MERKANTİLİZM 2.0: ALTIN ve KRİTİK MİNERALLERLE YENİ DÜZEN

16.-18. Yüzyıl arasında Avrupa devletleri, dünyanın toplam servetinin sabit olduğunu kabul edip, altın ve gümüş biriktirmek için her yolu denemişlerdi. İhracat teşvik edilir, ithalat kısıtlanır, sömürgeler yağmalanır; çünkü bir ülkenin zenginleşmesi, başka bir ülkenin fakirleşmesi demekti. Bu sıfır toplamlı oyun, bugün farklı araçlarla yeniden sahnede: Merkantilizm 2.0.
Günümüzün “altın”ı artık sadece sarı metal değil. Kritik mineraller (lityum, kobalt, gümüş, nadir toprak elementleri), bakır, enerji hatları ve hatta Bitcoin gibi dijital varlıklar, ulusal güç ve güvenlik stratejilerinin merkezine oturmuş durumda. Devletler, ekonomiyi bir orkestra şefi gibi yönetiyor; ticaret savaşları, tedarik zinciri kontrolü ve stratejik rezerv biriktirme hamleleri ile.
Hiç önemli altın madeni bulunmayan Fransa, Ocak 2026 itibarıyla 2.437 ton altın rezerviyle dünyanın 4. sırada yer alıyor. Bu rezervin büyük kısmı, sömürge döneminden kalmadır, birikimler hâlâ devam eden asimetrik ilişkilerden besleniyor.
Fransa’nın eski sömürgesi Mali, Afrika’nın en büyük altın üreticilerindendir. 2025’te maden anlaşmazlıkları nedeniyle üretim düşüş yaşasa da, yıllık ortalama 50-70 ton altın çıkarıyor. Mali’nin kendi resmi altın rezervi ise neredeyse sıfır. Üretilen altın, büyük oranda yabancı firmalar ve ihracat yoluyla dışarı akıyor; Fransa ise merkez bankasında biriktiriyor. Bu, Merkantilizm’in 21. yüzyıl versiyonu: Çevre ülke üretir, merkez ülke stoklar.
Türkiye ise bu oyunda “kendi altınını çıkarma” hamlesine odaklanmış durumda. Merkez Bankası’nın altın rezervi ise, son yıllarda stratejik alımlarla yaklaşık 641 ton seviyelerine ulaşmıştır.
Yerli üretimde ise hâlâ istenen sıçrama yapılamıyor: Maliyet artışları, sermaye yetersizliği, izin süreçleri ve çevresel faktörler engel. Hedef net: 2026’dan itibaren üretim 50-60 ton bandına çıkmak. Eğer izinler hızlanır ve yatırım iştahı artarsa, cari açıktaki altın kalemi yönetilebilir hale gelebilir. Türkiye için Merkantilizm 2.0, “ithalata bağımlı kalmadan kendi kaynaklarını maksimize etmek” demek.
En çarpıcı dönüşüm ise ABD‘de yaşanıyor. Venezuella ile yeni ilişkiler, Grönland talepleri yeni dönemin hareketleri sayılır. Trump’ın ikinci döneminde kurulan Strategic Bitcoin Reserve, 2025 sonunda el konulan Bitcoin’lerle devam etmektedir.
Bu hamle, klasik merkantilizmin dijital uzantısı: Bitcoin’i tehdit olmaktan çıkarıp, enflasyona karşı hedge, dolar hegemonyasını koruma ve küresel dijital ekonomide liderlik aracı haline getirmek. Çin’in bitcoin madencilik yasağı sonrası boşalan alanı ABD dolduruyor.
Çin ise Kuşak ve Yol ile altyapı, liman ve kredi mekanizmaları üzerinden ekonomik yayılma yapıyor; Güney Çin Denizi’ndeki askeri yığınak ise uzun vadeli sigorta. Kritik mineraller konusunda ABD ile restleşmeler devam ediyor – 2025’te ihracat kısıtlamaları getirilmiş, bazıları askıya alınmış olsa da 2026’da gerilim yükselecek gibi.
Dünya ekonomisi, serbest ticaret rüyasından uyanmış durumda. Devletler, altın, kritik mineraller ve Bitcoin üzerinden “milli güvenlik” stratejisi güdüyor. Sıfır toplamlı oyun yeniden başlıyor: Bir ülkenin dijital ve fiziksel rezerv artışı, diğerinin görece kaybı anlamına geliyor.
Türkiye için ders açık: Kendi madenlerimizi etkin çıkarmak, Elazığ Maden Bakır, Kovacılar krom, Keban gümüş, Söğüt altın, Sivas Altın ,Eskişehir altın madenleri yeni dönemde gündemde olacaktır.
Stratejik rezerv biriktirmek ve dijital varlıklara akıllıca yaklaşmak şart. Yoksa tarih tekerrür eder; ama bu sefer kazananlar, sadece en disiplinli merkantilistler olur.
Hayırlı haftalar dilerim.