Bİ KIRTİK KALDI

​Valla gardaş, bu sefer gerçekten sözlerinde durup veriler.
​Hatırlarsaz geçmiş dönem yazılarımdan birinde "verisez verin" diye bir yazı yazmıştım. O yazımda; TV’lere çıkıp "yaz 23 forma", "yaz 123 forma", "yaz 1023 forma" diye reklamlarını yapanların çoğu para verip Elazığspor formalarını almamışlardı. Elazığspor yönetimi de bu isimleri açıklamamıştı. Olabilir, tercih yönetimindir; açıklamalarına da gerek yok. Zaten Elazığ halkı şov peşinde olanları çok iyi bili.
​Gelelim bugüne... Elazığspor'a prim açıklayanlar gerçekten veriler gibi. Takımımız; son hocamız Erkan Sözeri, yönetim kurulu, futbolcularımız ve tüm ekibin üstün gayretiyle play-off oynamaya hak kazandı. İnşallah sonu da şampiyonluk olacak.
​Şehrimizde hali vakti yerinde olan iş insanları, milletvekilleri... Ardı ardına primler vermeye başladılar. Tüm bu iyi niyetli primlere bazıları eleştiriler getirip "gardaş fakir fukaraya da verin" filan demeye başladılar. Tamam da gardaş, siz bu prim verenlerin fakir fukaraya vermediklerini nerden bilisiz? Ne yani, gelip ne yaptıklarını herkese tek tek anlatsınlar mı? Ne bilisiz vermediklerini?
​Prim verenlerin kim olduklarını pek bilmim, zaten isimlere bakmim; verdikleri paraya bakim. İçlerinden bir tanesi benim 20 yıllık dostum, arkadaşım: ETSO başkan adayı Nurullah Öner. Primi açıklamasının hemen ardından fakir fukara mevzusu devreye sokuldu. Kendisini çok iyi tanıdığım için açıklama gereği duydum. Ben bu arkadaşın yaptığı diğer yardımlara, hayırlara şahitim. Yaptıklarını asla açıklamaz ama yakın dostum olduğu için bir şekilde duyarım. Zengin mi? Zengin. Elazığspor haricinde maddi yardımda bulundukları da var mı? Var.
​O zaman sadece Nurullah Öner değil, Elazığspor’a prim veren hiçbir kimseyi tanımadan eleştirmeyin. Yolumuz şampiyonluk. Gelin bu güzel günlerin tadını hep beraber çıkaralım, takımımıza destek olalım. Maddi, manevi herkes elinden geleni yapsın. "Simitçi Ömer" hatrına bu takım şampiyon olsun. Şunun şurasında bi kırtik kaldı. İnşallah 10 Mayıs gecesi sokaklara döküleceğiz ve şampiyonluğu kutlayacağız.

****

TUTTUĞUNU GETİR

​Türkiye’de yıllardır Elazığ için söylendiği iddia edilen bir söz var. O da şu: "Elazığ’dan tuttuğunu getir." Yani her şehirde birkaç tane deli varsa, Elazığ’da daha fazla var. Hemen bu konuyu biraz açam. Malum şehrimizde akıl ve ruh hastalarının tedavi edildiği büyük bir hastane var. Türkiye genelinden, çoğunlukla da bölgemizden hastalar buraya getirilerek tedavi ettirilmekte.
Peki, hastane bu şehre niye yapılmış? Şahsi yorumumdur: Elazığ zeki, çalışkan, misafirperver, kahraman, milliyetçi bir şehir olduğu için hastane bu şehre yapılmış ve tedaviye getirilen insanlar da bu şehrin halkına emanet edilmiş.
​Şehir, diğer bir adıyla "deliler" ile o kadar güzel bir diyalog kurmuş ki, o kadar iyi anlaşıp sahip çıkmış ki; bu şehrin zeki insanları, doktorları, delileri o kadar güzel tedavi edip arasına katmış ki, artık iyileşen hastalar daha sonra şehirden gitmemiş ve burada kalmışlar. Şehir delisiyle, velisiyle tanınmış. Elazığ halkı yeri gelmiş bu delileri sevmiş. Yeri gelmiş onlarla beraber üzülmüş. Yeri gelmiş beraber gülmüş. Delilerimizle ilgili onlarca ilginç olay, efsane nesilden nesile aktarılmış. Hatta bu "deli" dediğimiz insanlar öldüğü zaman cenazeleri binlerce insan tarafından kaldırılmış, fotoğrafları bile ölümlerinden sonra evlerin, iş yerlerinin duvarlarına asılmış. Bayramlarda, mübarek günlerde delilerimizin mezarları ziyaretçi akınına uğramış.
​Fazla uzatmayayım; işte bu şehrin akıllı insanları, herkesin deli dediği, akıl ve ruh sağlığı bozulmuş insanları tedavi etmiş ve bağrına basmış. Kim ne derse desin; biz delilerimizden ve hastanemizden razıyız. Razıyız ama bu günlerde tehlikeli bir durum var. Zira Akıl ve Ruh Sağlığı Hastanemizin arazisi, diğer birkaç parça araziyle beraber satılacakmış. Yani satılırsa hastane kapatılacak mı, yenisi yapılır mı ya da başka bir şehre mi taşınır bilinmi. Kısacası hastanemiz ve delilerimiz elimizden uçup gidecek. Gardaş, hastanemize ve delilerimize karışmayın. Kimin göreviyse gitsin bu işi çözsün.