YAŞAMIN VAZGEÇİLMEZİ SU

Op. Dr. Fatma Şenes’in, kısa süre önce yayınlanan, “Su Gerçekten Ne kadar Mucizevi” başlıklı yazısında yer alan, bilgilendirici ve yararlı önerilerini ilgiyle okudum.

Hoca’nın da belirttiği gibi suyun, vücudun çalışmasındaki yararlı görevleri saymakla bitmiyor. Ayrıca TV programında dinlediğim, adını anımsayamadığım bir Prof. Dr. hekimin, “ İnsan hava almadan en çok 3 dakika, su içmeden 3 gün, yemek yemeden 30 gün dayanabilir.” cümlesinin de suyun yaşam için vaz geçilmez olduğunun kısa özeti olduğunu düşünüyorum.

Elbette ki, sadece insanlar için değil, bilinen tüm biyolojik yaşam için de su, temel ve vazgeçilmez bir kaynaktır. Tüm canlılar, hayatta kalabilmek için ve de sağlıklı yaşam için suya bağımlıdır. Kimyasal formülü H₂O olan su, doğada fiziksel olarak sıvı, buz ve su buharı halinde bulunabiliyor.

Aşikâr ki su, sadece kendi yaşamımız için bardaktan içtiğimiz hayati sıvı değildir. Nehirler, göller, kaynak suları, denizler, kıyılar, kara suları ve de boğazlar ve kanallar gibi su yolları dünya genelinde ekonomik, ekolojik ve politik açılardan hayati öneme sahiptir. Su ülkeler için stratejik bir jeopolitik güç unsuru haline gelmiştir. Özellikle denizlerin ve de sınır aşan nehirlerin her türlü kullanımı dünya genelinde ekonomik, ekolojik ve politik açılardan hayati öneme sahiptir. Ülkeler arasında ciddi diplomatik gerilimlere ve bölgesel çatışmalara neden olmaktadır. Öyle ki su nedeni ile savaşlar çıkmaktadır. Uzmanlar, İsrail’in Gazze’ye saldırıp, Filistinlileri çıkarmasının ve de Suriye ve Lübnan’a saldırmasının farklı nedenleri de olmakla birlikte daha çok su ve petrol için yapıldığını vurgulamaktadır. Doğal kaynakların, özellikle de su ve Doğu Akdeniz’deki yeni doğalgaz rezervlerinin, İsrail’in uzun vadeli stratejisinin önemli bir parçası olduğu kaydedilmektedir. Aynı şekilde sulama ya da ulaşım amacı ile kullanılan boğazlar ve kanallar gibi suyolları da uluslararası düzeyde çok büyük öneme sahiptir. ABD’nin İran’a saldırısında ve gelinen noktada Hürmüz Boğazı, İran'a boğazı kontrol etme ve jeopolitik baskı unsuru olarak kullanma imkânı tanımıştır.

Ne yazık ki konuya üç tarafı denizlerle çevrili Türkiye açısından bakıldığında son 25 yıllık iktidar zamanında doğal kaynaklarımızın ülke ve toplum yararına değerlendirilmediği ve korunmadığı görülmektedir. Kıyılar, nehirler, göller, su kaynakları, sulak topraklar ve ormanlar yanlış arazi kullanımı, endüstriyel ve tarımsal kirlilik ve plansız kentleşme ve yapılaşma neticesinde ciddi tahribatlara maruz kalmıştır. Arıtma tesisi olmayan fabrikalar, HES’ler ve kömürlü Termik santraller doğal güzelliğe sahip dere, nehir ve şelalelere zarar vermektedir. Özellikle her türlü cevher ve maden türevlerinin çıkarılması için yandaş maden şirketlerine ve de elektrik işletmelerine verilen ihaleler neticesinde Türkiye’nin pek çok yerinde çevre katliamları yapılmaktadır. Sulak topraklar, ormanlar, zeytinlikler tahrip etmektedir.

Netice olarak iklim krizi ve yapılan tahribatlar neticesinde yağış azalıyor, ekolojik denge bozuluyor, ormanda barınan tüm canlılar yok oluyor. En önemlisi de havadaki oksijen tükeniyor, su kalmıyor!..

Konu ile ilgili olarak Elazığ’ın su potansiyeline de değinmeden geçmek istemiyorum. Elazığ, Türkiye'nin en zengin su kaynaklarına sahip illerinden biridir. Kadim Elazığ, coğrafi konumu gereği, üç tarafı nehirlerle çevrili bir kentti. 1960’lı yıllardan sonra Elazığ, sadece nehirlerle değil, Fırat Nehri üzerinde yapılan, beş barajdan ikisi olan, Keban Barajı ve Karakaya Barajı gölleri ile de çevrilidir. Geçmişte yaşanan kuraklığa karşın bu sene yaşanan şiddetli yağış nedeni ile Keban barajında su seviyesinin yükseldiği ve baraj gölü kapaklarının açıldığı belirtiliyor. Yani memnuniyet verici bir durum yaşanıyor. Zira barajların doluluk oranı, enerji üretimi ve su güvenliği açısından çok gerekli ve önemlidir. Ortadoğu coğrafyasının en uzun nehri olan Fırat nehri; tarımsal üretim, hidroelektrik enerji kapasitesi ve stratejik konumu ile Türkiye, Suriye ve Irak arasındaki dengeleri belirleyen en kritik su kaynaklarından biridir. Hazar Gölü de Elazığ’ın 1957’den beri elektrik ihtiyacını karşılayan hidroelektrik santraline ve Elazığ ovasını sulama imkanına sahiptir. Göl çevresinde sulak verimli tarımsal ekin alanları bulunmaktadır. Ne var ki yapılan son ihalede, Maden çevresinden çıkarılmakta olan maden ve türevlerinin sevk ve depolama işlemlerinin, SİT ve tarım alanı içinde yer alan Gezin Tren İstasyonu’nundan yapılmasına izin verildiği belirtiliyor.

Bilindiği gibi 1954 yılında faaliyete geçen Çimento Fabrikası, yanlış yer seçimi nedeniyle Elazığ’da ağır çevresel etkilere neden oldu ve de olmaktadır. O yıllarda Elazığ’ın Yığıki semti ( Aksaray Mahallesi ); oluk oluk akan çeşmeleri, dereleri, çayları ve gölü ile bir su cenneti idi. Herkesin bahçesinde bir tulumba ve havuz vardı. Sulak toprakların mekanı Yığıki, bahçeleri, bağları ve tarlalarıyla Elazığ’ın en yeşil mahallesiydi. Kentin havasını kirleten, çevresine ve doğal yapısına zarar veren Çimento Fabrikası, Yığıki’nin yem yeşil bağ ve bahçelerini de tamamen kuruttu. Elazığ halkının geçmişten ders alması, toplu halde direnerek Gezin ve çevresine sahip çıkması gerektiğini belirtmek isterim.

Netice olarak yüce tanrının bahşettiği su, hava ve verimli topraklar, yaşamın temeli ve olmazsa olmaz kaynaklarıdır, gelecek nesiller için kesinlikle korunmalıdır!..