maalesef, inatçı ve kindar bir dönemde bulunmakta ve yaşamaktayız. Bu dönemde iyi ve temiz insan kötü sayılmakta; zalim zulmünü giderek arttırmaktadır.
Bildiklerimizden faydalanmıyor, bilmediklerimizi sormuyoruz. Her yeri kuşatan ezici musibetlerden başımıza gelmedikçe korkmuyoruz. Ezici musibetlere duçar olanlara, gerekli muhabbeti ve yardımı esirgediğimiz için de, aynı zulme uğradığımızda da yanımızda dost bulamıyoruz.
İnsanlar kısım kısımdır:
Bir kısmı kendisi güçsüz düşmedikçe, kılıcı körelmedikçe ve eli bomboş kalmadıkça yeryüzündeki kötülüklere karşı durmaz.
Bir kısmı da, kılıcını çekmiş, kötülük ateşini alevlendirmiş, atlılarını ve yayalarını seferber etmiştir. Halkın servetini yağmalamak, ordulara hükmetmek ve minbere çıkmak için kendisini satmış ve imanını kaybetmiştir. Aşağılık dünyayı kendi kendinin değerinde görmen ve onu Allah katında sahip olduğun şey karşılığında alman ne kötü bir tutkudur.
Öteki kısım, din ameliyle dünyayı talep eder, dünya ameliyle dini istemez. Kendini sakin ve vakarlı gösterir, adımlarını yavaş birbirine yakın atar, cübbesinin eteğini takvayla toplar, kendisini doğru iş yapanlardan gösterir, Allah’ın kusurları örtüşünü, günah işlemeye ve kötü işler yapmaya vesile kılar. Tevhit hırkasının altında, yapabileceği her türlü kötülüğü yapmaktan çekinmez.
Dördüncüsü ise, kendi acizliği yüzünden güç elde edememiş olan kimselerdir. Zavallılığı yüzünden zavallılığa alışmıştır. Buna rağmen kendini kanaatkarlık görüntüsü ile bezer, zahitlik giysisi ile süslenir; oysa ne evde ne dışarıda ne kendi içinde ne de hayatta bu işin adamıdır.
Bu dönemde geriye kalan erler ise, dönecekleri yeri anarak gözlerini yumar ve mahşer korkusuyla gözyaşı dökerler. Bunlar toplum sahnesinden sürülmüş olanlardır. Kaygılı, kimsesiz, ağzı kilitli, suskun ve temiz davetçilerdir; yaslı ve acılıdırlar, dehşet ve katliam çağında adeta kaybolmuş durumdadırlar. Maalesef; bu kişiler elem ve acı denizinde boğuldular. Ağızları kapalı, gönülleri yaralıdır. Öğüt vermekten bitkin düştüler, halkı bilinçlendirme uğrunda yoruldular, bitkin düştüler. Yenildikçe azaldılar, dışlandılar ve sayıca azaldılar.
Böylesi bir dünya; iyi insanlar için, deri tabaklayıcılarınınboyasını çıkardıkları ağaç posasından ve makaslanıp yere düşen daha değersiz gelmelidir.
Gelecek kuşakların bizim yaşadıklarımızdan ibret almadan, bizler daha öncekilerden ibret alıp, gelecek kuşaklara üzerinde yaşanılabilir bir dünya bırakmayı niye düşünmüyoruz ki?
Bu yapışıp bırakmadığımız değersiz hayatı bırakıp, özgürleşmeyi, kötülüğe karşı isyan etmeyi, zalimlerin zulmüne karşı çıkmayı düşünmenin zamanıdır. Çünkü zulmün ve zalimin hüküm sürdüğü dünya son derece değersiz ve son derece kötüdür.
Nitekim o, bizden önce kendisine gönül bağlayıp aşk duyan dünyaperestlerin hepsini onlardan önce terk etti!!!
Sözlerimi son yıllarda duyduğum en güzel (bana göre) şarkı sözleri ile bitireyim:
‘’Döndüm döndüm, alime sordum
Dedim, neden zalimin zulmü?
Merhametten de maraz oldu
Dedim nedir alemin ilmi?’’
Görüşmek dileğiyle.