KÜÇÜK YÜREKLERİN SINAVI

Sınav çocuğu;

O sabah erkenden yüreği hızlı hızlı atarak uyanır. İçinde tarif etmekte zorlandığı bir duygu vardır. Ne tam bir çocuktu artık ne de kendini yetişkin sayabilecek kadar büyümüştür. Çocukluğun kaygısız günleri yavaş yavaş geride kalırken, geleceğe dair sorumlulukların ağırlığını ilk kez bu kadar derinden hisseder..Henüz ergenliğin eşiğindeki bir çocuğun zihni, o sabah birbirine karışmış düşüncelerle doludur aslında. Bir yanda iyi bir sonuç alma umudu, diğer yanda başarısız olma korkusu... Kalbi normalden daha hızlı atar, avuç içleri terler, en basit sorular bile zihninde dönüp durur. Ailesinin beklentileri, öğretmenlerinin tavsiyeleri ve aylar boyunca çözdüğü testler sanki aynı anda omuzlarına yüklenir.Oysa içinde hâlâ oyun oynamak isteyen, arkadaşlarıyla gülüp eğlenmekten hoşlanan bir çocuk vardır. Fakat sınavın gölgesi, çocukluğun o hafifliğini kısa bir süreliğine de olsa elinden almıştır. Hayatının henüz başında olan bu küçük yürek, geleceğini belirleyeceğine inandığı birkaç saatlik bir sınavın heyecanını ve endişesini taşıyordur.Belki de en zor olan budur; çocukluk ile gençlik arasında sıkışmış bir ruhun, yaşından beklenmeyecek kadar büyük kaygılarla baş etmeye çalışması...,

2026 yılı LGS Sınavı 13 Haziran Cumartesi günü yaklaşık 1 milyon 22 bin 658 öğrenci katılımıyla gerçekleştirilecek. LGS'de öğrenciler yalnızca aldıkları puanla değil, aynı zamanda yüzdelik dilimleriyle değerlendirilerek uygun okullara yerleştirilecek. Geçtiğimiz günlerde Sosyal medyada , sınavda görevlendirilmek istemeyen bir öğretmenin , neden sınavda görevli olmak istemediği ile ilgili yorumuna denk gelince , o öğretmenin benim gibi bir çok kişinin düşünce ve hislerine tercüman olduğunu düşündüm. Hülasa açıklamasında; ‘‘minik yüreklerin ,kaygılı gözlerine, titreyen ellerine, sınav sonrası kimi öğrencinin üzüntüsüne,kiminin buğulu gözlerine şahit olmak istemediğimden görev almadım.’’ Diyordu.

Eğitimde sınıfta kaldığımızın göstergesi olan bu yoruma katılmamak ne mümkün…

Şöyle ki;

Henüz oyun çağını tam olarak geride bırakmamış çocuklar, birkaç saatlik bir sınavın hayatlarının yönünü belirleyeceğine inanarak sıralara otururlar. Kimi ailesinin umutlarını, kimi öğretmenlerinin beklentilerini, kimi ise kendi hayallerini taşır. Oysa çocukluk; yarışmakla değil, keşfetmekle, öğrenmekle ve gelişmekle anlam kazanan bir süreç değil midir? Dünyanın birçok gelişmiş ülkesine bakıldığında eğitim sistemlerinin yalnızca sınav başarısına odaklanmadığı görülmektedir. Örneğin Finlandiya’da öğrenciler erken yaşlardan itibaren yoğun sınav baskısına maruz bırakılmaz. Eğitim süreci; merak duygusunu geliştirmeye, problem çözme becerilerine ve bireysel yeteneklerin keşfedilmesine dayanır. Almanya’da mesleki eğitim sistemleri güçlü bir şekilde desteklenirken, öğrencilerin tek bir akademik başarı ölçütüne göre değerlendirilmesinin önüne geçilmektedir. Kanada ve Hollanda gibi ülkelerde ise öğrencilerin sosyal, sanatsal ve sportif gelişimleri akademik başarı kadar önem taşımaktadır. Ve daha bunun gibi bir çok ülkede bu ve bunun benzeri uygulamalar…

Bizim ülkemizde ise öğrencilerin büyük bir bölümü iyi bir liseye yerleşebilmek için uzun yıllar boyunca yoğun bir sınav maratonunun içinde kalmaktadır. Bu durum, eğitimin amacının bilgi edinmekten çok sınav kazanmak olarak algılanmasına yol açmakta olup, Test çözme becerisi çoğu zaman hayatı çözmenin, merak etmenin, sorgulamanın ve üretmenin önüne geçmektedir.

Elbette sınavlar tamamen ortadan kaldırılamaz. Ancak bir eğitim sisteminin başarısı, yalnızca yüksek puan alan öğrencilerin sayısıyla ölçülemez. Asıl başarı; özgüvenli, düşünebilen, üretebilen, mutlu ve sağlıklı bireyler yetiştirebilmektir. Çocukların omuzlarına taşıyamayacakları kadar ağır yükler yüklemek yerine, onların potansiyellerini ortaya çıkarabilecekleri fırsatlar sunmak gerekmez mi?

Eğitim sisteminde bu düzeltmelerin yapılması umuduyla, son tahlilde derim ki; LGS sonuçları ne olursa olsun, hiçbir sınav bir çocuğun değerini belirlememeli Çünkü bir insanın geleceği, birkaç saatlik bir sınava sığdırılamayacak kadar büyük; çocukların hayalleri ise tek bir puana indirgenemeyecek kadar kıymet olmalıdır.