İSTATİSTİKİ YALANLAR

Yazar Mark Twain, üç türlü yalan olduğunu söyler, sıradan yalanlar, kutsal yalanlar, istatistiki yalanlar. Bilindiği gibi ülkemizi yönetenler, maaş ve ücretlerin belirlenmesinde istatistiki yalanlardan yararlanmayı benimsemiş durumdalar. 2020’den sonra her sene, TÜİK’in açıkladığı gerçeği yansıtmayan enflasyon oranlarıyla, işçiye, memura, emekliye yapılan zamlar düşük rakamlarda tutuldu. Son olarak Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), Aralık enflasyonunu %0,89, 2025 enflasyonunu ise %30,89 olarak açıkladı. Enflasyon Araştırma Grubu (ENAG) ise sırasıyla %2,11 ve %56,14 olarak açıkladı. Yani TÜİK, istatistiki yalanlar açıklamaya devam etti. Devlet yetkilerinin etkisinde belirlenen istatistiki oranlar esas alınarak, ülkenin, işçisi, emeklisi ve memuru yoksulluğa ve açlığa mahkûm edildi. Aynı şekilde Aralık 2025’te asgari ücretliye, TÜİK’in belirlediği TÜFE artış oranı üzerinde bir ücret artışı yapıldığı açıklandı. Ardından, “Asgari ücretliyi enflasyona ezdirmedik” diye savunmaya geçildi. Yani istatistiki belirlemelerde, mutfaktaki yangın ve el yakan kiralar göz ardı edildi. İktidar ekonomide pembe tablolar çizmeye devam etti.

Dolayısıyla ne devlete ne kurumlarına ne de devleti yönetenlerin yaptığı açıklamalara güven kalmadı!

Öte yandan TÜİK Yaşam Memnuniyeti Araştırması sonuçlarına göre, ülkemizde mutlu olduğunu beyan eden 18 ve üzeri yaştaki bireylerin oranının, 2023 yılında %52,7 iken 2024 yılında 3,1 puan azalarak %49,62’ye gerilediği açıklandı. Bir anlamda Türk toplumunun yaklaşık % 50’sinin mutlu olduğu belirtildi.

Bilindiği gibi mutluluk, kısaca insanın kendini ruhsal olarak iyi hissetmesi, insan olmanın hazzını tatmasıdır.

Bu takdire toplumun %50’si mutlu ise, nasıl oluyor da ülkemizin özellikle büyük şehirlerinde, gün geçmiyor ki memurlar, işçiler, emekliler, asgari ücretliler sokaklara dökülüyor. Kadınlar, öğrenciler, çiftçiler, dul ve yetimler, esnaf, sağlık personeli, atanamayan öğretmenler, zeytinlikleri ellerinden alınan köylüler caddeleri, meydanları dolduruyor. Hepsi bu kadar da değil maden ve kömür için doğayı katledenlere, HES’lere ve kirlenmeye karşı mücadele veren çevreciler ve hayvan hakları savunucuları neden haykırıyor. Tek amaçları yapılan haksızlıklara dur demek, hak ve adalet aramak, yönetime seslerini duyurmak ve ülkenin gidişatından mutlu olmadıklarını duyurmak değil mi? Ayrıca ucuz kıyma kuyruklarında ve ucuz yemek kuyruklarında saatlerce bekleyen vatandaşlar bu eziyetlere mutluluktan mı katlanıyorlar?

Bu koşullarda vatandaşlarımızın %50’sinin mutlu olduğunu, yani insan olmanın hazzını yaşadığını ifade etmesi ne kadar gerçekçidir siz değerli okurların takdirine bırakıyorum.

Şunu da belirtmeliyim ki mutlu olduğunu söyleyenler arasında, soruyu sadece sağlığının iyi olduğu anlamında yanıtlayan yardıma muhtaç, cehalet kurbanları ya da bu iktidar döneminde kolay zenginleşmiş, ekmek elden su gölden pek çok insan olduğunu düşünüyorum.

Zaman zaman, ömrünün 40 yılını kamuda çalışarak geçirmiş biri olarak çalışma yıllarımın değerlendirmesini yapıyorum. O yıllarda Türkiye’de Parlamenter sistemde doğru, yararlı, akli ve ilmi sistemlerin yürürlükte olduğu yasal hükümler vardı. Devlet bir parti devleti olmadığı için politik hırslar egemen değildi. Kamu kurumlarının içi boşaltılmamış, kadrolar ve kararlar bu kadar siyasallaşmamıştı. Her kurum, yasalarda belirtilen, görev ve sorumlulukları içinde ülkeye ve topluma hizmet eder, ülkenin çıkarları, toplumun yararları esas alınırdı. Liyakat ilkeleri gözetilir, planlamaya, sıkı denetime, sorumluluk almaya, hesap vermeye, ahlaka, vicdana, en önemlisi de yasalara uygun kararlar alınırdı. İstatistiki yalanların olabileceği bile düşünülemezdi! Çalışanlara insanca ve onurla yaşayacak kadar ödeme yapılırdı. Halk adalete, hukuka, devlete ve devlet kurumlarına güven duyardı...