RAHATSIZLIK VEREN SOHBETLER-III

            Allah’ın selamı üzerinize olsun. Bugünkü sohbetimize kaldığımız yerden devam ediyorum. Bildiğiniz gibi geride kalan iki sohbetimiz Kur’an’i din ve şirk dini üzerine idi. Genel hatlarıyla anlatmaya çalıştığım ve kanaatimce de günümüzdeki sıkıntılarımızın, mutsuzluklarımızın ve umutsuzluğumuzun yegane kaynağı şirk dini ve onun koruyucularıdır.

               Şirk dininin kaynağı ekonomidir. Bir grubun hakimiyetine ve çoğunluğun ise mahrumiyet ve mahkumiyetine dayanır. İşte bundan dolayı kendi konumunu garantiye almak ve yaşam biçimini sürekli kılmak için dine ihtiyaç duyar. Bir insanın kendi isteği ile, gönlünden gelerek zillete razı olması için dinden daha iyi etken, daha iyi potansiyel yoktur. Mevcut durumu meşru gösteren, onu temize çıkaran her zaman şirk dini olmuştur. Peki şirk dini bunu nasıl ve neden yapar? Cevap verilmesi gereken soru budur. Birincisi birden fazla ilaha inan(dır)makla. Böylece halk toplumda birden fazla milletin, boyun, sınıfın ortaya çıkmasının ilahi iradeyle olduğuna inanacak, mevcut durumu kabullenecek ve ona itirazda bulunmayacak. İkincisi ise tarih boyunca hakim sınıfın tekelinde bulundurduğu bazı imtiyazlara kendilerinin de (şirk dininin alimleri) sahip olması. Bu saydığım gruplar her zaman tarihin tekelcileri olagelmiştir.

               Şirk dininin özellikleri -din düşmanlarının da doğru olarak ifade ettiği gibi- cehalet, korku, kayırma, servet ve bir sınıfı diğer sınıflara tercih etme ve onu üstün görmedir. Din düşmanlarının dediği gibi bunlar doğrudur. Dinin halkı zillete, zorluğa, çaresizliğe, cehalete, maruz kaldıkları geri kalmışlığa, kendilerinin, selef ve haleflerinin duçar oldukları ve olacakları talihsizliğe sevk eden bir afyon olduğu söylemi gerçeği yansıtmaktadır. Ama bu doğru gerçek din için değildir. Din düşmanlarının yanılgısı budur. Doğru söyledikleri hususlar şirk dini için geçerlidir. İçsel ve itikadi teslimiyeti barındıran gerçek din, insanlığın kurtuluşudur.

               Şirk dini tarihte iki farklı biçimde tezahür eder: Birincisi; dinler tarihinde gördüğümüz gibi kendisini doğrudan ifade eder. Totem dini, Tabu dini, Mana dini, çeşitli Tanrılar dini, çok tanrıcılık, ruhlara tapma ve ilaha tapma gibi. Bu şirk dininin dinler tarihindeki silsilesidir. Fakat bunlar, şirk dininin aşikar olan biçimleridir. İkincisi; şirk dininin gizli biçimidir ki diğerlerinin hepsinden daha tehlikeli ve daha zararlıdır. İnsan nesline ve hakikate en fazla zarar veren şirk dininin bu şeklidir. Bu şekil, şirkin tevhid kılığına bürünerek kendini gizlemesidir. Tevhid peygamberleri ortaya çıkıp şirke karşı başkaldırdıklarında, şirk de onlara karşı koyardı. Ancak peygamberler galip gelip şirke boyun eğdirince; bu sefer şirk dini, galip dinin mensupları ve takipçileri arasına karışarak,  kendi inançlarını gizleyerek varlığını her daim devam ettirdi. Söz gelimi Belam Bauralar Musa’ya ve Musa’nın hareketine karşı bozguna uğrayınca; Musa’nın hahamları ve İsa’nın katilleri olan Ferisilerin kılıfına girdiler.

               Orta Çağ’da din adına -üstelik tarihte barışın ve affın sembolü olan ve aşk, dostluk, vefakar, sabır, fedakarlık ve muhabbetle meşhur olmuş İsa’nın dini adına- o kadar büyük cinayetler işlendi ve o derece kan döküldü ki Moğollar ve bütün katiller dahi bunu rüyasında bile görmedi ve bu kadar kan dökmedi.

Bu nedenle 19. yüzyılda söylenen şu söz doğrudur; ‘’Din, halkların ölümden sonraki hayata bağladıkları ümit dolayısıyla bu dünyadaki mahrum, zavallı ve perişan durumlarına tahammül etmelerine sebep olan afyondur. Zira ‘insanların başlarına gelen her şey Allah’ın eliyle ve iradesiyledir; durumu değiştirmek ve düzeltmek için yapılan her çaba Allah’ın iradesine karşı gelmektir’ düşüncesinin sebebi dindir.’’ Ve aynı şekilde 18. ve 19. yüzyıl aydınlarının; Din, insanların ilmi hakikatlere karşı bilgisizliğinin bir ürünüdür.’’ ‘’Din, insanların boş ve anlamsız korkularının bir ürünüdür.’’ Ve ‘’Din, feodalite dönemindeki kayırmanın, ayırımcılığın, sermayedarlığın ve yoksunluğun bir ürünüdür.’’ Sözleri de doğrudur ve gerçeği yansıtmaktadır!!!

Ancak, bu hangi dindir? Tıpkı bir ışık veya bir yıldırım gibi tevhid dininin çok kısa bir süre yanıp söndüğü zamanlar hariç; tarihi sürekli olarak egemenliği altına alan şirk dini!! Bu din ister tevhid dini, ister Musa’nın dini, ister İsa’nın dini adıyla ortaya çıkmış olsun; isterse Peygamber’in hilafeti, Abbasiler hilafeti ya da Ehlibeyt hilafeti adıyla kendini göstersin. Bütün bunlar tevhid dini kisvesine bürünerek, cihat ve Kur’an adıyla ortaya çıkan ve Kur’an’ı mızraklara takıp kalkan yapan şirk dinleridir. Mızrakların ucuna Kur’an sayfalarını asarak kendine kalkan yapanlar, Lat ve Uzza uğruna Peygamber’e karşı koyan Kureyşliler değildi. Eski biçimini o şekilde koruyamadığı için içerden sızıyor ve Kur’an’ı mızraklara takıp Ali’yi, dolayısıyla Muhammed’i deviriyor. Yani kısa bir süre içinde şirk dini; İslam dininin kılığına girerek Peygamber ailesinin hilafeti adıyla, Allah Resul’ünün hilafeti adıyla ve anayasası sözde Kur’an olan bir hükümet adıyla tarihte yönetimi ele geçiriyor.

Halife cihada da gitse, hacca da gitse yine de hakim olan din maalesef şirk dinidir.

Tarih boyunca insan topluluklarına hükmeden dinin temel özelliği şudur; Her zaman mevcut durumu meşru gösteren, halkı uyuşturan, geriye götüren, sınırlandıran ve halkın içinde bulunduğu duruma kayıtsız kalan dindir. Bu nedenle ‘’Din, korkunun bir ürünüdür. Din özgürlüğü ortadan kaldırandır ve din, feodal sistemin ürünüdür.’’ Diyenler doğru söylemişlerdir. Zira tarihi verilere ve tarih bilimine dayanarak konuşmaktadırlar. Fakat bunlar, gerçek dini hiç tanımadılar. Zira onlar din bilimci değil, tarihçiydiler.  Halbu ki doğru verilere dayanılarak yapılacak analizler şunu gösterecektir. Halkın korkusunun ve cehaletin ürünü olan din, şirk dinidir. Zira müşrik dinciler, yani şirk dininin tebliğcileri; halkın uyanmasından, bilinçlenmesinden, alim olmalarından ve vaziyeti fark etmelerinden korkarlar. Halkın sadece sıradan ve her zamanki sabit bilgilere sahip olmasını ve bunun da kendi tekellerinde olmasını isterler. Neden? Çünkü halkın ilmi seviyesi ve bilinci arttıkça, şirk dini cehalet sayesinde ayakta durur. Dolayısıyla halk uyandıkça, halkın itiraz ve eleştiri ruhu geliştikçe, halkın idealleri ve adalet talebi arttıkça şirk dini sarsılacak ve yıkılacaktır.

Şirk dinlerinde ilahlara atfedilen isim ve sıfatlar, zulüm ve istibdadın yansımaları olan heybet, vahşet ve zorba gibi anlamlardı. Oysa iki bin üç bin yıl öncesine kadar İbrahimi dinlerin en kadim isimleri dahi şu iki anlamdan türemiştir:

Bir: Aşk, güzellik, celal ve cemal sahibi bir zata kulluk etmek.

İki: Terbiye edip yönetmek, arka çıkmak, dayanak olmak, babalık etmek, ağabeylik etmek, rehberlik etmek ve himaye etmek.

Demek ki; ‘’Tarihte hakim olan dinin, doğal etkenler sebebiyle halkın cahillik ve korkularının ürünü olduğu’’ tezi doğruyu yansıtmaktadır. İbrahimi dinler ise aşkın, niyazların, insanın aleme hakim olacak bir yönetime olan ihtiyacının, aczinin ve yaratılış gayesinin bir ürünüdür. İnsanın mutlak cemale, mutlak celale ve mutlak tekamüle karşı olan aczinin ve niyazının bir ürünüdür.

İbrahimi dinlerin peygamberleri, her zaman tüm yönetici kesime ve bütün putlara karşı savaş açmışlardır. Bunlar ister maddi, ister manevi, isterse toplumsal yönetimler olsun; bu putlar da ister zihinsel putlar, ister cismi putlar, ister beşeri putlar, ister ekonomi putlar ve isterse maddi putlar olsun, fark etmez. Şirk dininin (yani mevcut durumun) bütün tezahürlerine karşı amansız bir mücadele vermişlerdir. İbrahimi dinlerin peygamberlerinin ve onlara inananlarının görevi, mevcut durumu kökten değiştirmek ve onun yerine adaleti, ölçüyü ve hakkı hakim kalmaktı. Nitekim Kur’an’da bütün elçilerin gönderiliş amacını yeryüzünde adaleti tesis etmek olduğu sürekli olarak tekrarlanır. Yani adaleti ve mizanı hakim kılarak mevcut durumu değiştirmek; kabul etmek değil.

Gelmek istediğim nokta şudur; Tarih boyunca din, dinsizliğe karşı değil; bilakis her zaman dine karşı savaşmıştır. Bilince, anlamaya, aşka ve insanın fıtri ihtiyacına dayalı tevhid dini, hep cehalet ve korkunun ürünü olan şirk dininin karşısında yer almıştır. Tevhid dini inkılapçı bir dindir. Şirk dini ise tahrif yoluyla veya tek ilaha karşı, tağutlara kulluk eden dini inanç ve akideler türetmekle mevcut durumu savunmaktadır. Bu nedenle tevhid dininin peygamberleri zuhur ettikleri her dönemde insanları, Allah’ın iradesinin tecellisi olan ve yaratılış gayesinin temelini teşkil eden sünnetullaha uymaya çağırmışlardır. Tevhid dininin olmazsa olmazı, sünnetullahın dışındaki her kuvvet ve kudrete karşı isyan etmek, onu inkar etmek ve ona hayır diyebilme cesaretini göstermektir.

Tarih boyunca toplumlar iki saf ayrılmışlardır. Halkın ve hakikatin yanında yer alanlar ve bunların karşısında olanlar. Yani tağut’a kulluk edenler. Peki kimdir bunlar? İşte bunlar; Kur’an’ın ifadesiyle ‘’ Toplumun ileri gelenleri, söz sahipleri’’ ile, ‘’ Sorumsuzca yaşayanlar, sefahate dalanlar ve şımarıklık içinde yaşayan müsriflerdir.’’ Ve maalesef tarih boyunca her zaman bu din  hüküm sürmüştür. Bu din, yani şirk dini ya açık bir biçimde kendi adıyla hükmetmiş ya da Allah’ın ve halkın dini kisvesine bürünerek kendine yer bulmuştur. Tevhid dini ise tarihte hakim olmamış, yönetimi ele alamamıştır.

Öyle umuyorum ki sizleri fazlasıyla rahatsız etmişimdir. Gelecek sohbetlerde buluşmak üzere, Allah’ emanet olunuz.