Kıymetli TURAN Gazetesi okurları sizlere bu yıl Yüksek lisans öğrencim ile çalıştığımız önemli bir konuyu köşe yazsısı olarak derlemek istedim. Türkiye’de otomobil denildiğinde çoğu zaman akla fiyatlar, vergiler, yakıt giderleri ve ikinci el piyasası gelir. Oysa artık otomotiv sektörü yalnızca ekonomik bir alan değil; çevre, enerji, sağlık ve gelecek kuşaklar açısından da stratejik bir meseledir. Bugün satın alınan her araç, sadece trafiğe değil, aynı zamanda Türkiye’nin karbon bilançosuna da dâhil olmaktadır.

Fırat Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü Enerji Sistemleri Mühendisliği Anabilim Dalı’nda hazırlanan “Türkiye’de Otomotiv Sektörünün Karbon Ayak İzi: Satış Verileri ile Gelecek Senaryolarının Modellenmesi” başlıklı yüksek lisans tezi, bu açıdan oldukça önemli sonuçlar ortaya koymaktadır. Bekir Aktürk tarafından hazırlanan çalışma, 2021–2024 yılları arasındaki ODMD satış verilerini esas alarak Türkiye otomotiv pazarının CO₂ emisyon profilini incelemektedir.

Tezin en dikkat çekici yönü, otomotiv sektörünü yalnızca satış rakamlarıyla değil, araçların kilometre başına saldığı karbon miktarıyla değerlendirmesidir. Araçlar 0–120, 121–150, 151–180, 181–200 ve 200 g/km üzeri emisyon aralıklarında analiz edilerek Türkiye’de satılan araçların çevresel etkisi ortaya konmuştur. Böylece “kaç araç satıldı?” sorusunun yanına çok daha önemli bir soru eklenmiştir: “Satılan araçlar Türkiye’yi temiz ulaşıma yaklaştırıyor mu?”

Çalışma, mevcut gidişatın emisyon azaltımı için tek başına yeterli olmadığını göstermektedir. Elektrikli ve hibrit araçların pazardaki payı artsa da bu dönüşümün istenen hıza ulaşması için güçlü politikalara ihtiyaç vardır. Vergi düzenlemeleri, düşük emisyonlu araç teşvikleri, yaygın şarj altyapısı, tüketici bilinci ve yerli teknoloji yatırımları bu sürecin temel başlıklarıdır.

Elektrikli araçlar, özellikle şehir içi hava kalitesi bakımından büyük avantaj sağlamaktadır. Ancak elektrikli araç dönüşümü sadece araç satışıyla sınırlı değildir. Bu dönüşümün arkasında güçlü bir enerji altyapısı, temiz elektrik üretimi, batarya teknolojisi ve ülke geneline yayılmış şarj istasyonları bulunmalıdır. Aksi halde elektrikli araçlar toplumun geniş kesimlerine ulaşamaz.

Türkiye’nin 2053 net sıfır emisyon hedefi düşünüldüğünde otomotiv sektörü kritik bir konumdadır. Avrupa Yeşil Mutabakatı ve AB’nin emisyon politikaları da Türkiye için bu dönüşümü zorunlu hâle getirmektedir. Artık düşük karbonlu üretim ve düşük emisyonlu araç teknolojileri sadece çevreci bir tercih değil, ekonomik rekabetin de şartıdır.

Sonuç olarak bu tez, Türkiye otomotiv sektörünün karbon karnesini bilimsel verilerle ortaya koymaktadır. Mesaj oldukça açıktır: Temiz ulaşım kendiliğinden gerçekleşmeyecek; veri temelli politikalar, doğru teşvikler ve kararlı yatırımlarla mümkün olacaktır. Bugün trafikte tercih edilen her araç, yarının havasını, ekonomisini ve yaşam kalitesini belirleyecektir.

Türkiye ya mevcut alışkanlıklarla karbon yükünü taşımaya devam edecek ya da temiz ulaşım dönüşümünü zamanında yöneterek geleceğin kazanan ülkeleri arasında yer alacaktır. Tercih bugünden yapılmalıdır; çünkü iklim, enerji ve ulaşım politikalarında kaybedilen zamanın telafisi kolay değildir.

Esen kalınız…