Değerli okurlar ben savunma konularının uzmanı değilim. Ancak ülkemizi ve toplumu ilgilendiren konular, her yurtsever vatandaş gibi benim de ilgimi çekiyor, endişelendiriyor ve de değerlendirmeme neden oluyor.
Önce kısaca Türkiye’nin NATO’ya giriş öyküsüne göz atalım. İkinci Dünya Savaşından sonra yayılma politikası izleyen Sovyetler Birliği’nin, Türkiye için bir tehdit oluşturması nedeni ile Türkiye kendini büyük bir yalnızlık içinde buldu. ABD bölgedeki çıkarları için, ülkesinde ölen Türk Büyükelçisinin cenazesini ünlü Missouri zırhlısı ile Türkiye’ye göndererek, Türkiye’ye dostluk şovu yaptı ve bu olaydan sonra Türkiye’den istediklerini almaya başladı. 1950’de Türkiye, ABD’nin yanında Kore Savaşına katıldı. Yüzlerce şehit verdi. Ardından Türkiye 1949 yılında kurulan NATO’ya, 1952 yılında resmi olarak üye oldu. Böylece Türkiye, ABD’ye bağımlı ülke haline getirildi. ABD Hava Kuvvetleri İncirlik üstüne yerleşti. Türkiye’de ABD dalkavukluğu tavan yaptı. Öyle ki “Amerika Amerika/ Türkler dünya durdukça/ Beraberdir seninle/Hürriyet savaşında” diye türküler yakıldı.
Elbette ki Türkiye'nin NATO üyesi olmaktaki amacı, güvenlik şemsiyesi ve caydırıcılık gibi stratejik kazanımlar sağlamaktı.
Ne var ki Kıbrıs Barış Harekâtı sırasında NATO üyesi devletler, Türkiye’ye silah ambargoları uyguladı.
F-35, S-400 krizinde Türkiye dışlandı, savunma sanayisi olumsuz etkiledi. Almanya, Fransa ve Kanada gibi müttefikler tarafından, dönem dönem Türkiye'ye askeri teçhizat ve drone parçası satışında ambargo uygulandı. PKK/YPG ve FETÖ gibi Türkiye'nin ulusal güvenliğini tehdit eden, bölücü terör örgütlerine karşı, NATO müttefikleri Türkiye’nin yanında yer almadıkları gibi terör örgütlerine silah ve lojistik destek sağladılar, bu durum derin siyasi krizlere yol açtı. Aynı şekilde Batılı ülkeler; sürekli olarak Yunanistan ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin yanında yer aldı, Doğu Akdeniz'deki stratejik enerji yolları ve bölgedeki askeri dengelerde de aynı davranışlar izlendi, izlenmektedir.
NATO ittifakının getirdiği standartlaşma, Türk dış politikasını ve savunma harcamalarını başta ABD olmak üzere Batı eksenine bağımlı kıldı. Türkiye’nin bağımsız karar alma mekanizmaları kısıtlandı. Ayrıca NATO'nun Karadeniz ve Orta Doğu'da aldığı bazı pozisyonlar, Türkiye'yi komşuları Rusya, İran, Irak, Suriye vb ülkelerle karşı karşıya getirme riski taşımaktadır. NATO ülkelerinin etkisinde Türkiye yabancı istilasına uğradı. NATO ülkelerinin Türkiye'de kurduğu yapılanmalar, askeri ve sivil darbelere neden oldu. Darbelerin, ülkedeki demokratik sisteme, istikrara ve iç barışa derin zararlar verdiği belirtiliyor. Özetle Türkiye NATO üyesi olarak güvenlik garantisi elde etmekle birlikte, sürekli artan savunma harcamalarına mahkûm edilmiş, üye ülkelerin bölgedeki çıkarları ve politikaları nedeniyle ciddi zararlara uğramıştır.
NATO’nun en etkili ve baskın ülkesi ABD’dir. Güç bizde mantığı ile hareket eden ABD, gelişmekte olan ülkelere; “Bizim olan her şey bizim, sizin olan her şey de bizim” yaklaşımıyla saldırmaktan vaz geçmiyor. 1945 yılından beri, aralarında Japonya, Almanya, Çin, Kuzey Kore, Vietnam, Endonezya, Küba, Afganistan, Irak ve Libya’nın da olduğu 41 ülkeye saldırmış ve milyonlarca insan katletmiş, dünyanın jandarmalığına soyunmuş, zorba bir ülkedir. ABD’de 23 yıl boyunca başkanlık yapan Jefferson Clinton, George W. Bush ve Barack Obama dönemlerinde Müslüman ülkelere yapılan saldırılarda 11 milyon insan katledildi. Ne ki koskoca dünyada kimseler çıkıp ABD’ye işgalci, terörist, faşist, diktatör diyemedi!
Aslında sadece ABD değil kana bulanmış Batılı emperyalist devletler de saldırgan ülkelerdir. Tarihten günümüze, yüzyıllar boyunca Uzak Doğuda, Avustralya’da, Asya’da, Afrika’da ve Orta Doğu’da yapmadıkları zulüm, haksızlık ve kıyım kalmamıştır.
Bilindiği gibi 7-8 Temmuz 2026 tarihleri arasında Türkiye'nin başkenti Ankara'da NATO zirvesi düzenlendi. Zirvenin hazırlık çalışmaları ve altyapı projeleri için kamu bütçesinden 11 milyar 579 milyon 319 bin TL harcandığı belirtildi. Özellikle ABD Başkanına özel ilgi gösterildi. Ne var ki ABD başkanı kana doymuyor. Tam da zirve sırasında komşumuz İran’a tekrar savaş açtı. Çevremizdeki savaş tekrar başladı. Ülkemiz ateş çemberi içinde.
Velhasıl Türkiye’nin NATO üyesi olması, “Denize düşen yılana sarılır” misali!