ULUSLARARASI HUKUK MU, ULUSLARARASI AYRICALIK MI?

Uluslararası hukuka göre bu yasadışı bir saldırı savaşıysa, Lahey’de Trump hakkında tutuklama emri çıkarılacak mı? ABD’li sporcular men edilecek mi? ABD varlıklarına el konulacak mı? Ah hayır, unuttum… ABD’nin bunu yapmasına izin veriliyor.

Bu cümle aslında Maduro tartışmasının kalbine değil, uluslararası düzenin kalbine saplanıyor: Kural var; kurum var; yaptırım var… ama kime uygulanacağı, çoğu zaman güç ilişkilerinin filtresinden geçiyor. Ve Venezuela dosyası, bu seçiciliği en çıplak haliyle gösteren bir ayna.

Ocak 2026’nın ilk günlerinde ABD medyası ve bazı resmî metinlere yansıyan iddialara göre Washington, Nicolás Maduro’yu “narco-terör” ve uyuşturucu suçlamalarıyla hedef alıp bir operasyonla ele geçirerek ABD’ye götürdü; Maduro’ya yöneltilen isnatlar arasında uyuşturucu sevkiyatı ve silah suçları da sayılıyor. Aynı dosyanın kökleri daha eski: ABD Adalet Bakanlığı 26 Mart 2020’de Maduro ve bazı Venezuelalı yetkililer hakkında “narco-terör” dahil çeşitli suçlamalarla kamuya açık bir duyuru yapmıştı.

Burada kritik soru şudur: “Maduro hakkında ağır suç isnatları var mı?” Evet, iddialar var. Ama asıl soru şu olmalı: “Bu isnatların yargılanması hangi zeminde meşru olur?” Çünkü meşruiyet, isnadın ağırlığından değil; yetkiden, usulden ve hukukun kaynağından doğar.

Eğer mesele gerçekten “uluslararası ceza adaleti” ise, bunun adresi—en azından teoride—Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM/ICC) gibi, yetkisini uluslararası bir antlaşmadan alan kurumlardır. UCM’nin Venezuela’ya ilişkin “Venezuela I” başlığında bir dosyası ve inceleme/işlem çerçevesi bulunduğu, mahkemenin kendi sayfasında açıkça yer alıyor. UCM’nin 2021’de Venezuela’daki iddialar hakkında soruşturma başlattığını ve 2025 Aralık’ında Venezuela Meclisi’nin Roma Statüsü’ne ilişkin geri çekilmeyi başlatan bir adım attığını aktarıyor. İşte burada hukuk net konuşur: Roma Statüsü’ne göre resmî sıfat (başkan olmak dahil) UCM bakımından yargılamaya engel değildir. Dahası, bir devletin çekilme sürecine girmesi, çekilme yürürlüğe girmeden önce başlatılmış soruşturma ve işlemler bakımından UCM’nin konuyu ele almasını otomatik olarak ortadan kaldırmaz.

Peki o zaman, “ABD’de yargılama” neden tartışmalı? Çünkü bir devletin iç ceza dosyası, tek başına ona başka bir devletin topraklarında zorla yakalama ve egemenliği fiilen devre dışı bırakma lisansı vermez. Tam da bu nedenle, Trump’ın “Maduro operasyonu”na dair uluslararası hukukçuların “bariz hukuka aykırılık” eleştirilerini içeren değerlendirmeler gündeme geldi. Burada ikinci bir düğüm daha var: Devlet başkanları ve en üst düzey görevliler bakımından “yabancı devlet mahkemelerinde bağışıklık” meselesi, uluslararası teamül hukukunun en çetin alanlarından biridir. Uluslararası Adalet Divanı’nın (UAD/ICJ) “Arrest Warrant” kararında çizdiği çerçeve, şunu söyler: bağışıklık, ceza sorumluluğunu yok etmez; ama yabancı devlet mahkemelerinin yargı yetkisini usulen sınırlar.

O halde, Maduro hakkında “yargılanması meşru mu?” sorusunun cevabı ikili:

Evet, meşru olabilir—eğer süreç, UCM gibi uluslararası yetkiye dayalı bir mekanizma içinde, delil standardı ve adil yargılanma güvenceleriyle yürürse. Roma Statüsü bu kapıyı açık tutar.
Ama tartışmalı olur—eğer yargılama, bir ülkenin “iç iddianamesi” üzerinden, başka bir ülkenin egemenlik alanını fiilen aşan bir güç gösterisine dönüşürse.

Ve işte o cümle buraya bağlanır: “Ah hayır, unuttum… ABD’nin bunu yapmasına izin veriliyor.” Aslında “izin” hukuki bir izin değil; fiilî dokunulmazlık. Küresel sistem bazen şöyle işliyor: Zayıf olan için hukuk, yaptırımın dili; güçlü olan için hukuk, gerekçenin dili. Venezuela’nın Roma Statüsü’nden uzaklaşma hamlesi de, “yargılanmaktan kaçış” kadar, “yargılamanın siyasileşmesine itiraz” argümanıyla pazarlanıyor.

Sonuçta mesele Maduro’nun sevabı-günahı değil; dünyanın hangi kuralla yönetileceği. Hukuk “herkese eşit” olacaksa, eşitliğin ölçüsü slogan değil, yöntemdir: Yetki nereden geliyor, delil nasıl toplanıyor, yargılama hangi güvenceyle yapılıyor? Eğer bunlar yoksa, adına “adalet” dense bile geriye kalan şey çoğu zaman sadece gücün yargısı olur. Bu da eninde sonunda herkesin aleyhine işler; çünkü bugün “izin verilen” yarın “emsal” olur.