ZORUNLULUKTAN GÖNÜLLÜLÜĞE GEÇİŞ

Sabah alarm çaldığında işe gitmeyi düşünürken içinizden geçenlere dikkat edin. Kaç kez “Gitmeliyim” diyorsunuz, kaç kez “Gitmek istiyorum”? Hafta sonu arkadaşlarla bir buluşma planı var ve takvime baktığınızda içinizden bir ses “Gitmezsem ayıp olur, gitmem lazım” diyor.

Günlük hayatımızın büyük bir kısmı, istekli olarak yaptıklarımızla zorunlu hissettiğimiz şeyler arasında geçiyor. Bu ayrım küçük gibi görünse de ruh halimizi, ilişkilerimizi ve hayattan aldığımız doyumu doğrudan etkiliyor. Çünkü bir şeyi gönüllü olarak yapmakla, “yapmam gerekiyor” diyerek yapmak aynı içsel deneyimi yaratmıyor.

İstekle yapılan davranışlarda bir içsel rahatlama hissi vardır. Kişi yaptığı şeyle temas halindedir. Yorulsa bile, yaptığı şeyin anlamı ona güç verir. Oysa “yapmam lazım” ile başlayan davranışlara çoğu zaman içsel bir direnç eşlik eder. Zorunluluk hissi arttıkça gerginlik, huzursuzluk ve tükenmişlik de artar.

Buradaki fark çoğu zaman koşullardan değil, kullandığımız dilden kaynaklanır. “Başka çarem yok”, “Bunu yapmak zorundayım” gibi ifadeler, davranışı olduğundan daha ağır bir yüke dönüştürür. Oysa çoğu durumda, tamamen çaresiz değil; sadece gönüllü olmadığımızı fark etmeden ilerliyoruz.

Gönüllü olmak, her zaman keyif almak demek değildir. Zor, yorucu ya da duygusal olarak ağır olan şeyleri de isteyerek yapabiliriz. Bir çocuğun sorumluluğunu üstlenmek, bir yakınımıza destek olmak, uzun vadeli bir hedef için emek vermek çoğu zaman kolay değildir. Ama bu davranışlar, kişi için anlamlıysa, içsel olarak daha sürdürülebilir olur.

Gönüllü olarak yapılan davranışlar, kişinin önem verdiği değerlerle bağlantılıdır. Bu bağlantı, yükü hafifletmez belki ama taşınabilir hale getirir. Aynı sorumluluk “zorundayım” dediğimizde bize zarar verebilirken, “benim için önemli” dediğimizde dayanılabilir hale gelir.

Bu nedenle çoğu zaman bizi yoran şey yaptığımız işler değil, onlarla kurduğumuz ilişkidir. Aynı koşullarda çalışan iki kişiden biri daha huzurlu hissederken, diğeri tükenmiş hissedebilir. Farkı yaratan, davranışın arkasındaki nedendir.

Bu noktada kendimize şu soruyu sormak önemli: “Bunu gerçekten ne için yapıyorum?” Eğer cevap sadece suçluluktan, korkudan ya da başkalarını memnun etme ihtiyacından geliyorsa, bedeli ağır olur. Ama cevap, “hayatımda önem verdiğim bir şeye hizmet ediyor” noktasına yaklaşabiliyorsa, bu deneyim anlam kazanır.

Peki günlük hayatta dilimizi nasıl değiştirebiliriz?

– “Yapmalıyım” dilini gün içinde ne kadar kullandığınızı fark edin. Kararsız kaldığınız anlarda kendinize “Bunu yapmaya gönüllü müyüm?” diye sorabilirsiniz.

– Tam gönüllü olmadığınız alanlarda, en azından hangi kısmına gönüllü olabileceğinizi belirleyebilirsiniz.

– Davranışı bir değerinize bağlayabilirsiniz: “Bunu yapmak benim için neden önemli?”

– Gönüllü olamadığınız her şeyi sevmek zorunda olmadığınızı kabul edebilirsiniz.

Sonuç olarak...

Hayat her zaman istediğimiz koşulları bize sunmaz. Ama çoğu zaman, yaptıklarımızla kurduğumuz ilişkiyi dönüştürme alanımız vardır. Bazen en büyük değişim, “bunu yapmalıyım”dan “bunu yapmaya gönüllüyüm”e geçmekle başlar.

Kaynak:
Hayes, S. C., Strosahl, K. D. ve Wilson, K. G. (2012). Acceptance and Commitment Therapy: The Process and Practice of Mindful Change (Kabul ve Kararlılık Terapisi). Guilford Press.

Yazar: Uzman Psikolog Zeynep Taşel Günal