KÜTE BİR KİMLİKTİR

Küte Diyebilmek: Bir Şehrin Hafızası ve Yeni Mahsulün Sesi
Baharın son demleri geride kalıp da yaz sıcakları kapıya dayandığında, Elazığ’ın pazarları ve tezgahları yeşilin en taze, en çıtır haliyle yeniden şenlenir. Ve işte o beklenen an geldi; bu senenin yeni mahsul kütesi çıktı!
Türkiye’nin pek çok yerinde, İstanbul’da ya da İzmir’de manava gidip “Bize oradan bir kilo acur” dersiniz. Şöyle dışı hafif tüylü, çizgili, salatalığa benzeyen ama ondan çok daha şahsına münhasır o lezzeti poşete doldururlar.
Ama yolunuz Elazığ’a düşerse işler tamamen değişir. Orada tezgahlara yanaşıp “Acur var mı?” derseniz, satıcı size hafifçe tebessüm eder. Çünkü bu topraklarda o çıtır lezzetin adı tescilli, mühürlü bir aidiyetle sabittir: Küte.
Türkiye’nin her köşesinde aynı sebzenin, aynı meyvenin farklı bir adı vardır. Kimi buna ağız zenginliği der, kimi lehçe farkı… Ben ise buna doğrudan bir şehrin hafızası diyorum. Elazığlı için o hiçbir zaman sadece acur olmadı. Pazara gittiğinizde “Bir kilo acur verir misiniz?” diyenin bu şehirden olmadığı anında anlaşılır.
Çünkü Elazığ’ın tezgâhlarında küte satılır, evlerinde küte doğranır, kışlık turşusu küteyle kurulur. Çocuklar bağdan bahçeden taze taze koparıp tuza banarak yer; büyükler ise yeni mahsulün ilk lokmasında “Bu senenin kütesi de pek güzelmiş, tam zamanında çıkmış” diye sohbeti başlatır.
Bir kelime deyip geçmeyin… O kelimenin içinde çocukluğumuz, yaz tatillerimiz ve buram buram toprak kokusu var. Yanına biraz tuz, belki Harput’un buz gibi suyu… Hele bir de daldan yeni koparılmış taze bir küteyse, değmeyin keyfe.
Bugün şehirler maalesef giderek birbirine benziyor. Aynı tabelalar, aynı zincir marketler, tek tipleşen ambalajlı ürünler… Dilimiz de yavaş yavaş bu tekdüzeliğe teslim oluyor. Yerel kelimeler unutuldukça sadece bir sözcük kaybolmuyor; onun taşıdığı hatıralar da sessizce aramızdan ayrılıyor.
Elazığ’ın “orcik” dediğine başka şehir “cevizli sucuk” diyor.
“Kofik”, “gılik”, “çedene”, “eşgili”… Ve elbette yeni mahsulüyle tezgahlarda yerini alan küte…
Bunlar yalnızca birer kelime değildir; bir coğrafyanın, bir kültürün kimlik kartıdır. Kelimelerin de tıpkı tohumlar gibi ekildiği toprağa göre şekil aldığının en büyük kanıtıdır.
Belki sözlüklerde karşılığı hâlâ “acur” yazabilir ama gönüllerdeki karşılığı çok daha büyüktür. Çünkü bazı kelimeler anlamıyla değil, yaşanmışlığıyla değerlidir. Bir şehri şehir yapan yalnızca caddeleri, binaları değil; insanının konuştuğu dil ve nesilden nesile taşıdığı öz kültürüdür.
Bu yüzden çocuklarımıza sadece resmi dildeki adları değil, toprağın öz sesini, yani “küte”yi de öğretelim. Yolunuz bu yaz Elazığ’a düşerse mutlaka bir yerel pazara uğrayın, yeni çıkan mahsulün tazeliğini görün ve toprağın dilinden konuşup “Bir kilo küte” isteyin. Göreceksiniz, o çıtırtının tadı da hafızanızda bıraktığı iz de bambaşka olacak.
Unutmayalım; dil kaybolursa, hatıralar da kaybolur. Ve bir gün “küte” diyen son kişi sustuğunda, Elazığ’ın sesinden de koca bir parça eksilmiş olacaktır.