Eskiden karne günü, bir eğitim döneminin kantarıydı. O kantarın topuzu öyle kolay kolay yukarı kalkmazdı. Sınıfa girildiğinde manzara aşağı yukarı belliydi: Bir ya da iki Takdir, birkaç Teşekkür; geri kalanlar ise “İyi”, “Orta” ve o meşhur, insanın içini cız ettiren “Zayıf” notlarıyla barışırdı. Takdir almak bir istisnaydı; mahallenin gururu, diğer öğrencilerin hedefiydi. Alan gurur duyar, alamayan "bir dahaki dönem" diye azmetti. Çünkü karne, gerçek bir ölçme ve değerlendirme aracıydı.
Bugün ise tablo bambaşka.
Artık karne günleri başarıyı ayırt eden değil, adeta herkesi aynı kefede eşitleyen bir törene dönüştü. Şimdilerde Türkiye’de ne kadar öğrenci varsa, neredeyse o kadar Takdir belgesi var. Sınıfını bulan, okula yolunu şaşırmadan gelen, teneffüste kaybolmayan herkes bir şekilde “üstün başarı” sahibi ilan ediliyor. Bu bir başarı tablosu değil, kelimenin tam anlamıyla bir "belge enflasyonu"dur.
İktisadın en temel kuralı burada da işliyor: Bir şeyin miktarı arttıkça değeri düşer. Takdir belgesi, değerini nadirliğinden ve arkasındaki gerçek emekten alırdı. Şimdi her evin duvarında, her sosyal medya profilinde bir tane asılı. Bu kadar bol olan bir ödül, artık kimseyi heyecanlandırmıyor. Çocuklar için Takdir, emekle kazanılan bir zirve olmaktan çıkıp, okula gitmenin doğal bir getirisi, hatta bir "hak" gibi algılanıyor.
Asıl mesele çocuklarda da değil; sorun, başarısızlıkla yüzleşmekten kaçan yetişkin dünyasında. Kimse çocuğuna “yeterince çalışmadın” demek istemiyor. Notlar biraz kırılsa veli baskısı başlıyor, okul yönetimleri düşük ortalamalardan çekiniyor. Hal böyle olunca sistem, sorumluluğu belge dağıtarak örtbas ediyor. Herkes mutlu, kimse sorumlu değil; ancak bu sahte saadet zinciri gerçeği değiştirmiyor.
Peki, bu bedeli kim ödüyor?
Okulda her şey yolundaymış gibi "üstün başarılı" sıfatıyla uğurladığımız çocuklar, hayatın ilk gerçek sınavında duvara tosluyor. Çünkü gerçek hayatta "herkese Takdir" yok. Emek vermeyenle veren aynı kefeye konmuyor. Onlara hiç "olmadı" demediğimiz için, ilk başarısızlıkta nasıl ayağa kalkacaklarını bilemiyorlar.
Karne, çocuğu kırmak için değil; ona ayna tutmak ve yön göstermek için vardı. Gelişim, gerçeği bilmeden olmaz. Unutmayalım ki; herkese verilen takdir, aslında kimseyi takdir etmez. Çocukları üzmemek adına gerçeği gizlemek, onları hayata hazırlamak değil, aksine hayatın gerçeklerine karşı savunmasız bırakmaktır.
Tüm bu sistem eleştirilerinin gölgesinde; belgelerin renginden ve notların sayısından bağımsız olarak, tüm öğrencilerimizin ve öğretmenlerimizin dinlendiği, kitapla ve huzurla buluştuğu bir ara tatil geçirmesini dilerim. Gerçek başarının bir kağıt parçasında değil, öğrenme merakında saklı olduğunu keşfedeceğiniz güzel bir tatil olsun.