KÖR OLAN KİM?

     Körlük; görme melekesinin yitirilmesi haline denir. Fiziki körlüğün eşyayı ve şekilleri görebilenin farklı anlaması halidir. Her hâlükârda göz ile görememenin karşılığının göz ile görmenin farklı bir dünya idrakinin anlaşıldığı ortadadır.

     Gören ile görmeyen arasındaki farkın kimin nereye ve niçin baktığı ile ilgisinin olması gerekir. Amacı olan bir bakışın gördüğü ile amaçsız bakışın gördüğü arasındaki fark da buradan çıkar. Çocukluğumda gözleri görmeyenlere “kör, amâ” tabiri yerine “hafız” denildiğini hatırlıyorum. Hala görmeyenler için “hafız” tabiri kullanılıyor mu bilmiyorum. Ancak hem “hafız” hem de “kör, amâ” olanlara da kör/amâ hafız denildiğini biliyorum. “Amâdan maksat amâ-yı basîret imiş” deyişini bilenler de çoktur.

     Türkiye’ de ilk körler okulunu kuran Mitat Enç’ de sonradan geçirdiği bir hastalık sonucu gözlerini kaybetmişti. Üniversite birinci sınıfta okurken göz hastalığı sebebi ile gittiği göz doktorunun yanlış tedavisi sonucu her iki gözünü kaybetmişti. Avusturya’ da yapılan tedaviler de sonuç vermeyince her iki gözü görmez olmuştu. Daha sonra Gaziantep’ ten Avusturya’ ya kadar tek başına giderek orada körler okulunda Braille alfabesini öğrenerek körler için yazılan bütün kitapları okur. Bir müddet sonra da ABD’ ye gitmek için girişimlerde bulunur. Bunu da başarır. Gemi ile gitmesi gerektiğinden İspanya’ ya kadar tren ile tek başına gider ve tam gemisine binerken gözlerinden dolayı gemiye kabul edilmez. Trahom şüphesi taşıdığından rapor istenir. Tek başına iki gözü görmediği halde gemiye binmeyi başarır ve ABD’ ye gider. Orada senelerce kalır. Doktora yapar ve Türkiye’ ye döner. Devrin Millî Eğitim Bakanı Hasan Ali Yücel’ in desteği ile körler okulunun kurulmasını sağlayarak okula müdür olarak tayin edilir. Daha sonra Doçent olur Gazi Üniversitesinde hoca olur. Bütün bunları Bitmeyen Gece isimli kitabında yazdı.

     Hayatında başarı hikâyesi yazan başkaca gözleri görmeyen ünlülerimiz de vardır. Bunlar arasında Cemil Meriç ve büyük ses sanatkârımız Kâni Karaca da vardır. Aşık Veysel ve diğerleri her birinin hayatı ibretlerle doludur. Gözlerin görmemesinin insan hayatında çok derin yaralar ve sıkıntılar yarattığını söylemeye gerek yoktur. Bıraktıkları eserler ile her zaman hatırlanmayı hak etmektedirler.

     Görmek bir fiildir. Dünya gözü dedikleri acaba yüzümüzün şeklini tamamlayan unsurlar mıdır? Herkese göre değişen bir cevabı elbette vardır. Hangi niyetle bakıldığının önemi elbette vardır. Tasavvuf erbabının görmekten kastını şu mısralar açıkça anlatmaktadır.

Bir göz Hakk’ ı görmezse

Ona sakın yâr deme

Sana ibret vermezse

Benim gözüm var deme

Görenedir görene!

Köre nedir köre ne!

     Körlüğün izafi bir terim olduğunu söyleyenler az değildir. Gördüğünü anlamak için görmenin ya da bakmanın amacına bağlı olduğu da bir gerçektir. Fiziksel körlüğün insan hayatını zorlaştırdığı kadar gönül körlüğünün daha beter olduğunu söylemekte beis yoktur. Günümüzde cemiyet içinde amaçları uğruna karşısındakinin varlığına dahi tahammül edemeyenlerin körlüğü dramatik ve bir o kadar da herkes için zararlı hale gelmiştir. Körlüğün çeşitleri hakkında muhtelif tarifler ve tasvirler vardır. Sözün güzelini söyleyen şairler bu konuda da imdadımıza yetişerek sözün güzelini söylemişlerdir.

Nimeti rüyeti körler ne bilir

Onu göz ehli bilir kör ne bilir

     Ramazan ayının başlamasında bile rüyet tartışmasının yaşanmasının görmek ile ilgili olduğunu biliniyor. Görme refleksinin kişiden kişiye değişmesi aklın, bilimin, tefekkürün, hayallerin devre dışına bırakılması anlamına gelir. Doğruyu, iyiyi, güzeli görmenin zorluğu karşısında imdadımıza yine şairler yetişerek şöyle demiştir.

Renkleri ince ince ne anlatırsın köre

Konuşun insanlarla akıllarına göre

     Şairin körlük karşısında pes etmek anlamında söylediklerinin yerine getirmenin doğru olup olmadığı tartışılabilir. İnsanların birbirlerini anlamanın yolunun gönül gözü ile de bakmasını öğrenmeleri gerekir. Gözleri görmeyenin aleni ve açık olan doğruları kolayca görebileceğini ifadesi aşağıdaki mısralarda ne güzel anlatmış şairimiz.

Körde bilir Avanos’ un yolunu

Testi çanak kırığından bellidir.

     Son yıllarda cemiyet önderlerinin birbirlerine karşı sarf ettikleri sonrasında bir araya nasıl geldiklerine şaşanların varlığı körlüğün teşviki değil mi? Sormaktan kendimizi alamıyoruz. Herkes benim gözümle görsün demek tefekkürü, aklı, bilimi ve gönül gözünü yok saymak anlamına gelmez mi? Fili tarif etmek isteyen körlerin fili tarifi ayrışmanın en güzel örneği ya da kendisine görmenin bir tarifi değil midir? Görerek ayrışmak köprünün üzerinde öncelik sırası kavgasına tutuşan keçiler gibi suya düşüleceği bilmeyenler içindir. Gönül gözünün kör olması beterin beteri olsa gerektir. Şair ile bitirelim sözümüzü

En ummadığın keşf eder esrâr-ı derûnun

Sen herkesi kör âlemi sersem mi sanırsın (en ummadığın senin iç yüzünü keşf eder, sen herkesi kör halkı sersem mi sanırsın)