Üç Tarafı Deniz, Etrafı Kel Dağ: Elazığ’ın Bitmeyen Ağaçsızlık Kaderi ve Yeşil Vizyon Arayışı
Cumhuriyet arşivlerini açıp bakıyoruz; Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün ıslak imzasını taşıyan Bakanlar Kurulu kararnamesinde ne yazıyor biliyor musunuz? "Hazar Gölü Çevresinin Ağaçlandırılması..." Cumhuriyetin ilk yıllarından beri bu şehrin yeşile, ağaca, ormana olan hasreti devletin en tepesinde bile tescillenmiş.
Peki, gelelim bugüne... Yıl 2026. Tam 7 Şubat 1951 yılından beri, yani dile kolay 75 yıla yaklaşan köklü bir geçmişle Elazığ’da koskoca bir Orman Bölge Müdürlüğü hizmet veriyor. Sadece Elazığ’a da değil; Bingöl'den Van’a, Tunceli'den Hakkari'ye kadar doğudaki 8 ile hükmeden devasa bir idari merkezden, milyonlarca fidan üreten bir yapıdan bahsediyoruz. Şehir adına elbette önemli bir idari kazanım. Ancak madalyonun öteki yüzünü çevirdiğimizde, Turan Gazetesi'nin de haklı olarak gündeme taşıdığı o kaçınılmaz soru tokat gibi yüzümüze çarpıyor:
Bölge Müdürlüğü Elazığ’daysa, neden Elazığ’ın dağları hâlâ büyük ölçüde çıplak ve kel?
Üç tarafı Keban’la, Karakaya’yla, Hazar Gölü’yle çevrili, suya bu kadar yakın bir yarımada şehri, nasıl olur da bozkırın ortasında kaderine terk edilmiş gibi görünür? Şehrin çevresine çıkan herkes aynı manzara ile karşılaşıyor: Yaz aylarında kahverengiye bürünen tepeler, erozyonun izlerini taşıyan yamaçlar ve yeşilden çok çölleşmenin hâkim olduğu geniş alanlar...
Elbette bu tablonun tek sorumlusu Orman Bölge Müdürlüğü değildir. Zorlu iklim şartları, yetersiz yağış rejimi, kurak toprak yapısı, geçmiş yıllardaki tahribat, mera baskısı ve yangınlar gibi birçok doğal ve beşerî etken ağaçlandırmayı zorlaştırmaktadır. Kurumun zaman zaman binlerce fidanı toprakla buluşturduğunu, erozyon kontrolü ve rehabilitasyon çalışmaları yürüttüğünü de resmî açıklamalardan biliyoruz.
Ancak yerel kamuoyunun ve vatandaşın başarı ölçüsü, kağıt üstündeki hedefler veya alelacele uygulanan (Harput yamaçlarındaki kurumuş Badem Eylem Planı gibi) kalıcı olmayan projeler değildir. Vatandaşın başarı ölçüsü; dikilen fidan sayısı değil, yıllar sonra o dağlarda serinleyebileceği, yeşeren ormanlardır! Biz bugüne kadar "Şu kadar milyon fidan ürettik, bu kadar fidan dağıttık" açıklamalarını çok dinledik. Ne yazık ki bu rakamlar sahaya, toprağa can suyu olarak yansımıyor.
Belki de artık klasik fidan dikme kampanyalarının, "dikildi" densin diye yapılan bürokratik faaliyetlerin ötesine geçmenin zamanı çoktan gelmiştir. Elazığ’ın bu makus talihini yenmek için; su tutan modern projeler, kuraklığa dayanıklı ağaç türleri, damlama sulamalı ağaçlandırma sahaları kurulmalıdır. En önemlisi de belediyeler, üniversiteler, sivil toplum kuruluşları ve gönüllü vatandaşların omuz vereceği uzun soluklu bir “Yeşil Elazığ Seferberliği” başlatılmalıdır.
Bir şehrin gerçek zenginliği yalnızca beton binalarıyla değil; nefes aldığı ormanlarıyla ölçülür. Elazığ, Orman Bölge Müdürlüğünün sadece tabelasını ve idari ağırlığını değil, yeşil vizyonunu da dağlarında en güçlü şekilde hissetmek istiyor.
Temennimiz odur ki gelecek nesiller, bugün “kel” diye tarif ettiğimiz o mahzun dağlara baktıklarında yemyeşil ormanları görsünler. İşte o gün başarı, kurumsal raporlardaki rakamlarla değil, gözle görülen o muazzam yeşil manzarayla tescillenecektir.