Yazımı yüzeysel tartışmalar, küçük aktörler veya sıradan iddialar üzerinden "şu şunu yaptı, bu bunu yaptı" sığlığıyla ele almayacağımı özellikle ifade etmek isterim.
Hukuki süreci Muhsin Başkanın aile avukatı Sayın Selami Ekici ile birlikte siyaset yaptığımız için ve dostluğumuz devam ettiği için çok yakından takip etme fırsatım oldu.
Burada Av. Selami Ekici’ye de cesaretle ve büyük bir gayretle davayı ta başından beri yürüttüğü için teşekkür etmeyi bir borç biliyorum.
Hemen ilk sözüm; ta başından beri bunun planlı bir suikast olduğuna kesin olarak inananlardan biri olduğumu belirtmektir.
Peki Bu Suikast Niye Yapıldı ve Kimler Yaptı?
Bu soruya cevap verebilmek ve olayın perde arkasına inebilmek için eski MİT Müsteşarı merhum Prof. Dr. Mahir Kaynak’ın şu sözünü çok iyi düşünmek lazımdır: "Bir suikastın, bir eylemin sonucu kime yarıyorsa; o suikastı ve eylemi onlar yaptırmıştır!"
Şimdi konunun derinliğine inebilmek ve perde arkasını idrak edebilmek için bazı tarihsel durumları değerlendirmemiz gerekmektedir:
Henüz AK Parti’nin kuruluş öncesi döneminde bazı uluslararası güç odakları ve lobiler Muhsin Başkan’a gelerek geniş imkânlar ve siyasi ikbal vaatlerinde bulunurlar.
Muhsin Başkan bu vaatlerin neyin karşılığında yapıldığını sorduğunda, sunulan şartlar son derece dikkat çekicidir:
1. İsrail'in Bölgesel güvenlik politikalarında stratejik uyum sağlanması,
2. Toplumsal ve dini algıda dönüştürücü adımlar atılması,
3. Başkanlık sistemine geçiş sürecinin desteklenmesi.
Muhsin Başkan bu tekliflerin tamamını reddeder ve kabul etmez.
Yani Büyük Orta Doğu Projesi (BOP) kapsamındaki hedeflerin kendisi üzerinden yürütülmesine müsaade etmez.
Oslo Görüşmeleri ve Tavizsiz Duruş
Daha sonra Oslo görüşmeleri gerçekleşir ve Muhsin Başkan bu temasların tüm detaylarına hakim olur.
O dönemde bir heyet Muhsin Başkan’a giderek; "Analar ağlamasın, hanımlar dul kalmasın, çocuklar yetim kalmasın, çözüme yönelik yeni bir süreç başlatılsın" telkininde bulunur.
Muhsin Başkan ise bu yaklaşımın ülkenin bütünlüğü açısından büyük bir risk taşıdığını vurgulayarak:
"Gerekirse ayağıma demirden çarık giyerim, elime de demirden asa alırım; dağ taş demez Anadolu'yu gezer bu tehlikeyi anlatırım" diyerek bu teklifi reddeder.
Barnabas İncili ve Hedef Alınan Üç Kritik Konu
Ayrıca Muhsin Başkan, Barnabas İncili'nin filmini yapmayı çok arzulamaktaydı. Suikasttan 15 gün önce sanatçı Ahmet Yenilmez ile Barnabas İncili filminin yapılması konusunda görüşme gerçekleştirmişlerdi.
Muhsin Başkan’ın odaklandığı ve üzerine gittiği üç kritik konu vardı:
1. FETÖ’nün Uluslararası İstihbarat Bağlantıları
2. Dönemin Dış Politika ve BOP İrtibatları
3. Barnabas İncili Filminin Yapılması
Suikast Sonrası Cevapsız Sorular ve Şüpheler
Şimdi suikastın üzerinden ON YEDİ YIL geçtikten sonra dosya yeniden açıldı.
Geçen bu uzun süreye rağmen olayın tüm boyutlarıyla aydınlatılamamış olması soru işaretleri yaratmaktadır.
Bu suikastın uluslararası boyutları olan bir organizasyonla ve FETÖ taşeronluğunda yürütüldüğü değerlendirilmektedir.
Ancak dönemin kamu yönetimi ve güvenlik bürokrasisinin, helikopter düştükten sonra iki buçuk gün boyunca arama-kurtarma çalışmalarında yaşanan aksaklıkları ve engellemeleri önleyememiş olması derin bir zafiyettir.
2009 teknolojisinde dahi radarlar en küçük hareketliliği tespit edebilirken, helikopterin ve içindekilerin bulunmasında neden bu derece ağır aksaklıklar ve kamu zafiyeti yaşandığı izaha muhtaçtır.
Suikastın en hayati noktası olan gazeteci İsmail Güneş’in kendi ajansı ve televizyon kanallarıyla telefonda tam 45 DAKİKA konuşmuş olmasına rağmen telefon sinyallerinden konum tespiti sağlanamamıştır.