Liderlik Başka, Görev İnsanı Olmak Başka
Bugün toplumumuzun ve kurumlarımızın en büyük yanılgılarından biri; makam sahibi olan herkesin kendisini "lider" sanmasıdır. Oysa her yönetici lider değildir. Her koltuk sahibi, insanlara yön verebilecek, vizyon kazandırabilecek bir karaktere sahip olmayabilir. Çünkü liderlik ile görev insanı olmak, doğası, sorumluluğu ve etki alanı birbirinden keskin çizgilerle ayrılan iki ayrı dünyadır.
Bir görev insanı, sistemin değişmez dişlisidir. Verilen sorumluluğu en mükemmel, en dakik ve en disiplinli şekilde yerine getirmesiyle tanınır. Görev insanı, sistem ne diyorsa onu yapar; yetkisini kullanır, prosedürü işletir ve günü kurtarır. Çoğu zaman risk almaz, sorumluluğu paylaşmaz, vizyon ortaya koymaz. Onun önceliği bulunduğu makamı korumaktır. Bu yüzden çoğu görev insanı, kriz anlarında susar, zor zamanlarda geri çekilir, kalabalığa göre şekil alır. O, "bana ne denildiyse onu yaptım" diyerek güvenli limanda kalmayı tercih eder. Bu profil, kurumun işleyişi için kıymetlidir; o olmazsa sistem aksar, ancak o tek başına bir ufuk çizemez.
Lider ise bambaşka bir kumaştır.
Liderlik; yalnızca makamla, unvanla, korumalarla ya da kalabalıklarla ölçülmez. Liderlik; karakterle, cesaretle ve her şeyden önemlisi sorumluluk alabilme iradesiyle ölçülür. Gerçek lider, en zor zamanda öne çıkan kişidir. Herkes susarken konuşabilen, herkes kaçarken yükün altına girebilen ve "sorumluluk bana ait" diyebilen insandır.
Lider, sadece mevcut durumu sürdüren değil, sistemi dönüştüren, vizyonuyla ufuk açan ve insanları "mecbur oldukları için" değil, "inandıkları için" peşinden sürükleyen kişidir. Liderlik, emir vermek değil, güven vermektir. İnsanların kalbinde yer edinebilmektir.
Bugün ne yazık ki birçok kurumda görev insanı bolluğu var ama lider kıtlığı yaşanıyor. Koltuğu dolduran çok, bulunduğu yere değer katan ise az. Toplumlar, sadece yönetilerek değil, ilham verilerek ayağa kalkar. Gerçek liderler, bulundukları makamı büyütmeye çalışmaz; makamlarına değer katarlar. Görev insanı günü kurtarır, lider ise gelecek inşa eder.
Unutulmamalıdır ki; bir insanın makamı büyüdükçe değil, taşıdığı sorumluluğun ağırlığını ne kadar sahiplenebildiği ölçüsünde liderliği ortaya çıkar. İdeal olan ise; görev insanının o disiplinli yapısıyla liderin vizyoner bakış açısının aynı karakterde buluşabilmesidir.
Tarih; verilen görevi layıkıyla yapacak sadakate sahip olanları unutmaz, ancak bir lider gibi büyük resmi görüp taşın altına elini koyanları "devlet adamı" olarak altın harflerle yazar. Bizim ihtiyacımız olan, sadece görevini yapanlar değil; bir ruhu, bir ekolü ve bir geleceği inşa edecek olanlardır.