Bu vilâyette, Cihan Harbinin ortalarına kadar hususi hiçbir gazete çıkmamıştı. Savaşın sonu gözükürken ŞARK adlı gazete intişar etmiş, Mustafa Hulûsi, Etem Ruhi gibi gençler, daha lise sıralarında iken, buna yazı yetiştirmişlerdi.
Millî Mücadelenin üçüncü yılında ŞARK bu gençleri artık mânen doyuramaz hale geliyordu. Yobazların, mütegallibelerin tesirine kendini kaptırmış; gençler de teker teker ayrılmışlardı. İstiklâl Savaşının müjdelemekte olduğu yeni fikirleri, inkılapların savunuculuğunu yapacak yeni bir gazeteye lüzum duyuluyordu. İşte bu düşünüşün mahsulü olarak SATVETİ MİLLÎYE 24 Şubat 1922 çıkmaya başlıyordu.
Daha ilk nüshada hedeflerini ilân etmişlerdi. Asırlarca Balkanlarda adsız bir köylü sürüsünden başka bir şey olmayan Bulgaristan’ın “münevver evladının inkılapçı mesaisi ile müstakil bir devlet” olabildiğini hatırlattıktan sonra doğuda gençlerin de münevverlerin de rahatlarını düşünüp, safsataya boğulduklarını, mücadele sahasına atılmadıklarını, yana yakıla anlatıyorlardı:
“Bundan sonra savsaklama ile geçirecek bir dakika bile vaktimiz kalmamıştır. Muvaffakiyetle başlayan Anadolu inkilâb-ı kebirinin süratle tekemmülüne şediden muhtacız. Her safhada, her sahada bunu ihzara çalışmak ihmali kabil olmayan bir vazifedir.”
“Satveti Milliye, belediye işleri üzerinde de titizlik gösteriyor, tenkitten kaçınmıyordu. Mütegallibelerden sonra, gençlerin gazetelerinden hoşlanmamak sırası Vali Süleyman Sami’ye gelmişti. Her nüshasında canlı karikatürler sunarak, okuyup yazması olmayanların bile ilgisini çekmişti. Onu susturmak isteyenler süratle harekete geçiyorlardı. Bu nedenle mesul müdür ve gazetenin kurucusu Etem Ruhi, Elaziz’den uzaklaşıyor, yerine yeni mesul müdür aranıyordu.”
“Hattat, kalemkâr, karikatürcü, boyacı Macarzade M. Hakkı; gazetenin yeni mesul müdürü, çizeri ve yazarıdır artık.”
Gazetenin bir yazısında: “Kolsuz, kanatsız, Nasrettin Hoca’nın leyleğine dönen Palikarya sürüsü, bütün günahları, bütün cinayetleri ile Akdeniz’in mavi sularına gömülecek ve Kordonboyun’da Türk bahadırları da bütün cihanla beraber bu hale kahkahalarla güleceklerdir” diye yazıyordu.
Beş ay sonra aynen vukua gelecek bir hadiseyi bu derece doğrulukla önceden tasvir eden kimdi? Edirne Askeri Lisesinde öğrenci iken, Millî Mücadelenin başladığını görüp, mektebin mührünü taklit ederek Anadolu’ya iltihak eden 18 yaşında bir genç: Başyazar Ahmet Kemal!
Satveti Milliye, Millî Mücadele gazetesiydi! Anadolu basınında yenilik teşkil eden karikatürleri ile mücadele ruhunu daha geniş kitlelere götürüyordu. Valinin bunu düşündüğü yoktu ki! Düşünmüş bir hayli, kendisini ortaya çıkarmadan bu gazeteyi kapatmanın formülünü bulmuştu: “Veremeyecekleri kadar para isteyin yazılarını dizmek için”, Elâziz’de başka matbaa da olmadığına göre!
Satveti Milliye, 14 Ağustos’ta, boyu kısalmış bir halde tekrar yayın hayatına atılıyordu. Fakat hemen sonra Macarzade Hakkı aleyhine de dava açtırmışlardı. O da yerini gençlerden Emin Hüseyin’e terketmişti. Artık ‘gâvur işi’ diye adlandırılan karikatürlerini de koymayı reddediyorlardı. Bu defa da Macarzade Hakkı, ‘Münadizade Derbeder’ takma adı ile içini döküyordu: “Bulana Müjde” başlığı altında neleri sıralamıyordu:
“Çarşımızda ucuz mal
Çeşmelerimizde akar su
Adliyede işsizlik
Vilâyette icraat
Tapuda 1 seneden aşağıda çıkmış evrak
Eşrafımızda teşebbüsü sanayi ve medeni
Esnafımızda kanaat
Ekmekçilerimizde insaf
Ahçılarda merhamet
Gazetecilerde Sükût
Muallimlerde ekmek parası,
Bulanın on kuruş müjdesi var!”
Aradan bir hafta geçmişti! Öylesine sevinçliydiler ki! Beş ay evvel müjdeledikleri ve o zaman birçok kimselere hayal gibi gelen hadise nihayet hakikat olmuştu. Boyu kırpılmış gazetenin ilk sahifesine süslü çerçeve içine manşeti yerleştiriyorlardı:
“Mukaddes ordumuz İstiklâl cidâlinin (savaşının) birinci hatve-yi zaferini (zafer adımını) atarak Afyonkarahisar’ı işgal eylemiştir.”
Kaynak: Sami Coşar, ‘Millî Mücadele Basını’ Gazeteciler Cemiyeti Yayınları, 1964