Aşağıdaki yazı Altan Dergisi’nin 21 Şubat 1937 tarihli 23. sayısından alınmış olup vali ve halkevi başkanı Tevfik Sırrı Gür’e (1892-1959)aittir:
“Bana ne deme ve darılma!
Münevver arkadaş,
Batı ellerinde pek duyulmamıştı amma, ben de senin gibi buralarda işittim, doğu elleri ahalisi, Elâziz’i ticaret ve kültür merkezlerine 18- 20 günde bağlayan bir yolun başına beş yabancı kardeş tarafından kavak ve kerpiçten yapılan beş yapı yüzünden, yurdun bu kabiliyetli köşesini Paris’e benzetmişlerdi:
Hattâ 1325 yılında çıkarılan (Vilâyet salnamesi) kavak ve kerpiçten mamul bu beş evi Elâziz’de gotik mimarisinin taklit edilmesi ve bir (çatı) hadisesi olarak kaydediyor.
Gotik(!) tarzında kavak ve kerpiçten çatılı basit beş evin yapılışı, Elâziz şehrinin batı taraflarındaki bir yerin kıymet ve git gide Paris’le boy ölçüşen bir şöhret kazanmasına sebep olmuştur.
Beş kardeşler mevkii ...
Bu yalancı şöhretin doğup yayılışında bu beş kerpiç enkazı yalnız değildi: Senin millî vicdanını boğmağa, millî ruhunu öldürmeğe memur edilen dokuz tane kolej ve teferruatının husule getirdiği hareketler, yabancı memleketlerle hep senin ziyanına kurulmuş olan sıkı münasebetler, millî varlıklarının, millî tarihinin ve millî duygularının aleyhine hep bu şöhreti takviye ediyorlardı.
Millî duygularla, uydurma tarihlerle, umumî bilgilerle senin üstünde yaşayan insanların kültürleri altında üzülüyor, eziliyordun. Derdine daima sarık ve haçtan derman aradın. Yine kavak ve kerpiçten mamul kolejler acaip alimden birisi olarak gözüne görünürdü.
Senden başkalarının, senden kuvvetli ve sana hâkim olduklarına inanmağa başlamıştın.
Millî kültürünü, yabancı kültürlerin altında kaybediyordun.
Devir değişti.
Beş kardeşlerin, üç kardeşlerin; bu kolejlerin, şu mekteplerin fuzuli olarak kazanıp taşıdıkları şöhretler yıkıldı, yaratılan millî varlığım kuvvetlendiren, tarihini öğreten, millî bünyen içinde efendice yaşama şartlarını kurup yaşatan, millî gururunu kazandıran, nihayet millî kültürünü yaratan bir devrime eriştin.
Hayat verici havasını teneffüs etmeğe başladığın müstakil yurdunda daima daha iyi yaşamak için hazırlanırken, muhitini yabancılıklardan kurtarmağa da devam ettin. Yabancıları hatırlatan beş kardeşler mevkiine kurduğun (kültür mahallesi) ile, bu ismi de kayıplara karıştırdın.
Kurulan eser, büyük yapıcı Atatürk’ün dilediği ve emrettiği Türk birliğinin kültür kaynağı olabilecek ve senin için daima zararlı olan yabancı kolejlerin yerini çok üstün maddî ve manevî şartlarla doldurup, taşıracak bir şekilde meydana geldi:
Eski mekteplerin pek üstünde olarak açılan ve çoğaltılmasına devam edilen mekteplerinle çocukların bilgili ve terbiyeli edilirken, millî kültürünü kuvvetlendirip yayacak ve yetişkin olanları millî şuurun icapları dairesinde bilgili edecek olan bu kültür kaynağına da en önemli ödevler ayrıldı ve verildi.
Ve bu ödevler Halkevi talimatnamesinde bütün açıklığı ile madde madde yazıldı ve senin eline teslim edildi. Sen bu talimatnameyi okudun mu? Henüz okumadınsa, millî kültürüne karşı birinci vazifen onu okuyup içinde senin için ayrılmış olan kısmı bulmak ve bellemektir.
Türk birliğinin milli kültür kaynağı olan (Halkevi)nin Elaziz’de kurulup açılalı tamam üç yıl oldu. Halkevi deyip geçme, Biraz üzerinde dur. Halkevinde seninkinden daha üstün bir hak ve salahiyet sahibi kimse yoktur.
Beş kardeş ve daha başka yabancıların kurup yaşatmaya savaştıkları yabancı bir kültür şerefi yerine, kendi namına kurulan bu kültür kaynağının kendi elinle daha çok yükseldiğini göreceksin.
Bu kültür kaynağında senin hissene ayrılmış olan ödevlere sahip ve alakalı ol… Dördüncü yılında ismini ve eserlerini çalışma tarihine yazılması senin ve inkılabın karşılıklı haklarınızdır…”