ŞEHİTLERİMİZ ANISINA

Harekâtın adı: Sarıkamış Harekâtı

Tarih: 22 Aralık 1914 – 17 Ocak 1915

Cephe: Kafkas Cephesi

Komutan: Enver Paşa

Osmanlı asker sayısı: Yaklaşık 90.000

Şehit sayısı: 60.000–78.000 (büyük çoğunluğu donarak)

Hava koşulları: −30 / −40 °C

Coğrafya: Allahuekber Dağları – Sarıkamış hattı

Karşı taraf: Rus Kafkas Ordusu

Tarihsel sonuç: Askerî başarısızlık, millî hafızada büyük bir fedakârlık ve irade sembolü

Kar, o gece yalnızca yağıyordu.
Ne rüzgârın sesi vardı ne de top sesleri… Sanki gökyüzü, Sarıkamış’ın üzerine örtülen beyaz bir kefeni ağır ağır seriyordu.

Mehmet, postallarının içindeki ayaklarını artık hissetmiyordu. Her adım, dizlerine saplanan bir bıçak gibiydi. Nefesi, dudaklarında buz tutuyor; her soluk, ciğerlerinden bir parça daha alıp götürüyordu. Ama duramazdı. Çünkü durmak, düşünmek demekti. Düşünmek ise annesi demekti.Annesi, uğurlarken cebine bir avuç toprak koymuştu.


“Gittiğin yerde ölürsen,” demişti, “bil ki bu toprak seni bekler.”

Mehmet, o toprağı hâlâ göğsünde taşıyordu. Isınmak için değil; hatırlamak için.

Yanında yürüyen Ali, bir ara sendeledi. Mehmet kolundan tuttu.
“Uyuma,” dedi fısıltıyla. “Uyursan donarsın.”
Ali gülümsedi. Dudakları morarmıştı.
“Uyumuyorum,” dedi. “Sadece gözlerimi kapatıyorum… Biraz köyüme bakıyorum.”

Köy…
Sarıkamış’ta herkesin yürüdüğü yol, aslında başka bir yere çıkıyordu. Kimi annesinin dizine, kimi yarım kalmış bir sevdaya, kimi hiç görmediği çocuğuna…

Gece ilerledikçe askerler azaldı. Kar çoğaldı.
Tüfekler sustu, yürekler konuştu.

Sabaha karşı Mehmet de dizlerinin üzerine çöktü. Artık kalkamıyordu. Gökyüzüne baktı. Kar taneleri yüzüne düşüyordu; sanki biri alnını okşuyordu.

“Vatan sağ olsun,” dedi.
Kimse duymadı. Ama dağlar duydu. Kar duydu. Tarih duydu.

Sabah olduğunda Sarıkamış, beyazdı.
Ama o beyazlık, bir zaferin değil; bir fedakârlığın rengiydi.

O gün, binlerce Mehmet adını kaybetti.
Ama bir millet, insan kalmayı öğrendi.

Şimdi gelelim içimin en derin yerinde hissettiklerime…

DONMUŞ İRADE

Tam 111 yıl önce bu günlerde Sarıkamış’ta binlerce Mehmetçik, dondurucu soğukta vatan uğruna can vererek tarihe yazıldı ve bir milletin kaderine de…

Nedir Sarıkamış? yalnızca bir askerî harekâtın adı mu ki; Sarıkamış, bir milletin kaderle yüz yüze geldiği, canını toprağa emanet ederken ruhunu ebediyete yükselttiği yerdir. Orada mermilerden önce soğuk vurdu bedenleri; fakat hiçbir soğuk, imanla ısınmış yürekleri donduramadı. Kar, beyaz bir kefen gibi örttü genç yüzleri ama onların taşıdığı millî ruh, zamanın üstüne yazıldı.

O dağlara yürüyenler asker olmaktan önce evlattı. Kimi anasının dizinin sıcaklığını yeni terk etmişti, kimi yarım kalmış bir sevdanın adını içinden bile söyleyemeden sırtına tüfek almıştı. Hepsinin ortak bir adı vardı: vatan. Sarıkamış’a giden yol, akılla değil, imanla yüründü. Haritalar yanıldı belki, hesaplar çöktü; ama teslim olmayan bir irade vardı. O irade, “dönmek” fiilini lügatten silmişti.

Milliyetçilik, Sarıkamış’ta slogan değil, bedel ödemeydi. Orada bayrak rüzgârla değil, kanla dalgalandı. Ay yıldız, gökyüzünde değil, donmuş parmakların arasındaydı. Askerler, soğuğun kemiklere işlediği anlarda bile birbirine yaslanarak ısındı; çünkü Türk askeri yalnız kendisi için değil, yanındakinin nefesi için de yaşar. Bu dayanışma, millet olmanın sessiz ama en güçlü ifadesiydi.

Sarıkamış’ta ölüm sıradanlaştı ama anlam büyüdü. Bir adım daha atabilmek, bir gece daha dayanabilmek, bir sabaha çıkma ihtimali… Her biri bir direnişti. Orada can verenler, mağlubiyetin değil, adanmışlığın sembolü oldu. Çünkü milletler bazen kazanarak değil, nasıl kaybettikleriyle yücelir. Sarıkamış, işte bu yücelişin zirvesidir.

Nirvana denilen hâl, insanın kendinden geçip hakikate varmasıysa; Sarıkamış’taki fedakârlık, millî nirvananın ta kendisidir. Benlik eridi, korku sustu, hayat anlamını feda edilişte buldu. O askerler, “ben” demeyi bıraktıkları an, “biz” oldular. Ve “biz”, tarihin en soğuk gecesinde bile sönmeyen bir ateşe dönüştü.

Bugün Sarıkamış’ı anmak, yalnızca gözleri doldurmak değildir; omuzlara sorumluluk yüklemektir. Çünkü o beyaz sessizlikte kalanlar, bizden bir şey bekliyor: Unutmamayı. Unutursak, soğuk yeniden çöker; bu kez dağlara değil, vicdanlara. Sarıkamış, milliyetçiliğin hamaset değil, ahlak olduğunu öğretir. Vatan sevgisinin, konforla değil, fedakârlıkla ölçüldüğünü hatırlatır.

Orada kalan her asker, bu toprağın tapusuna atılmış bir imzadır. Zaman geçer, mevsimler değişir, kar erir; ama Sarıkamış erimez. Çünkü Sarıkamış, Türk milletinin hafızasında bir yara değil, bir onurdur. Ve o onur, her hatırlandığında yeniden dirilir; kalplerde, dillerde ve geleceğe yürüyen adımlarda…

KAYNAK : https://islamansiklopedisi.org.tr/