Turan Gazetesi gibi asırlık bir yerel gazetede konuk yazar olarak köşe yazısı yazmak, benim için heyecan verici bir deneyim. Bana bu fırsatı veren başta Vehbi Coşkun Bey olmak üzere, gazetenin tüm yönetici ve çalışanlarına teşekkür ederim.

Hepimizin ailemiz, yaşadığımız şehrimiz ve ülkemize karşı sorumluluklarımız var. Elbette kendimizin ve ailemizin ihtiyaçlarını karşılamak için çalışmak zorundayız. Aslında ihtiyaçlarımız için çalışırken yaşadığımız şehrimize ve ülkemize de hizmet etmiş oluyoruz.

Kendi hayatımız ve ailemizin geleceği için her türlü detayı en ince ayrıntılarına kadar düşünüyor ve planlıyoruz. Fazladan çaba harcıyor ve kafa yoruyoruz. Ama tek başına bizim ve ailemizin düzeni ve mutluluğu hiçbir zaman yeterli olmuyor. İçinde yaşadığımız fiziki ve sosyal çevremize karşı da sorumluluklarımızı yerine getirmeli, fazladan çaba harcamalı ve kafa yormalıyız. 

Bu konuda sorunlarımız var. 

Yaşadığımız şehrimize, şu güzelim Elazığ’ımıza karşı sorumluluklarımızı yerine getiremediğimizi düşünüyorum. Bence bakış açımızı değiştirmeli biraz da kendimizde kusur aramalıyız. Biz olmayı, birlikte yaşamayı ve birlikte gelişmeyi ön plana çıkarmalıyız. 

Bağrında yetiştiğimiz, tarihi, kültürel, sosyal ve ekonomik imkânlarından olabildiğince yararlandığımız şehrimize, yaşadığımız bu beldemize bizlerin katkısı nedir? 

Kendi yaşam alanımızda çevremize artı değer katabiliyor muyuz? Eğer bulunduğumuz çevremize ve şehrimize artı değer katabiliyorsak bu yine sonuçta bize dönecek olan bir kazançtır.

‘’ÇÖPE ATTIĞIMIZ HER GIDA DÜNYAMIZA ZARAR VERİYOR’’ ‘’ÇÖPE ATTIĞIMIZ HER GIDA DÜNYAMIZA ZARAR VERİYOR’’

Bu bakış açısını önemli buluyorum. 

Eskiler, gençlere nasihat ederken ‘emeğinin karşılığına razı ol, sakın kamu malına dokunma’ derlerdi. Artık bu nasihatin devamı olan ‘kamu malını koru, toplumun zenginliği senin de zenginliğindir’ cümlesini yaygınlaştırmalıyız.

Birlikte yaşama kültürü derken, birey kalarak topluma entegre olmaktan ziyade, tüm yönleriyle gelişen, büyüyen ve zenginleşen çevrenin mutlu ve katkı sunan bir üyesi olmayı hedeflemeliyiz.

Bir mühendis ve teknik eleman olarak bunu önemsiyorum. Çünkü en iyi projeyi de yapsanız, talep olmazsa o projenin gerçekleşmesi mümkün değil. Toplumun talep etmesi lazım. İnsanların kendi şahsi ihtiyaçlarının giderilmesini talep ettikleri gibi çevresi ve yaşadığı beldenin ihtiyaçları ve gelişimi için de talepkâr olması gerekir.

Bu, sadece yöneticilerin ve siyasi aktörlerin inisiyatifine bırakılamaz. Şehrin tüm dinamiklerinin aktif olarak emek vermesi gerekmektedir. Topyekün büyüme, kalkınma ve zenginleşme, ancak her bireyin konum alması ve çaba göstermesi ile mümkün olabilecektir.

Bu birazda benim mesleğimin bana kazandırdığı bir bakış açısı olabilir. Saha mühendisliği olaya bütüncül bakmak, çevresel etkiyi değerlendirmek zorundadır. Örneğin Elazığ kent merkezinin herhangi bir sorunu, ilçelerden ve köylerden bağımsız değildir. En uzak yerleşim birimindeki problemler, şehir merkezini çok yakından ilgilendirip, etkileyebiliyor. Bu zaten böyledir. Bir parselde işlem yaparken şehir imar planına uymak zorundayız. Şehir imar planı topografyadan jeolojiye, mülkiyet hakkından nüfusa, tarihten sosyolojiye ve ekonomiye kadar birçok hususu kapsayan bir çalışmanın sonucu olarak ortaya çıkar. Mevcut veriler ile gelecek projeksiyonu oluşturulur. Yani kendinize ait bir parsel üzerinde yapacağınız bir değişiklik, şehrin tüm dinamiklerini etkilemekte ve planlamaya uygun olmak zorundadır.

Bölgesinde tarih, kültür ve ekonominin yanı sıra idari açıdan da bir merkez konumunda olan ilimiz Elazığ, bizim için çok değerlidir. Şehrimizin zenginliklerini muhafaza etmeliyiz. Her birimizin, tükettiğimizden daha fazla şehre artı değer katma çabası içerisinde olması gerekmektedir.