1V. Murat’ın Bağdat seferi sonucunda, 1639’da Safevi Devleti ile yapılan Kasr-ı Şirin Antlaşması’ndan sonra, İran’la ne Osmanlı Devleti zamanında ne de Cumhuriyet döneminde savaş olmadı. İran sınırımız, 1639 Kasr-ı Şirin Anlaşmasıyla çizildi. Cumhuriyet döneminde dış ilişkilerde, Atatürk’ün öngördüğü, “Yurtta sulh, cihanda sulh” ilkesiyle hareket edildi.
1934’de İran Şahı, Rıza Şah Pehlevi Atatürk’ü ziyarete gelir. Geleceğini önceden Atatürk’e bildirir. Atatürk, Adnan Saygun’a, ana fikrini bizzat kendisinin belirlediği, İranlıların Şehname destanından esinlenen operayı hazırlatır. Atatürk ve Rıza Şah Pehlevi Ankara’da sahne alan operayı birlikte izlerler. Oyunda bir Türk boyunun hükümdarı olan Hakan Feridun’un ikiz oğlan çocukları olur, birisine Tur (Kurt) , diğerine İraç (Aslan) adı verilir. Fakat çocuklar şeytanın gazabına uğrar ve kaybolurlar. Çocuklar ayrı yollara gider birbirlerinden ayrılırlar, tıpkı ayrı yollara giden Türkiye ve İran gibi. Yüzyıllar sonra buluşup kardeş olduklarını anlarlar. Oyunun sonunda Hakan Feridun’a oğullarının geldiği söylenir, o da, “Nerede oğullarım” diye sorar, oyuncu önce Atatürk’ü işaret ederek “İşte Tur” sonrada Rıza Şah Pehlevi’yi işaret ederek “İşte Iraç” der. Ardından bir alkış tufanı kopar, Şah ayağa kalkar Atatürk’e sarılır ve o gün, din, mezhep ve yönetim şekli konuları bir yana itilerek, Türk - İran dostluğunun temeli atılır.
İran ve Türkiye iki komşu ülke. Türkler, Farslardan sonra İran'daki en büyük etnik nüfus. Nüfusun yüzde kırka yakını Türk. İran'ın en fazla ticaret yaptığı beş ülkeden biri Türkiye, ihracatımız ağırlıklı olarak sanayi ürünleri. İran petrol satışının yüzde 9’unu Türkiye’ye yapıyor. Savaşla birlikte petrol fiyatlarında artış başladı. Türkiye başta ekonomisi olmak üzere tüm sektörleriyle savaşın etkisinde. Çok çok daha önemlisi, konunun uzmanları, Türkiye’nin de hedefte olduğunu, zamanın gittikçe daraldığını belirtiyorlar…
Tarihten günümüze emperyalist ülke ABD, kan dökmekten, barbarlıktan vazgeçmiyor. Yalan, dolanlarla, uluslar arası anlaşma ve kaideleri yok sayarak, dünyayı kana bulamaya devam ediyor. Saldırgan, zorba, soykırımcı, eli kanlı İsrail’le birlikte hareket ediyor. Irak, Libya ve Suriye’den sonra şimdide İran’a saldırdılar. Amaçları, tüm Orta Doğu ülkelerinin, siyasal ve ekonomik egemenliğini ele geçirmek, Çin’e yapılan petrol satışını Venezüella’da yaptıkları gibi engellemek. Tüm sınırlarımızda Kürt tehdidi yaratmak. Çevremizde peş peşe bombalar patlıyor. Ortadoğu alev alev. Yok ettikleri binlerce hayatlar, ülkelerde ve doğada yaratılan tahribat, açlığa, susuzluğa, sefalete sürüklenen milyonlar, göç yollarında yitip giden yüz binler, her geçen gün derinleşen gelir adaletsizliği umurlarında bile değil! “Güç bizde” diyorlar, acımasızca, vicdansızca, saldırıyorlar, yıkıyorlar, katlediyorlar, yok ediyorlar…
Ulu önder Atatürk yüzyıl öncesinde, “Emperyalizm tüm ülkelerin düşmanıdır” ve “Birinci vazifen, Türk istiklâlini, Türk Cumhuriyet'ini, ilelebet, muhafaza ve müdafaa etmektir” diyerek, iç ve dış düşmanlara karşı tüm nesilleri uyarmıştır.
Ne var ki Türkiye’de son nesiller iktidarın ideolojik yönlendirmesiyle bilimden ve teknolojiden uzaklaştırıldı. Son 24 yılda dünya bilime sarılarak yeni icatlarla savaş gücünü ve ekonomisini güçlendirirken, Türkiye’de silah fabrikası da dahil satılmadık, özelleştirilmedik devlet kurumu kalmadı. Halkın vergileri, saraylar, itibar, gösteriş ve zengini daha zengin yapmak için harcandı. Bu koşullarda uzmanlar Türkiye’nin de tehdit altında olduğuna işaret ediyor.
Vatanını seven herkes gibi ben de ülkemin geleceği için endişelenmeden yapamıyorum! 24 yıldır yönetimde olan bu iktidarın, Türkiye’yi muhafaza ve müdafaa etmek için her türlü önlemi almakta olduklarına inanmak istiyorum…