MADEN ARAMALARINDA ÇEVRESEL SÜRDÜRÜLEBİLİRİK

Elazığ’ın Maden ilçesinde ki maden işletmeciliği, 16. Yüzyılda Osmanlı döneminde Ergani Bakır Maden-i Hümayûnuadıyla başladı, yüz yıllar boyu devam etti. Bu süre boyunca maden çıkarmada gerekli olan ateşte yakmak için, o dönemlerde yemyeşil olan Maden ve tüm çevredeki, hatta şimdiki adıyla Tunceli dağlarındaki ağaçlar kesilerek kullanıldı.

Cumhuriyet döneminde madencilik, sanayileşmenin temeli kabul edildi, madenin işletilmesine bir kamu kuruluşu olan Etibank tarafından devam edildi. Ancak Türkiye’de kamu kuruluşları tarafından yapılan maden işletmeciliği, 1985 yılında özel sektöre geçti.

Elbette ki sanayimizin ve toplumun madenlerin üretilmesine ihtiyacı vardır. Madenciler maden arayamaz ve çıkaramaz hale gelirse, Türkiye dışa bağımlı hale gelir.

Ne yazık ki 2004’den sonra o hale geldi ki bu uğurda, Maden Kanunu 21 kez, Orman Kanunu 28 kez değiştirildi. Bu değişikler madencilik çalışmaları süresince ülkenin doğal kaynaklarının daha iyi korunması ve denetimin artırılması amacıyla yapılmadı.Diğer bir deyişle bu değişiklikler, derelerin, çayların, göllerin, ırmakların, ormanların, zeytinliklerin, otlakların, sulak arazilerin, eşsiz koy ve kıyıların daha iyi korunması ve denetlenmesi için yapılmadı. Bu değişiklikler ruhsatlandırma süreçlerinin kısaltılması ve daha kolay ve keyfi bir şekilde dağıtılması ileşirketlere teşvik ve vergi kolaylıkları sağlamak için yapıldı. Böylece yabancı yatırımcıların özelikle altın aramalarında yerli müteahhitlerle ortaklıkları hızla arttı. (ÇED) süreçlerinde esnetmeler yapıldı. Maden aramalarında, yüksek orman veya arazi izin bedelleri veya yüksek ruhsat bedelleri yerine düşük bedelli maden aramaları teşvik edildi. Devletin üretimdeki ağırlığı ve kazancı azaltıldı.

Maden aramalarını teşvik etmek için orman, mera, sulak tarım arazileri, zeytinlik alanlar ve hazine arazilerinde arama faaliyetlerinin yapılması önündeki izin alma zorlukları büyük ölçüde kaldırıldı ve izin bedelleri düşürüldü. Hepsi bu kadarda değil; torba yasalara eklenen maddelerle zeytinliklerde, ormanlarda ve meralarda şirketlerin isteği üzerine maden sahalarının genişletilmesine izin verildi. Dolayısıyla maden aramalarında çevresel sürdürülebilirlik göz ardı edildi, çevresel maliyetler ve çevre katliamı arttıkça arttı.

Konunun uzmanları tarafından maden arama kültürünün temel öğesinin bilimsellik olduğu ifade edilmektedir. Ne var ki yerli şirketlerin maden aramalarında, risk sermayesi harcama kültürüne sahip olmadıkları, faaliyetlerini, yabancı sermayeli şirketlerin sistematik arama tekniklerini uygulayarak keşfedilmiş alanlarda yürüttükleri, ar-ge çalışmalarının ve çevresel sürdürülebilirliğin göz ardı edildiği belirtilmektedir.

Aynı şekilde Elazığ’ın Maden İlçesi’nde faaliyette olan maden arama çalışmalarında da yeterli ar-ge çalışmalarınınyapıldığı ve çevresel sürdürülebilirliğin değerlendirildiği tartışmalıdır. Yasalara aykırı bir şekilde Maden ve çevresinde çıkarılan madenin, sevk ve depolama hizmetleri için Gezin Tren İstasyonu’nda çalışmalar sürdürülmektedir. Elazığ evladı değerli yazarlar uzun bir süredir, Maden’de çıkarılan madenin, sevk ve depolama hizmetlerinin Gezin Tren İstasyonundan yapılmasının sakıncalarını farklı boyutlarıyla, kapsamlı bir şekilde kaleme almaktadırlar.

Hazar Gölü ve çevresinin, biyolojik çeşitliliğin sürdürülmesine yönelik Uluslararası Ramsar Sözleşmesi hükümlerince koruma altına alındığı ve de Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından, Sulak Alan ve SİT alanı ilan edildiği yani yasal koruma altında olduğu belirtilmektedir. Dolayısıyla Port Madencilik ile yapılan sözleşmenin yok hükmünde olduğu vurgulanmaktadır.

Bir kez daha Gezin Tren İstasyonunun maden sevk ve depola işlemlerinde kullanılmasını önlemek için;

Elazığ milletvekillerini, Elazığ Belediye Başkanını, Elazığ Valisini, Orman Bölge Müdürünü, Çevre ve Şehircilik İl Müdürünü, Elazığ Barolarını, Sivil Toplum Kuruluşlarını bu kanunsuzluğa karşı görevlerini yapmaya, Elazığ’a sahip çıkmaya davet ediyoruz!..