Rekabet Kurulu’nun otomotiv lastiği üreticileri ve dağıtıcılarına yönelik verdiği 3 milyar 633 milyon 935 bin 171 TL tutarındaki idari para cezası, sadece ekonomi sayfalarında okunup geçilecek sıradan bir haber değildir. Bu karar, piyasada rekabetin bozulduğu iddiasının ve bazı şirketlerin tüketicinin karşısına gerçek anlamda serbest rekabet şartlarında oluşmuş fiyatlarla çıkmamış olabileceğinin ciddi bir göstergesidir. Dolayısıyla mesele yalnızca “şirketlere ceza kesildi” meselesi değildir. Asıl mesele, bu süreçte lastik satın alan vatandaşın cebinden fazladan para çıkıp çıkmadığıdır.
Rekabet hukuku çoğu zaman büyük şirketler, pazar payları, dağıtım ağları ve idari para cezaları üzerinden tartışılır. Oysa rekabet ihlalinin en görünmez mağduru çoğu zaman tüketicidir. Çünkü tüketici markette, bayide, serviste ya da lastikçide gördüğü fiyatı piyasanın doğal fiyatı zanneder. Bir ürünün fiyatının arz-talep dengesiyle, maliyetlerle ve dürüst rekabetle belirlendiğini varsayar. Ancak piyasada rekabet sınırlanmış, fiyat davranışları birbirine yaklaştırılmış, bayilerin satış fiyatına müdahale edilmiş veya rekabete hassas bilgiler paylaşılmışsa, tüketicinin ödediği bedel artık masum bir piyasa fiyatı olmaktan çıkar. O bedelin içinde hukuka aykırı biçimde şişirilmiş bir kısım bulunabilir.
İşte lastik sektörüne ilişkin bu kararın tüketici yönünden önemi tam da buradadır. Araç sahibi vatandaş, otomobiline lastik alırken belki de aynı ürünü rekabetçi şartlarda daha düşük bedelle alma imkânına sahip olacaktı. Ancak rekabet ihlali nedeniyle fiyatlar olması gerekenden yüksek seviyede oluşmuşsa, tüketici gerçekte ödememesi gereken bir farkı ödemiş olabilir. Bu fark, hukuken “fazla ödeme zararı” olarak değerlendirilebilir.
4054 sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanun, rekabet ihlali nedeniyle zarar görenlere tazminat isteme hakkı tanımaktadır. Kanunun 57. maddesi, rekabeti engelleyen, bozan veya kısıtlayanların bundan zarar görenlerin zararını tazminle yükümlü olduğunu düzenler. 58. madde ise tüketici açısından çok daha somut bir ölçüt getirir. Buna göre zarar, kişinin ödediği bedel ile rekabet sınırlanmamış olsaydı ödeyeceği bedel arasındaki fark üzerinden belirlenebilir. Hatta ihlalin anlaşma, karar veya ağır ihmalden kaynaklandığı durumlarda, hâkim talep üzerine zararın üç katına kadar tazminata hükmedebilir.
Bu nedenle Rekabet Kurulu’nun verdiği ceza, tüketiciye otomatik olarak para iadesi yapılacağı anlamına gelmez; fakat tüketiciye hukuki yolun kapısını açar. İdari para cezası devlete ödenen bir yaptırımdır. Tüketicinin zararı ise ayrıca talep edilmesi gereken özel hukuk tazminatıdır. Başka bir ifadeyle, Kurul’un verdiği ceza tüketicinin cebine doğrudan dönmez; ancak tüketicinin “ben bu rekabet ihlali nedeniyle fazla ödeme yaptım” diyerek hak aramasına güçlü bir zemin oluşturur.
Burada talebin niteliğini doğru koymak gerekir. Bu mesele ayıplı mal meselesi değildir. Lastiğin sağlam olup olmadığı, kullanım ömrü, üretim hatası veya güvenlik sorunu tartışılmamaktadır. Tartışılan husus, tüketicinin aynı lastiği rekabetçi piyasada daha düşük bedelle alabilecekken, rekabet ihlali nedeniyle daha yüksek bedel ödeyip ödemediğidir. Dolayısıyla hukuki talebin özü, malın ayıbından değil, piyasanın hukuka aykırı biçimde bozulmasından doğan zarardır.
Elbette her lastik alan kişi kendiliğinden tazminat alacak değildir. Bunun için satın alma tarihi, fatura, ödeme belgesi, alınan lastiğin marka ve modeli, satıcı bilgisi ve Rekabet Kurulu kararında tespit edilen ihlal dönemi önem taşır. Tüketicinin alım yaptığı tarih, Kurul kararında belirtilen ihlal dönemiyle örtüşüyorsa ve ilgili marka veya dağıtım zinciri kararda yer alıyorsa, tüketici açısından tazminat talebi daha ciddi biçimde tartışılabilir hale gelir. Mahkeme veya hakem heyeti önünde yapılacak değerlendirmede, tüketicinin ödediği gerçek bedel ile rekabet ihlali olmasaydı oluşması muhtemel bedel arasındaki fark bilirkişi incelemesiyle belirlenebilecektir.
Bu noktada tüketicinin dikkat etmesi gereken en önemli hususlardan biri de süredir. Rekabet ihlalinden doğan tazminat hakkı süresiz değildir. 4054 sayılı Kanun, tüketiciye tazminat isteme hakkı tanımakla birlikte, bu talep için özel bir zamanaşımı süresi öngörmemiştir. Bu nedenle Türk Borçlar Kanunu’nun haksız fiile ilişkin 72. maddesi uygulanacaktır. Buna göre tüketici, zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği tarihten itibaren iki yıl içinde talepte bulunmalıdır. Her hâlde, ihlale konu fiilin işlendiği tarihten itibaren on yıl geçmekle talep zamanaşımına uğrayacaktır.
Lastik satın alan tüketici, satın alma tarihinde fiyatın rekabet ihlali nedeniyle yükseltilmiş olduğunu çoğu zaman bilemez. Bu nedenle iki yıllık sürenin, tüketicinin ihlali, zararın varlığını ve sorumlu şirketleri öğrenebildiği tarihten itibaren başlayacağı ileri sürülebilir. Bu tarih bakımından da en güçlü dayanak, Rekabet Kurulu’nun gerekçeli kararının yayımlanması ve ihlalin hangi şirketler, hangi dönem ve hangi davranışlar yönünden gerçekleştiğinin somutlaşmasıdır. Ancak ihtiyatlı davranmak gerekir. Karşı taraf, haberlerin yayımlandığı tarihten itibaren tüketicinin ihlali öğrendiğini ileri sürebilir. Bu nedenle tüketicilerin faturalarını, ödeme belgelerini ve ürün bilgilerini muhafaza ederek gerekçeli kararın yayımlanmasından sonra gecikmeksizin hukuki yollara başvurması en güvenli yoldur.
Rekabet Kurulu kararının kesinleşmesi de davalar bakımından önemlidir. Çünkü Kurul kararı, tüketicinin açacağı tazminat davasında çok güçlü bir delil niteliği taşır. Karara karşı idari yargı yoluna başvurulmuşsa mahkeme, bu süreci bekletici mesele yapabilir. Ancak bu ihtimal, tüketicinin zamanaşımı yönünden tamamen beklemesini güvenli hale getirmez. Hak arama yoluna geç başlamak, haklı bir talebin zamanaşımı def’iyle karşılaşmasına neden olabilir.
Tüketici açısından burada izlenmesi gereken yol bellidir. Lastik alımına ilişkin fatura ve ödeme belgeleri saklanmalı, satın alma tarihi ile marka-model bilgileri tespit edilmeli, Rekabet Kurulu’nun gerekçeli kararı yayımlandığında alımın ihlal dönemiyle örtüşüp örtüşmediği incelenmelidir. Talep bireysel tüketici işlemi niteliğindeyse, miktarına göre tüketici hakem heyeti veya tüketici mahkemesi yolu gündeme gelebilir. Alım ticari araç, filo veya şirket faaliyeti kapsamında yapılmışsa uyuşmazlık tüketici hukuku değil, genel hükümler ve ticari dava ekseninde değerlendirilecektir.
Bu kararın toplum açısından asıl önemi şudur: Rekabet ihlali soyut bir piyasa sorunu değildir. Rekabet bozulduğunda bunun bedelini en sonunda vatandaş öder. Aracına kış lastiği alan memur, yaz lastiği alan işçi, çocuğunu okula götürmek için aracının lastiğini değiştiren baba, şehirler arası yola çıkmadan önce güvenlik için lastik alan aile, hepsi bu piyasanın nihai muhatabıdır. Eğer bu kişiler serbest rekabetin değil de hukuka aykırı biçimde yönlendirilmiş bir fiyat düzeninin karşısında alışveriş yapmışsa, mesele artık yalnızca şirketler ile Rekabet Kurumu arasında kalamaz.
Hukukun burada vermesi gereken mesaj açıktır. Rekabeti ihlal eden yalnızca devlete karşı sorumlu değildir; bundan zarar gören tüketiciye karşı da sorumludur. İdari para cezası kamusal düzeni korur, ancak tüketicinin cebinden çıkan fazla parayı telafi etmez. Tüketicinin zararının telafisi, ayrıca bireysel veya toplu biçimde yürütülecek hukuki mücadeleyle mümkündür.
Sonuç olarak lastik sektörüne verilen bu ceza, tüketiciler yönünden önemli bir farkındalık oluşturmalıdır. Bu karar, “ceza kesildi, konu kapandı” denilerek geçiştirilemez. Asıl soru şudur: Rekabet ihlali nedeniyle lastik fiyatları yükseldiyse, tüketicinin cebinden çıkan fazla para ne olacak? 4054 sayılı Kanun’un 57 ve 58. maddeleri bu soruya açık bir kapı bırakmaktadır. Tüketici, fazla ödediği bedelin iadesini ve şartları varsa üç kata kadar tazminat talebini gündeme getirebilir. Ancak bu hakkın kullanılabilmesi için belgelerin saklanması, gerekçeli kararın takip edilmesi ve zamanaşımı süreleri geçirilmeden harekete geçilmesi gerekir.
Rekabet Kurulu’nun verdiği ceza, piyasaya yöneltilmiş bir uyarıdır. Fakat tüketici açısından asıl adalet, sadece cezanın kesilmesiyle değil, hukuka aykırı rekabet düzeni nedeniyle cebinden çıkan fazla bedelin iadesiyle sağlanacaktır.