GENEL

“KURUMLARIMIZ SINIFTA KALDI!”

Elazığ Depremi’nin yıl dönümünde uyarıda bulunan Prof. Dr. Zülfü GÜROCAK 6 Şubat Depremi’ni yorumladı…

24 Ocak’ta TURAN’a yaptığı açıklamada; Bölgemizdeki deprem üretme potansiyeline sahip fay zonlarına dikkât çeken ve bunun önemli can ve mal kayıplarına neden olacağını dile getiren Fırat Üniversitesi Jeoloji Mühendisliği Uygulamalı Jeoloji Ana Bilim Dalı Başkanı hemşehrimiz Prof. Dr. Zülfü GÜROCAK, 6 Şubat’ta meydana gelen deprem için; “Bu deprem sonrası önlemlere birçok şey eklenebilir. Ama öncesinde alınan herhangi bir önlem olmadığı gibi, sonrası için de herhangi bir hazırlık veya müdahale plânının bulunmadığı görünüyor.” Diye konuştu… 

24 Ocak 2020 Tarihi’nde meydana Elazığ Depremi’nin 3. Yıl Dönümü’nde Gazeteniz TURAN’ın sorularını cevaplayan Fırat Üniversitesi Jeoloji Mühendisliği Uygulamalı Jeoloji Ana Bilim Dalı Başkanı hemşehrimiz Prof. Dr. Zülfü GÜROCAK, genelde depremlerin oluşumundan, özelde Elazığ Depremi’nin etki ve sonuçlarına varıncaya dek birçok konuya açıklık getirirken; Bölgemizdeki deprem üretme potansiyeline sahip fay zonlarına dikkât çekmiş ve bunun önemli can ve mal kayıplarına neden olacağını dile getirerek uyarılarda bulunmuştu…
6 ŞUBAT DEPREMLERİNİ YORUMLADI!.. 
Fırat Üniversitesi Jeoloji Mühendisliği Uygulamalı Jeoloji Ana Bilim Dalı Başkanı hemşehrimiz Prof. Dr. Zülfü GÜROCAK, 6 Şubat’ta meydana gelen 7.7 büyüklüğündeki Pazarcık ve 7.6 büyüklüğündeki Elbistan depremleri yorumlarken, beklenmekte olan ve göz göre göre hızlı adımlarla gelen depremler için; “Bu deprem sonrası önlemlere birçok şey eklenebilir. Ama öncesinde alınan herhangi bir önlem olmadığı gibi, sonrası için de herhangi bir hazırlık veya müdahale plânının bulunmadığı görünüyor.” Diye eksiklik ve yetersizlikleri gündeme getirdi…


24 OCAK 2023’TE TURAN ARACILIĞIYLA MESAJ VERMİŞTİ…

Gazeteniz TURAN’ın 24 Ocak 2023 Tarihli nüshasında; “3. Yıl Dönümü’nde Deprem!” Başlıklı Manşet Haberiyle gündeme taşıdığı deprem konusunda genelden özele bilgiler veren Prof. Dr. Zülfü GÜROCAK açıklamasında üzerinde yaşadığımız ve birçok tektonik levhanın oluşturduğu dünyamızın kabuğunun aslında hareketli ve kendini yenilemeye devam eden, yani canlı bir yapıya sahip olduğunu bu canlılığının sonucu olarak da hareket hâlinde olan tektonik levhaların açığa çıkardığı dinamik enerji dönüşümüyle depremlerin oluştuğunu anlatmıştı. Açıklamasında Türkiye’deki fay sistemlerinin kıta içi faylar olduğunu da izâh eden Prof. Dr. GÜROCAK fay hatlarının deprem üretme potansiyeline değindikten sonra bölgemizin ve ülkemizin depremlerden etkilenmeye devam edeceğini ve bu depremlerin önemli can ve mal kayıplarına neden olacağını ifâde etmiş, yaşananları bir daha yaşamamak veya en hafif şekilde atlatabilmek için deprem konusunda daha bilgili, hazırlıklı ve organize olmak zorunda olduğumuzu söylemiş, TURAN aracılığıyla gereken mesajları vermişti…


PROF. DR. GÜROCAK, PAZARCIK VE ELBİSTAN DEPREMLERİ İÇİN NE DEDİ?
Fırat Üniversitesi Jeoloji Mühendisliği Uygulamalı Jeoloji Ana Bilim Dalı Başkanı hemşehrimiz Prof. Dr. Zülfü GÜROCAK, 6 Şubat’ta meydana gelen Pazarcık ve Elbistan Depremleri’ne ilişkin olarak Gazeteniz TURAN’a yaptığı değerlendirmede şu ifâdelere yer verdi; “Ülkemiz Doğu Anadolu Fay Zonu’nda 6 Şubat 2023 tarihinde meydana gelen iki büyük deprem ile sarsıldı. Açıkçası, 7.5 ve 7.6 gibi büyüklüklerde depremlerin aynı gün içerisinde meydana gelebileceğini hiç kimse beklemiyordu. Ama yaklaşık 9 saat ara ile meydana gelen bu depremler meydana geldi ve Karamanmaraş, Adıyaman, Hatay ve Malatya illeri ile birlikte Gaziantep, Osmaniye, Adana, Kilis, Diyarbakır ve Urfa illerinde de etkili oldu ve şu an itibariyle resmi rakamlara göre yaklaşık 23 bin kişi vefat etmiş ve 80 bini aşkın kişinin de yaralandığı resmî makamlarca açıklanmıştır. Ama görünen o ki, bu rakamlar ciddi oranda artacaktır. Çünkü depremden etkilenen illerimize ait görüntüler ve bilgiler, çok büyük bir yıkımın meydana geldiğini göstermektedir.” 

“AFET SONRASI YAPILMASI GEREKENLER ŞU AN YAPILMAYA ÇALIŞILMAKTADIR!”
“Ayrıca insanların ilk depreme uykuda iken yakalanmış olmaları, ikinci depreme ise hasarlı binalara girerek yaşamları için ihtiyaç duydukları şeyleri almaya çalışırken yakalanmaları, ölü ve yaralı sayısının çok ciddi artışına neden olmuştur. An itibariyle hem devletin kurumları, hem de yardım kuruluşları ve vatandaşlar bölgeye ulaşmak, arama ve kurtarmaya yardımcı olmak, temel ihtiyaçları bölgeye ulaştırmak için canla başla çaba sarf etmektedir. Yani afet sonrası yapılması gerekenler şu an yapılmaya çalışılmaktadır. Bu çalışmaları zorlaştıran bazı olumsuzluklar da mevcuttur. Bunların başında depremin ilk üç günü etkin olan yağış ve soğuk hava koşulları, ulaşımı sağlayan hava, kara ve demiryollarının hasar görmesi ve en önemlisi de depremin yıktığı alanlara erken saatlerde ulaşılması konusunda yaşanan yetersizlikler olarak saymak mümkündür. Tabii ilerleyen günlerde bu konuda daha tarafsız ve detaylı bilgilerin ortaya çıkacağı kesindir.” 

“K. MARAŞ BÖLGESİ’NİN BÜYÜK DEPREM RİSKİ ÖNGÖRÜ VE UYARISINA RAĞMEN NE YAPILDI?”
“Şu an depremler ve faylar ile ilgili teknik bilgileri ifade etmek çok anlamsız olacaktır. Bu bilgilerin kimseye faydası yoktur. Burada sorulması gereken en önemli soru bence şudur; 2020 yılında yaşanan deprem sonrasında ben dahil bütün yerbilimcilerin işaret ettiği ve Kahramanmaraş bölgesi büyük bir deprem riski altındadır öngörüsüne ve uyarısına rağmen geçen 3 yıl içerinde ne yapılmıştır? Hızlı adımlarla, göz göre göre yaklaşan büyük bir deprem öncesinde ve sonrasında yapılanlar nelerdir? sorularıdır. Mevcut durum göz önüne alındığında bu sorulara verilebilecek tek cevap bana göre çok çok yetersiz bir hazırlığın olduğu, deprem sonrası için herhangi bir müdahale plânının bulunmadığıdır. Nitekim yaşanan felaket sonrasında bunlar apaçık görülmektedir. Şöyle ki, depremlerin olduğu 6 Şubat günü sahada devlete ait AFAD, Kızılay gibi kurum ve kuruluşları göremedik. Bu durumla ilgili bölgede ulaştığım kişiler de aynı şeyleri söylediler. İnsanlar 2 gün boyunca aç, susuz ve tabiri caiz ise çıplak halde kendi çabaları ile yakınlarını enkazdan çıkarmaya çalıştı. Bu süreçte arama-kurtarma yetersiz de olsa sahaya zor inebildi. Ama bu milletin yardımları ile geliştirdiği, büyüttüğü ve desteklediği Kızılay’ı ancak 3. günün akşamı çok lokal alanlarda görebildik.”
“İLK 72 SAAT ÇOK ÖNEMLI AMA MAALESEF KURUMLARIMIZ SINIFTA KALDI!”
“Bu tür büyük afetlerde arama ve kurtarma çalışmalarının başarısı ve enkazdan insanların canlı olarak çıkarılabilmesinde ilk 72 saat çok önemlidir. Ama maalesef kurumlarımız sınıfta kaldı. Bunun en büyük nedeni bölgede olacağı neredeyse kesin olan büyük bir deprem sonrası için hazırlanmış güncel bir müdahale plânının olmamasıdır. Plân eksikliği bölgede karmaşaya ve yetersiz müdahaleye neden olmuş ve maalesef belki de kurtarılabilecek binlerce insan göz göre göre ölmüştür. Bölgedeki depremzedeler ile yaptığım görüşmelerde ilk 3 gün aç ve açıkta, kendi çabaları ile enkazlarda kurtarma yapmaya çalıştıklarını, ama 3 gün sonrasında artık ümitlerini kaybettiklerini, bu şekilde devam etmeleri halinde sağ kalanların da, açlıktan, soğuktan veya hastalanarak öleceklerinin farkına vardıklarını ve bölgeden bir şekilde uzaklaşmak zorunda kaldıklarını ifade etmektedirler. Bu insanların yaşadıkları felaketi hak ettiklerini düşünmek imkânsızdır. Bu durum ne doğal afetlerde bu olağandır şeklinde, ne de kader ile basite indirgenemez.”    

“UYARILAR DİKKÂTE ALINSA DEPREM ÖNCESİ VE SONRASI İÇİN ÖNLEMLER ALINABİLİRDİ!”
“Eğer yıllardır yerbilimcilerin yaptığı çalışmalardan ortaya çıkan sonuçlara bakarak yaptıkları uyarılar dikkate alınsaydı, belki yapı stoğunu tamamen yenilemek mümkün olamayacaktı ama en azından deprem sonrası için ciddi bir hazırlık yapılabilirdi. Mesela, AFAD ve Kızılay her mahalleye deprem sonrası için barınma, giysi, ilaç, yiyecek içecek, jeneratör, arama kurtarma malzemesi içeren teçhizatın bulunduğu depolar yerleştirebilirdi. Sahra hastanesi ve aş evleri için yerler belirlenip, buralarda prefabrik mekanlar inşa edilebilirdi. Deprem sonrasında haberleşmenin sağlıklı gerçekleştirilebilmesi için ek önlemler alınabilirdi. Bu deprem sonrası önlemlere birçok şey eklenebilir. Ama görünen o ki, alınan herhangi bir önlem olmadığı gibi, sonrası içinde herhangi bir hazırlık veya müdahale planı yok.” 

 “ELAZIĞ’IN OHAL VE AFET KAPSAMI DIŞINDA BIRAKILMASI SAHİPSİZLİĞİNİ GÖSTERİR!”  
“Sonuçta bölgedeki depremzedeler bir kıyameti yaşadı ve hâlâ yaşamaya devam ediyorlar. Bu yaşananlardan ders çıkarılması konusuna gelince, bence ülkemiz çok ders çıkardı yaşadığı depremlerden. Ama çıkarılan dersler ciddiye alınmadı ve unutuldu kısa sürede. Biz Elazığ olarak 2020 yılında yaşadığımız depremi unutmadık mı? Depremin 3. Yıl dönümünde kaç etkinlik yapıldı şehrimizde? Sadece birkaç geleneksel mesaj ve birkaç basın ve yayın organındaki haberler haricinde ciddi bir çaba olmadı maalesef. Son yaşanan depremler sonrasında şehrimizdeki birçok eski binanın hasarlı olduğu ve yıkımlar yapıldığını görüyoruz. Buna rağmen Elazığ’ın OHAL ve afet kapsamı dışında bırakılması da şehrimizin bu konularda ne kadar sahipsiz olduğunu göstermesi açısından önemlidir.”

“AYNI FELAKETİ YAŞAMAMAK İÇİN ARTIK CİDDİ ŞEKİLDE ÇALIŞMAMIZ GEREKİYOR!..”
“Bu tür depremler ülkemizin bir gerçeğidir ve bizler bunu değiştiremeyeceğimize göre depremleri ciddiye almak zorundayız. Yarın deprem olacakmış gibi hazırlıklı ve güncel olmaktan başka çaremiz de yok. Çünkü depremlerin ne zaman meydana geleceğini bilemiyoruz. Bu son yaşadığımız depremde hayatını, ailesini, varlığını ve hatta sağlığını kaybeden milyonlarca insan var. Bu insanlara milletçe üzülüyoruz ve çeşitli şekillerde destek olmaya çalışıyoruz. Ama bunlar yeterli değil, olamaz da. Şu an için büyük deprem olma ihtimalinin olduğu başta İstanbul olmak üzere birçok yer olduğunu biliyoruz. O zaman buralarda da aynı felaketi yaşamamak için artık ciddi şekilde çalışmamız gerekiyor. Bu çalışmaların başarısı, çalışmada yer alan ekibin bu konudaki yeterliliğine, maddi desteğin devamlılığına, farklı kesimlerden uzmanların birlikte yapacakları bilimsel çalışmalara ve elbette ki halkın bilinçlendirilmesine bağlıdır. Aksi halde geçmişte yaşanan depremlerde olduğu gibi kısa sürede unutulmaya ve aynı şeyleri tekrar tekrar yaşamaya devam edeceğiz. Unutmayalım ki şu an enkaz altında kalan biz veya ailemiz olabilirdi. Hiç kimse depremzedeler kadar üzüldüğünü, kahrolduğunu söylemesin. Ateş her zaman düştüğü yeri yakar.