KARANLIKTA NE VAR

Çocukların Korku ve Endişelerine Eşlik Ederken

Bir çocuk gece ışık kapandığında kapıya doğru bakıyorsa, karanlıkta diğer odaya geçmek için sizi çağırıyorsa ya da sabah okul kapısında elinizi bırakmakta zorlanıyorsa, orada yalnızca bir korku olmayabilir. Orada, henüz tam olarak anlamlandıramadığı bir dünya karşısında duyduğu belirsizlik olabilir. Biz yetişkinler için sıradan olan bir durum, çocuk için kontrol edilemeyen bir ihtimal gibi hissedilebilir. Çünkü çocuk hayatı ilk kez deneyimlemektedir fakat güven duygusu ise tekrar eden, tutarlı deneyimlerle inşa edilir.

Çocukların korku ve endişelerinin tek bir kaynağı yoktur. Gece tek başına uyumak, karanlıkta gölgelerin hareket ettiğini sanmak, ebeveynlerinden ayrılmak, yeni bir ortama girmek, okulda başarısız olacağını düşünmek ya da “ya anneme bir şey olursa” diye içten içe kaygılanmak… Bunların her biri, çocuğun zihninde gerçek bir olasılık olarak yer alır. Anaokulu ve ilkokul döneminde hayal gücü güçlü, mantıksal değerlendirme kapasitesi ise henüz gelişim aşamasındadır. Bu nedenle korku ve endişe, çoğu zaman çocuğun dünyayı anlamlandırma çabasının doğal bir parçasıdır.

Belirleyici olan, duygunun kendisinden çok o duyguya verilen karşılıktır. Ebeveynlerin çocukların duygularına eşlik eden bir yetişkin olarak konumlanması kritik bir öneme sahiptir. Duyguları yok saymak ya da görmezden gelmek çözüm değildir. “Bunda korkacak ne var?” demek, çocuğun içsel deneyimini küçültür; oysa çocuk o an gerçekten korkmakta ya da endişelenmektedir. Duygu mantıkla susturulmaz. Duygu, ilişki içinde düzenlenir.

Güncel psikoloji araştırmaları, çocukların duygu düzenleme becerilerinin ebeveynle kurulan ilişki bağlamında geliştiğini göstermektedir. Duygunun fark edilmesi, kabul edilmesi ve isimlendirilmesi bu sürecin temel taşlarındandır. Ebeveynin “Benden ayrılacağın için endişelendin sanırım” diyerek bu duyguyu dile dökmesi, çocuğun yalnızca anlaşıldığını hissetmesini sağlamaz; aynı zamanda kendi iç dünyasını tanımasına da yardımcı olur. Duyguya isim verildiğinde, o duygu artık belirsiz ve kontrolsüz bir tehdit olmaktan çıkar, düzenlenebilir bir deneyime dönüşür.

Çocuklar her zaman endişelerini doğrudan kelimelerle ifade edemeyebilir. Onun yerine huzursuz olabilir, oyalanabilir, uykuya direnebilir ya da sabah okula gitmek istemeyebilir. Bu davranışların arkasında çoğu zaman düzenlenmemiş bir duygu vardır. Ebeveyn için asıl mesele davranışı hızla değiştirmek değil, davranışın altındaki duyguyu görebilmektir. Çocuk, duygusunun taşınabildiğini ve kabul edildiğini gördüğünde, zamanla kendi içinde de onu taşımayı öğrenir.

Resimli çocuk kitapları bu noktada güçlü bir köprü kurabilir. Hikayedeki bir karakterin korkusu ya da endişesi üzerinden konuşmak, çocuğun kendi duygusuna daha güvenli bir mesafeden yaklaşmasını sağlar. “Sence hikayedeki çocuk neden korktu?” sorusu, çocuğunuza doğrudan sorulan sorulardan daha fazla kapı aralayabilir.

Sonuç olarak...

Çocukların korku ve endişeleri çoğu zaman geçicidir. Ancak bu duygularla birlikteyken sizin tarafınızdan nasıl karşılandıklarının kalıcı etkileri olur. Duyguların küçümsenmediği, isimlendirildiği ve paylaşılabildiği bir ortamda büyüyen çocuk, zamanla kendi iç dünyasını düzenleme kapasitesini geliştirir. Ebeveynlik bazen karanlığı ortadan kaldırmak değil, çocuğun o karanlıkta yalnız olmadığını hissettirmektir.

Yazar: Uzman Psikolog Zeynep Taşel Günal