TÜRKİYENİN BORÇLANMA HİKAYESİ

Hazine ve Maliye Bakanlığı 31 Mart 2026 tarihi itibariyle merkezi yönetim borç stokunu 14 trilyon 446.9 milyar olarak açıkladı. Bu borç stokunun 6.887.2 milyar liralık bölümü Türk Lirası cinsinden, 7.559.7 milyarlık bölümü ise döviz cinsinden borçlardan oluştu. İç borç stoku 8.671.3 milyar lira olurken, dış borç stoku 5.775.6 milyar lira düzeyinde gerçekleşti. (1)

Türkiye’nin dış borcu 1970 yılında 2.7 milyar dolardı. 1980 yılına geldiğinde borcumuz 19.1 milyar dolara yükseldi. 1990’da borcun 52.4 milyar dolar olduğu görülüyor. 1990 ile 2000 yıllarına bakıldığında bu 10 yıl içerisinde dış borç stokunun oldukça arttığı söylenebilir.

1990 yılında 52.4 milyar dolar olan dış borç 2000 yılında 118.6 milyar dolar oldu. 2010 yılına kadar dış borç stoku neredeyse her yıl artarak devam etti ve 2010 yılında 291.2 milyar dolara geldi.

2014 yılına kadar her yıl artış gösteren dış borç 2015 yılının son çeyreğinde 403.1 milyar dolara, 2018 yılının ilk çeyreğinde ise 457.9 milyar dolara kadar yükseldi. Haziran 2023 itibariyle dış borç stoku 475.8 milyar dolara çıktı. 2025 yıl sonu verilerine göre brüt dış borç yaklaşık 565.5 milyar dolara çıkarken tarihi zirveyi gördü. Böylece borcun milli gelire oranı yüzde 36.7’ye geldi. (2)

Son yarım yüzyılın özetine baktığımızda ne yaptığımızın cevabı, 2.7 milyar dolar dış borcumuzun 565.5 milyar dolara nasıl geldiği sorusunda görüyoruz.

Dış borçlanmanın 1854’te başladığı belirtiliyor. Ne ilginçtir ki, borçlanmaya başladığımız bu dönemde, 1856’da Dolmabahçe Sarayı’nı, 1865’de Beylerbeyi Sarayı’nı, 1871’de Çırağan Sarayı’nı, 1909’da Yıldız Sarayı’nı yaparak hizmete açmışız. Önceki yıllarda olduğu gibi günümüzde de alınan borçların büyük bölümü yeni ve üretime dönük yatırımlar yerine genellikle eski borçların faizinin ödenmesinde veya tüketime yönelik yatırımlarda kullanıldı. Bu durum her yıl borç yükünün artmasına ve bugünkü tablonun ortaya çıkmasına yol açtı.

Yıllardır süre gelen bu borçlanma hikayesinde, Türkiye’nin her zaman dış borcunu anapara ve faiziyle birlikte ödeyebilir olsa da, ancak bu borçları genellikle “döndürme” yoluyla yürüttüğü ve borçların sürdürülebilirliğini sağladığı görüldü. Bundan dolayı borç yükü sürekli artarken, bunun yanı sıra faiz giderleri her yıl yükseldi. Son yılların bütçelerinde bu artışların seyrini şu şekilde gözlemliyoruz.

· 2023 yılında ödenen faiz giderleri : 674.6 milyar TL

· 2025 yılında ödenen faiz giderleri : 1 trilyon 270.4 milyar TL

· 2025 yılı faiz gideri : 2 trilyon 54.4 milyar TL

· 2026 yılı bütçesinde öngörülen faiz giderleri : 2 trilyon 741.7 milyar TL

Bu sonuç, günde ortalama 7.5 milyar lira faiz ödeyeceğimiz anlamına geliyor. 2026 yılının ilk üç ayında 876 milyar lira faiz ödediğimiz açıklandı. Yıl sonunda 2026 yılı için ayrılan ödeneğin yeterli olmayacağı ve faiz giderlerinin 3 trilyon lirayı aşacağı tahmin ediliyor.

Bu süreçte, önemli bir gerçek ülkemizin borç bulma konusunda zorlandığı ve bulduğu paraya da aşırı yüksek faiz ödemek zorunda kalması. Bu nedenle ekonomi yönetiminin döviz gelirlerini artırmak için ihracat ve turizme öncelik vermesi, özellikle üretime dayalı ekonomi, politikalarını tercih etmesi gerekir. Ayrıca borcu çevirmenin kolay olmasının yanı sıra borçlanma koşullarının da uygun olmasının önemli olduğu göz ardı edilmemelidir.

Kaynakça :

(1) dogrulukpayi.com

(2) hmb.gov.tr