KUTSALLARIMIZ

Basında, Kocaeli’nin Gölcük ilçesinde camide, hamile bir anneye, doğacak bebeği için kutlama partisi düzenlendiği ve pasta kesildiği haber yapılmıştı. Partinin amacı, bebek için gerekli olan eşyaları temin etmekmiş.

“Baby shower” yani “doğacak çocuğu kutlama partisi”, dünyada ilk kez 1940’larda ABD’de ortaya çıkmış. Dindar tüketim kültüründe, tüket, göster, paylaş adına başlatılmış.

Görüldüğü gibi ne Gölcük’te camide yapılan partinin ne de ABD’de yapılanların, dindarlıkla ilgisi yok. Gölcük’te caminin kutsallığından yararlanmak için parti camide yapılmış. Resmen camiyi ticari amaçlarına alet etmişler.

Olayın camide geçmesi, beni çocukluk yıllarıma uzanan manevi duygularıma taşıdı. Doğup büyüdüğüm Elazığ’ın Yığıki Mahallesi’nde, tarihi bir cami vardı. Doğru hatırlıyorsam yılın kandil günlerinin birinde cami, öğleden sonra 3 saat mahalleli kadınların bir araya gelip, çocuklarıyla birlikte cami atmosferinde dua etmelerine tahsis edilirdi. Daha dört, beş yaşlarımda anacığım, elimizden tutar bizi de camiye götürürdü. Hepimiz en az büyükler kadar sessiz, sakin ve saygı içinde oturup, okunan Kuran’ı dinlerdik. Ardından da ellerimizi açıp dua ederdik. Daha o yaşlarda dua ile birlikte içimde bir inanç duygusu hissettiğimi hatırlıyorum. O yıllardan sonra dua etmek benim için bir ibadet ve kalbimin her atışı gibi bir gereklilik oldu. İlerleyen yıllarda, şehrin merkezindeki İzzet Paşa Camii ile çarşı meydanındaki Hapishane Camiinin önlerinden geçerken de o kutsal mekânlara karşı bir saygı duygusu yaşardım. Ayrıca 6-7 yaşlarımda kısa bir süre mahallemizdeki hoca, Seher Hanım’ın Elifba kursuna katılmıştım. Ablam daha uzun katılmış, hatim indirmişti. Anacığım bizi türbelere de götürürdü. Muhterem babamla birlikte tüm aile Fatih Ahmet Baba Türbesi’ne gittiğimiz o günü de hiç unutmadım. Ramazan aylarının ve bayramların kendine özgü tüm dinsel ritüellerini dolu dolu yaşardık. Muhterem babam Hac farizasını 1959 yılında yerine getirdi. Babam Müslümanlığını içindeki özle, peygamber ahlakıyla derinliğine yaşardı. Babamın dinsel tutumu bana ışık oldu. Velhasıl yaratana sığınmayı ve ahlaki değerleri ve kutsal mekânlara saygı duymayı Elazığ ortamında ailemden öğrendim.

Daha sonra da kutsal mekânları ziyaret etme alışkanlığım devam etti. Bir zamanlar Ankara’da cuma günleri Hacı Bayram’a uğrayıp dua etmeyi, ruhen ve manen çok rahatlatıcı bulurdum. Kuran-ı Kerim Mealini de defalarca okudum. Özellikle bazı ayetlerde vaz edilen, adalet, doğruluk, merhamet, iyilik, tevazu, iffet, saygı gibi ahlaki değerler benim rehberim oldu. İlerleyen yıllarda tarih, sanat ve inanç değeri olan camilere daha fazla ilgi duymaya başladım. Anadolu’nun köklü ve çok kültürlü tarihi geçmişini yaşatan farklı kentlerde huşu içinde dua ettiğim o camileri asla unutamam. Başta bin minareli şehir olarak anılan İstanbul’un, Sultanahmet Camii, Süleymaniye Camii, Fatih Camii, Ortaköy Camii ve diğerleri. Ayrıca Aksaray’da Ulu Cami, Adana’da Sabancı Merkez Camii, Diyarbakır’da Ulu cami, Erzurum’da Lala Paşa Camii ve Mimar Sinan’ın ustalık eserim dediği Edirne Selimiye camii. Hepsi mimari ve estetik güzellikleri ile çok etkileyici bulduğum, hissederek, huşu içinde inanç tazelediğim kutsal mekânlar arasında. Aynı şekilde Kahire’de Kalenin en yüksek noktasına 1528’de Mısır Beylerbeyi Hadım Süleyman Paşa tarafından inşa edilmiş, Süleyman Paşa camii de unutamadığım kutsal mekânların bir diğeri. Klasik Türk cami mimarisine sahip gösterişli, muhteşem bir eser. Yabancı bir ülkede böylesine görkemli bir Türk eseriyle karşılaşmak, hem tarihimiz adına gurur verici hem de çok duygulandırıcı.

Aslına bakarsanız inanç insan için vardır. İnsanı en kötü anında ayakta tutabilecek, tüm evrenin yaratıcısı o yüce güce mutlaka inanmak ve sığınmak gerek!

Toplum ve birey olarak dokunulmaz ve yüce kabul ettiğimiz değerler bizim kutsallarımızdır. Kutsallarımız, daha çocuk yaşta benliğimizi etkilemeye başlar ve kalben ve içtenlikle benimseriz. Zaman içinde uğruna fedakârlık yapacak kadar, can verecek kadar değerli ve vaz geçilmez olduklarını idrak eder daha çok sahipleniriz. Ailemiz, vatanımız, bayrağımız, ulu önder Atatürk, inancımız, Kuran-ı Kerim, Kâbe, camiler ve de tarihi türbeler bizim kutsallarımızdır.

Camiler, toplumu birleştirici özelliği ile her kesimin dini ibadet ve sorumluluğunu yerine getirmek için bir araya geldiği, ortak kutsal alanlardır. Ne yazık ki günümüz siyasetinde, dinin vaz ettiği dürüstlük, merhamet, iyilik, alçak gönüllülük, hayâ ve daha birçok ahlaki değerler göz ardı edilirken, toplum kutuplaştırılmakta; çıkarları gereği, güç ve seçim kazanmak için din siyasete alet edilmektedir. Türkçemizde, "Camiye siyaset girerse, ibadet kalmaz. Mahkemeye siyaset girerse, adalet kalmaz" diye vecibeler vardır. O hale geldi ki ideolojileri adına Türk ulusunun en vazgeçilmez kutsallarından biri olan ulu önder Atatürk’e bile saygısızlık yapmaktan çekinilmemektedir.

Dolayısıyla, hem diğer kutsallarımız hem de camiler, siyasetin, parti politikalarının ve ticaretin dışında tutulmalıdır!

Kutsallık görüntüsü vermek için camide parti düzenlemek, pasta kesmek ise akıl ve mantık dışıdır!